Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk'te yayınlanan 'Neler Oluyor' isimli programda Şirin Payzın'ın sorularını cevapladı.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, CNN Türk televizyonunda yayınlanan "Neler Oluyor?" programına katılarak, Şirin Payzın'ın sorularını yanıtladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Biz dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz' sözlerini değerlendiren Arınç, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin muhafazakar, demokrat bir siyasi kimliğe sahip olduğuna işaret ederek, "Sayın Başbakanımızın dindar kelimesini kullanması aslında çok doğru, çok uygun. Sol bir parti değiliz, Demokrat Sol bir parti değiliz. Biz muhafazakar demokratız" dedi.
DİNDAR NESİL TARTIŞMASI
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk'te katıldığı programda Şirin Payzın'ın sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan'ın 'Biz dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz' sözleri hatırlatılan Arınç şöyle konuştu:
"Benim bu konuşmamdan sonra. Vay bu dindar dedi. dindar demek müslümarn demekmiş. Abuk subuk yazılar okumaya başladım. Bunu halkımız söylemisti. Bunu ben yazmadım, 1993te Manisa'da henüz milletvekili olmamış bir insandım. Ama halkın koyduğu bu üç özellik benim içinde çok önemliydi. Bugüne kadar gelen cumhurbaşkanlarının çoğu sivil değildi.
Atatürk'ten sonrası hemen hemen buna bernzerdi. Özal ilk kez bir sivildi. Halkla içiçeydi, onu seviyordu ve onunla birlikte ülkeyi yönetiyordu. Dindardı, namazına giden zamanı geldiğinde bunu ifade eden bir insandı. ben müslüman demedim, dindar demiştim. Onlar vatandaşın aslında çok hoslandığı bir konuyu tersinden gündeme getirdiler. Benim sözlerimde dindarlık vardı. O dindarlığıda halk ona vermişti.
Biz muhafazakar demokratız. Muhafazakarlık konservatif anlamırnda değil bizim için. Biz toplumurn değerlerine saygılı olmak bunun yanında Bu kültürün unsurlarının içinde din var şüphesiz. Din bizim için çok önemli bir unsur. Bunu dindarlık olarak vasıflandırmak suç değil. Bugün baktığımda bazı köşe yazarları şu eleştiriyi getiriyorlar. Böyle dediğiniz zaman yıllardır şikayet ettiğiniz tek tip insan girdabına düştüğünüzü eleştiriyorlar. Başbakan önceden demiştiki 'biz din eksenli bir parti değiliz' Bu acaba iyice bir din devletine bizi götürür mü? Bence çok yerinde olmayan zorlamayla yapılmış yorumlar var. Dindar olmanın karşılığı ateist olmak değil. Dindarlık sadece müslümanlığa has değildir. Hristiyanlığın, budistliğin de dindarı vardır. bizim toplumumuzda herkes müslümandır. Bir insan kelime-i şahadeti getirir ama dindar gibi yaşamayabilir. Onun dindar yaşamaması dinden çıktığı anlamına gelmez. Ben daha çok helal- harama dikkat ederim. Bu belki bir dindarlık vasfıdır. Ama bunu yapmayanlar islamdan çıkmaz. Yaptıklarının veya yapmadıklarının karşılığını öbür tarafta görüp görmeyeceklerine inanırlar. Hepimiz kusurluyuz, hepimiz hata yapabilir, büyük günahlarn işleyebiliriz. Ama dindar bunların yapılmamasını isteyen kişidir. Dindarlık vasfını ben muhafazakarn demokratlık içinde bir unsur olarak görüyorum. Gençlerimizin iyi yetişmesi hepimizin hedefidir. Biz aynı zamanda milli ve mnevi değerlerini bilmeli ve mümkün olduğunca yaşamalı. ama milli ve menave değerler bir dünya görüşü olarak bir atmosfer olarak yaşanması isteniyorsa bu gericilik değildir."
