Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, son 20 yılda evlenme oranları yüzde 20 azalırken, boşanmalar ise yüzde 47 arttı. Konu hakkındaki değerlendirmelerini Bursada Bugün ile paylaşan Psikiyatrist Dr. Başak Tüzün Mutluer, geçmişten bugüne Türkiye'deki farklı nesillerin evlilik ve ilişkilere bakış açısına dair dönüşüm sürecini anlattı.
FADİME NİSA SAYAR / BURSADA BUGÜN
Değişen ahlaki değer yargıları ve geleneksel kabullere bağlılık düzeyleri, bireysel ve toplumsal öncelikler, insanlar arası ilişki biçimlerinin özgünlükleri gibi faktörler çerçevesinde TÜİK verilerini değerlendiren Nev FSM Hastanesi Psikiyatrist Dr. Başak Tüzün Mutluer, evlenme oranları azalırken boşanma oranlarının artmasına ilişkin muhtemel nedenleri paylaştı.
Psikiyatrist Dr. Başak Tüzün Mutluer ile yaptığımız röportajın tamamı şöyle;
"TOPLUMUN GETİRDİĞİ KURALLAR ÖTESİNDE BİR BİRLİKTELİK"
- Kendi mesleki deneyimlerinizi, geçmişten bugüne danışmanlık yaptığınız farklı çiftleri ve karşılaştığınız vakaları göz önünde bulundurarak bu verileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
"Bu durum biraz toplumsal geçişle de ilgili. Önceden kültürel etkilerin daha baskın olduğu, evliliğin bir zorunluluk ve erken yaşta olması gereken bir şeymiş gibi aktarılmasıyla ilgili biraz. Eğitim düzeyi arttıkça ve hayata atılma yaşı ilerledikçe evliliğe bakış açısı da değişmeye başlıyor. Toplumun getirdiği kuralların ötesinde bireysel bir birliktelik, duygusal ihtiyaçların karşılandığı bir yer, kişilik özelliklerinin uyumu gibi konular bira daha ağır basmaya başlıyor. Böyle olunca belki de evlenecek kişiyi bulmak zor oluyor. Daha doğrusu o kişiyi açmak, adım atmak, o kararı almak biraz gecikiyor belki de.
Bir yandan da iletişim çağındayız. Kapalı toplumlarda ahlaki değer yargılarıyla ilgili kurallar daha katı oluyor mesela. Evlilik de biraz bunun gibi, bir erkek ve bir kadının bir araya geldiği bir yapı aslında. Bu globalleşince artık evlilik dışında da insanlar arasında ilişkiler kurulabildiği görülüyor. Flört olabiliyor mesela, evlilik aşamasına gelebilecek kararı vermek bir gereklilik olmaktan çıkabiliyor."
- Farklı jenerasyonlarla toplumun dönüştüğü ve özellikle aile yapısına bakış açısının da değiştiği ortada elbette. Size göre nasıl bir dönüşüm bu? X, Y ve Z kuşağı dediğimiz nesillerin evliliğe, aile yapısına bakışı hangi noktalarda ayrışıyor veya benzeşiyor?
"Sonuçta evlilik dediğimiz bir sözleşme ve hukukun önünde gerçekleşen bir şey. 'Toplumun temel taşı olarak' desteklenen bir yapı. Ama ne kadar zorunluluk, ne kadar gereklilik söz konusu? İnsanların bu noktada beklentileri farklılaşıyor. Bireyselleşiyor insanlar. İlişkiler kuruluyor ama evlilik olmayabiliyor, daha bireysel beklentiler ön planda oluyor. Özellikle 20-30 yaş grubunda bunu fark ediyorum. Öncelikle kendi duygusal doyumu, beklenti ve istekleri, kariyer planları gibi etkenlerle başka birini hayatına almak, birine eklemlenmek zorlaşabiliyor."
"EN FAZLA BOŞANMA 20 YAŞ VE ALTI İLE 30 YAŞ VE ÜZERİ İÇERİSİNDE"
"Bu alandaki çalışmalarda da şu belirtiliyor. Boşanma oranı en fazla olan evlilikler, 20 yaş öncesi ve 30 yaş sonrası evlilikler. 20 yaş öncesinde kültürel nedenlerle yapılan evlilikler, eş seçimi konusunda yetkinliğin olmaması, sorun çözme becerilerinin tam olarak oturmaması gibi nedenler boşanmaya doğru gidebiliyor. 30 yaş sonrasında ise durum şöyle açıklanabilir. Oturmuş bir karakter, beklentilerin daha net ve değişmez hale gelişi, bir yandan da başka biriyle bir arada yaşamanın zorluklarını bilmek ve eskisi kadar esneyememek gibi nedenler boşanmayı hazırlayabiliyor.
Önceki nesiller daha kuralcı ve geleneklere daha fazla uyuyorlar. Öyle öğretilmiş ve aile aslında birlik, beraberliği de getiren bir şey. Daha koruyucu bir dönemin etkisi söz konusu. Aslında o kurallara uyma ve topluma ait olma, düzeni devam ettirme durumuna işaret ediyor. Nesil değiştikçe bu yaklaşım da değişiyor. Aidiyet yerine bireysel özgürlüklerin daha önemli olduğu zamanlar aslında bugünler."
"MUTSUZLUĞA RAĞMEN EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜ OLMADIĞI İÇİN"
- Elbette tamamen tekil durumlara indirmemekle birlikte, boşanmaların artmasını hangi spesifik nedenlerle açıklayabiliriz? Aynı şekilde evliliklerin azalmasını hangi gerekçelere dayandırabiliriz?
"Boşanmaya bakış açısı da çok değişmiş durumda. Önceden yine dini, kültürel, toplumsal anlamda boşanmaya çok önyargılı bir bakış açısı vardı. 'Evlenen ailelerin', çocukların nasıl etkileneceği gibi birçok etkiyle boşanma, olabildiğince uzak durulmuş bir seçenek. Ancak artık daha farklı bakılıyor. Kadınların özgürleşmesi de bu noktada önemli. Mutsuzluğa rağmen ekonomik özgürlüğü olmadığı için evliliği sürdürmek değil, ekonomik özgürlük olduğu için mutluluğu tercih etmek gibi seçenekler tercih edilebiliyor."
"BAZEN BOŞANMAK GEREKLİ OLUYOR"
- Bu söylediğiniz ne zaman dile getirilse 'o zaman demek ki suçlu kadınlar' deniliyor...
"Maalesef kültürümüzde durum bu şekilde de açıklanabiliyor. Bu noktada 'kadınlar bırakıp