"BİR İNSAN DÜNYA GÖRÜŞÜNÜ İFADE EDERKEN, KARŞISINDAKİNİ YOK SAYIYOR DEMEK DEĞİLDİR"
Bir seyircinin "Çocuğumun din odaklı yetişmesini istemiyorum. Böyle konuştuğumuzda bizim gibi insanlar bu ülkeden gitsin mi? Ateist olarak yaşamak isteyen var" sorusunu Arınç şöyle yanıtladı:
"Var zaten Basında da var, sanat camiasında da var, sıradan insanlarımızda da var. Şu anlaşılmamalı. ben dindarım desem kendimi tarif etmiş olurum. Ben dindarım karşımda oturan insan dinsizim diyemez. Yani her konuda karşımıza çıkabilir. Bir insan kendi partisini dünya görüşünü ifade ederken karşısındakini yok sayıyor demek değil. Anayasanın 23. maddesindeki hususda budur zaten. Sizde soramazsınız karşınızdakine baskıda bulunamazsınız. Fransa'da kilisenin okulları var, laik okullarda var. Oradaki hayat tarzı farklı. Bizde tevhid-i tedrisat var. 20'lerden beri var. İHL'ler de milli eğitimin denetiminden geçiyor. Hiç kimse endişe etmesin. Milli eğiitimin temel ilkeleri zaten yazılı. Ama ben çocuklarımı daha dindar bir nesil olarak yetiştirmek istesem bunun bir suçu yok. Bazen çocuklarını alır karşısına kadeh tokuştururlar. Bundan emin olsunlar. Hiç endişe yok."
"Malatya'da Ermeni mezarlığı halk arasında çıkan kilise yapılıyor söylentisi ile yıkıldı. Dindar gençlik toplum derken mesela Aleviler zorunlu din dersinden muaf olmak istiyorlar. Bütün bunlar nasıl harmanlanacak" şeklinde gelen soru üzerine Arınç şunları söyledi:
"Bence endişe edecek bişey yok. Buna benzer münferit olaylar; Trabzondaki Santoro cinayeti, Malatya'daki olaylar, Hrant Dintk cinayeti. Biz cemaat vakfları konusunda böyle düşünmüyoruz. Kiliselerini tamir ediyoruz. 7 tane kiliseyi tamir ettik ve açtık azınlıkların tüm hakları korunuyor. Böyle bir yanlışlık ortaya çıkmışsa o cemaatler bize kızmazlar. Onu yapanların maksatlı olduğunu düşünürler. Ben Turgut Özal için sivil dindar demokrat dediğim zaman bundan öncekiler müslüman değil diye itham ettiler. Biri bana Time dergisini getirdi. Bush'un karşısındaki Kerry demişti ben aslında dindar bin insanım. ama Bush'un karşısında bunu ortaya çıkarmadım.
Pek çok ülkede de dindarlık aile değerlerine bağlı olmak kiliseye gitmek bir artıdır pozitif bir algıdır. bundan dolayı kimse krimseyi suçlamaz. Sadece dindarlık vasfından dolayı kimse endişe etmesin. Milli eğitimi kendi ilkeleriyle bugüne kadar kabul edilmiş tüm güvencelerle eğitimine devam edecek."
İLK VE ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN UMREYE GİTMESİ
Arınç, aileleri veya öğretmenleriyle çocukların umreye gitmesine ilişkin şöyle konuştu:
"Bunu, bir seyahat özgürlüğü gibi görmek lazım. Çünkü bazı ailelerde çocuklarını 15 tatilde alıp Maldivlere, ispanya'ya, İtalya'ya gidebiliyorlar, Uludağ'a geliyorlar. Bunda bir fevkaladelik yok. Bakın Türkiye'de bir tehlike var. O da şudur, uyuşturucuya başlama yaşı çok küçüldü, sigaraya başlama yaşı çok küçüldü. Daha kötü şeylerde yaş iyice geriledi. Gençlerde suç işlemeye yönelim daha da çok arttı. Her gün gazetelerin 2-3 sayfasında tüyler ürperten bir takım haberler, fotoğraflar görebiliyorsunuz. ya kadına karşı şiddet, ya sevgilisini bıçaklamak, veyahut da eşini, sevgilisini, bir başkasını pazarlamak. Bunlar ahlakın da reddettiği şeyler. Toplumda olmaması gereken şeyler. Yani bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu da görüyoruz. Daha çok bu değerlere sahip çıkacak gençlerimiz yetişse herhalde suç işlemekten daha uzak kalırlar. Herhalde bu konularda işleyecek noktada olmazlar diye düşünebiliriz."
Dindar nesil tartışmasıyla birlikte ortak değerlerin nasıl oluşturulması gerektiğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Arınç şöyle devam etti:
"İnsan gözüyle bakacağız, insanı yaşatırsan devlet yaşar. İnsanın eğitilmesi, istikamet kazanması, insanın doğruları yanlışları öğrenmesi, insanın iyiyi kötüyü öğrenmesi önemli olan. Eğer bunu ayırt edebilecek bir noktaya gelirse yanlış, kötü, suç olan işleri yapmaz, iyi, doğru, güzel olan işleri yapar. İnsanı eğitirken dinden istifade etmek elbette mümkündür, onu dışarı atamayız." CHP'liler bize hep derlerdi ki 'dini karıştırmayın, Allah ile kul arasına kimse girmesin, Allah ile kul arasında ibadet de gizli, kabahat da gizli'. Ama dün grup başkanvekili çıktı kürsüden Maun Suresi'ni tefsir etmeye çalıştı. Bakınız grup başkanvekili bizi artık Maun Suresi ile terbiye etmeye çalışıyor. Nereden nereye gelmiş CHP. Demek din vazgeçilmez bir şey, insan için fıtri bir ihtiyaç. Dini ihtiyacımızın çok güçlü olması lazım, kaynağından en doğru şekilde, hiçbir şekilde istismara yol açmayacak biçimde olması lazım. Geçmişte bunlar maalesef istismar edildi, cahil insanların elinde kaldı, kaynaklarımızın ötesinde, kulaktan dolma şeylerle bugünlere kadar geldik. Ama dini duyguların güçlü olması önemlidir, bunun yanında kültürümüzün bütün unsurları...Biz çok şükür bin seneden beri iyi bir medeniyetin çocuklarıyız, bugün Balkanlar'a gittiğiniz zaman geçmişte bulunduğumuz her yerde, bilim, adalet irfan, paylaşmak, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, insanlara hizmet etmek için kurulmuş vakıflar karşımıza çıkıyor. Yani dini soyutlayarak, onun dışında tamamen din dışı bir eğitimle 'herkesi bu şekilde eğiteceğiz' demeyi ben şahsen çok yanlış buluyorum."
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'yle ilgili sözleri üzerine muhalefet partilerinden gelen eleştirileri değerlendirirken, bu tarz eleştirilen gelebileceğini belirtti. Arınç şöyle konuştu:
"Hüseyin Çelik Bey diyor ki Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi çok güzel sözleri, çok güzel doğruları içerisine alan bir şey. Ama 'unutmayın, bu bir ayet değil' diyor. Yani karşımızdaki CHP, 'hayır bunlar ayettir, kesinlikle değiştirilemez mi' demek istiyor, MHP 'kılına bile dokundurtmayız, bu olmazsa olmazımızdır, biz sabah akşam bunu tekrar ediyoruz, bundan vazgeçemeyiz mi' demek istiyor. Söylenen şey çok basit, mantık denen bir kural var; 'bu, bir ayet değildir' diyor, 'her şeyiyle güzel ama değiştirilmez, dokunulmaz, üzerinde söz sarfedilmez, layüsel değildir' demek istiyor. O daha güzel söylüyor tabii ben bu kadar söylüyorum. Bunun karşısında Atatürk'ü yok etmek, ne alaka."
19 MAYIS KUTLAMALARI
19 Mayıs kutlamalarının Ankara dışındaki kentlerde stadlarda kutlanmasının yasaklanmasıyla ilgili eleştirilere de değinen Arınç şunları söyledi:
"Şu çarpıklığı söylemek istiyorum, bunlarla hiç alakası olmayan şeyler. Bizim 19 Mayıs kutlamalarıyla ile ilgili aldığımız bir karar yok. 1983'te çıkan bir yönetmeliği Milli Eğitim Bakanlığı uygulamak istiyor. Milli Eğitim Bakanı şunu soruyor; 19 Mayıs kutlamaları sebebiyle 2,5 ay lise öğrencileri derslerinden uzak kalıyorlar. Her gün prova. Sayıları bunların 300-350 bin civarında. Bu şekilde devam mı edelim, yoksa Ankara'da bunu kutlayalım diğerlerini salona mı alalım. Şimdi bunların olabilirliği konusunda siz farklı söyleyebilirsiniz ben farklı söyleyebilirim. Ama Milli Eğitim Bakanı bir şey diyor, bu adamı da bir dinlemek gerekmiyor mu. Hakikaten öyle değil mi, ben de lise talebeliği yaptım, 23 Nisanları bilirim 19 Mayısları bilirim, çocuklarımdan bilirim. Yani günlerce provanın içinde son sınıfına gelmiş öğrencinin 2,5 ay okulundan, derslerinden uzak kalmasına bir çare bulmak zorunda değil miyiz? Kaldı ki bu öğrenciler zaten rapor almak suretiyle okullarından uzak kalıyorlar, başka sebeplerle... Bunu 'mantıklı, daha güzel, belki de daha günün anlam ve önemine yakışacak bir tarzda kutlamak istiyorum' diye düşünse, bunu hemen cumhuriyet, Atatürk düşmanlığıyla
karşılamak mümkün değil."
Gençlere yönelik tutuklamaların arttığı yönündeki eleştiriyi de ele alan Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bunların tutuklama sebeplerini en azından tutuklama müzakeresinden görebildik mi? Sanıyorum göremedik, hep gazetelerin yazdıklarıyla konuşuyoruz. 'Bir bildiri okuduğu için şu kadar yıla çarptırıldı' diye bir şeyler okuruz gazetede. O infiale sebebiyet verir, bir insan bildiri okudu diye diyelim ki 8 yıla mahkum edilir mi? Kesinlikle edilmemesi gerekir. Böyle bir ceza kanunu hiçbir ülkede olamaz, diktatörlüklerin haricinde. Ama mahkeme hükmünü okuduğunuz zaman bir terör örgütü üyesi olmaktan başlayarak, o örgüt adına propaganda yapmaya kadar bu cezayı ağırlaştıran bazı sebeplerin varlığını da dikkate alan bir karar görürsünüz. Böyle bir şey olabilir. Ama nötr, çıplak gözle söyleyeyim, bir öğrencinin böylesine basit bir olaydan dolayı disiplin cezası alması veya sadece bu sebeple, ekşi sözlük vesaire benzeri... Bu kadar gençliğinden, okulundan, üniversitesinden mahrum olacak noktaya gelmesi, cezayla karşılaşmış
olması, muhatap olması elbette kabul edilemez... Her davanın kendi özel durumu vardır, her kişinin işlediği suçla ilgili olarak bir noktaya gelmemiz lazım. Varsa ki şu kanunun şu maddesi sonunda bu insanı böyle cezalandırıyor, biz onu hemen değiştiririz".
TUTUKLU GAZETECİLER
Tutuklu gazetecilerin durumuyla ilgili soru üzerine Arınç şunları ifade etti:
"Şimdi şuna karar vermemiz lazım. Bu eylemler serbest mi olmalı, takibi yapılmamalı mı, bunun bir cezai müeyyidesi olmamalı mı? Muhalefete sordum, bu kadar laf söylüyorsunuz arkadaşlar, TCK'nın 3 maddesi var. Bu 3 maddeye ilişkin de yargı reformunda biz '5 senelik cezaların
tamamının ertelenmesi' diye hüküm getiriyoruz. Üç maddenin de cezalarını düşürüyoruz. Ama bunlar TCK'da... Sizin saymaya çalıştığınız ama isimlerini bilemediğiniz şu şu şu malum gazete ve gazetecilerin suçunun karşılığında Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 6, 7, 8, 10, 11. maddeleri yazıyor. Siz bana şunu söyleyin ey CHP, ey MHP, ey bir başka parti. TMK'nın bu maddelerinin tamamen kaldırılmasını istiyor musunuz. BDP 'istiyorum' diyor, CHP 'istemiyorum' diyor benim bildiğim." Gaspa katılmış ama sıfatı gazeteci yazıyor. Terör eylemine katılmış, silah bulundurmuş ama karşısında meslek olarak gazeteci yazıyor... Adi suç işlediği halde 'ben gazeteciyim' diyerek dokunulmazlık isteyen bir grup var. Kusura bakma kardeşim, senin işlediğin suçu herkes işleyebilir, senin gazeteci sıfatını taşıman seni bu suçtan kurtarmaz. Sen bir defa kenarda dur bakalım. TMK'da bizzat terör eylemlerine katılan, örgütle hareket edenlerle de yapacak bir
şeyimiz yok. Ben sadece şunu düşünebiliyorum; 'propaganda' dediğimiz konuda cezalar verilmiş, bu konularda içtihatlarda sonradan farklılıklar da oluşmuş. Bir insan sadece propaganda yaptığı için diğer maddelerden de ilave cezalar almasa cezasıdaha az olacak veya tecil sınırında olacak. Ben bunu yapmaya niyetliyim ama bana en çok gürültüyü kopartanların niyetlerini açıklama cesaretleri yok."
AİHM'in 2011 yılı sonuçlarına göre Türkiye'nin en çok dava açılan ve en çok aleyhte sonuç çıkan ülke olduğunu belirten Arınç, "Bendeki rakam şudur; 2011 yılında zannediyorum ki 2 bin 300'ün sadece bunun 11'ine Adalet Bakanlığı izin vermiş. Onda 1'i değil, yirmide 1'i değil, belki yüzde 1'ine yakın bir rakam. O açılan davaların da bir kısmı beraatla sonuçlanmış. Sıfır noktasına doğru gelmişiz. Ama hala diyor ki AİHM, siz 301'i tamamen ortadan kaldıracaksınız" dedi.
RAGIP ZARAKOLU'NUN NOBEL ADAYLIĞI
KCK soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Ragıp Zarakolu'ya Nobel Barış Ödülü verilmesi konusunda İsveç'te girişimde bulunulduğunun hatırlatıldığı Arınç şunları söyledi:
"Bundan mutlu oluruz, keşke böyle bir şey yapsalar. Çünkü Nobel Edebiyat Ödülü kazanan bir Türk olduğu zaman ayrıca, sevinmiştik. Zarakolu, benim bildiğim bir yayıncıdır, bazı kitaplarını okudum, biliyorum. Ben suçlandığı konularla ilgili görüş beyan edecek durumda değilim. Bütün amacım, niyetim, çok tutuklu kalmadan bir an önce davaların bitmesi ve aklanmalarıdır. Bunu bütün sanıklar için söylüyorum. Kaldı ki bu gazeteci kimlikli kişiler içerisinde milletvekili arkadaşlarımız var. Ama bunlara yargı karar verecek. Bakın yanlış anlaşılmasın. Sayıyı artırdınız ama 10'u bulamadık daha. Şöyle bir iddia var ki yüzlerce gazeteci, belki bin gazeteci cezaevinde. Herkesin rivayeti muhtelif. 10 değil, bir tane bile olsa biz bundan üzülürüz. Bir gazeteci, gazetecilik mesleğini veya basınla ilişkili işini yaparken eğer bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalırsa bu, bizim ayıbımız olur. Yani bu, özgürlüğün olmadığı Türkiye demektir. Ama bugün bu arkadaşlarımız dahil doğru veya yanlış, bunların hepsi yargılama sonucu ortaya çıkacak."
"PAUL AUSTER, ATATÜRK'E MÜTHİŞ BENZİYOR"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, yazar Paul Auster'la ilgili sözlerine ilişkin soru üzerine Arınç, "Bir başkası olsa girmeyebilir, başkası olsa girebilir, bir başka türlü söyleyebilir. Sayın Tayyip Erdoğan da bir lider, bir genel başkan..." dedi. Arınç, Paul Auster'ın fiziki olarak Atatürk'e çok benzediği ifade ederek, "Ben onda daha başka bir kabiliyet keşfettim... Atatürk'e müthiş benziyor. Yani Türkiye'ye zaman zaman Atatürk ile ilgili film çevirmek için birilerini getirirler, 'o benzedi, bu benzemedi' derler. İnanınız bundan daha fazla benzeyenini görmedim. Dün görebildiğim kadarıyla ekranlarda. Hazır Türkiye'ye gelmişken o yönünü de keşfedip belki bir film senaryosu üzerinde onu aktör olarak da düşünebilirler" diye konuştu.
DENİZ FENERİ
Deniz Feneri savcıları hakkında açılan soruşturmayla ilgili konuşan Başbakan Yardımcısı Arınç, "Savcılar hakkında açılan davanın Deniz Feneri'yle doğrudan o davanın özüyle ilgili değil. Özel evrakta veya yargılama evrakındaki tahrifat diyelim. buna benzer pek çok dava var."
DİNK DAVASI
Hrant Dink Davasının sonucunu da değerlendiren Arınç, "Kararı verildi ve o kararı eleştiriyoruz" dedi.
RAMAZAN AKYÜREK'İN TERFİ ETTİRİLMESİ
Ramazan Akyürek'in terfi ettirilmesi ile ilgi konuşan Arınç şunları söyledi:
"Eski görevinden bugün geldiği görev terfimidir bugün bilmiyorum. Ama suçludur, suçlu değildir bu noktada kesin bir kanaatimiz yok. kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Akyürek'i ne tanırım, ne bilirim. İçisleri Bakanlığı'nın yaptığı atamayla neyi kastettiğini bilemem. Teftişs kurulu başkanı oldu. Onun başına gelmekle bu soruşturmayı etkisiz kılabilir mi demek istiyorsunuz? Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçti. Meclis başkanıydım ve çok üzüldüm. Düsüncelerine de saygısı olan bir insanım. Bu insan düşüncelerini sadece ifade eden bir insandı. onu korumak zorundaydık. Davanın böyle sonuçlanmasını ben vicdanıma yediremiyorum. Olayda CHP'li olduğu iddia edilen bir insan bu soruşturmanın başına geldi derseniz ona dikkat edilir.
ANADİLDE EĞİTİM GÜNDEMİMİZDE YOK
Anadilde eğitimle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bülent Arınç şöyle konuştu:
"Anadilde eğitim konusu çok ayrı bir konu. MHP'ye cevap verdim. Bu ülkede Kürtler var bunlar bin senedir bu topraklarda var. Adam diyorki ben Kürdüm. Kürdün kendine göre bir alfabesi dili kültürü vüar. Bunları anayasada teminat altına almış. Diyarbakır'a ait 22 yerel radyo ve televizyon 24 saat yayın hakkı aldı bizden. Bütün engelleri kaldırdık. Herkes anadilde yayın yapabilir. Bu dili öğrenmenin önünde bir engel kalmadı. Önce BDP'li milletvekilleri de öğrenecek çünkü yarısından fazlası bilmiyor. Belki bende öğreneceğim. Bu dil var. bu dilde yazılmış kültür eserleri var. Benim bir kanalım günde 24 saat bu dilde yayın yapıyor. Anadiliyle günlük hayatı geçiren insanların konuşurken yazarken kullandıkları bir dilin öğrenilmesi yönünde bir engel yok. Eğitim dediğiniz zaman anayasal bir engel var. kürtçe eğitimin sağlıklı olacağına inanıyormusunuz. böyle anadilde eğitimi düşünmüyoruz. Anadile eğitimin Türkçe olması beraberlik sağlıyor. Anadilde eğitim olsa nerde okul nerde öğretmen bulacağız. ben TRT 6'te haber sunacak spiker bulamadım. Hangi BDP milletvekili çocuğunu alıp Irak'ta Süleymaniye Üniversitesi'ne gönderir."
ŞARTLAR ELVERİRSE SEÇMELİ DERS OLABİLİR
Anadilde eğitimin bundan sonraki süreçteki akıbeti ile ilgili soruyu yanıtlayan Arınç, "Bundan sonra şartlar elverirse sadece seçmeli ders olabilir. Yoksa bu dilde ilkokuldan ünversiteye kadar mümkün değil" dedi.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Siyaset, 2012.02.03 21:55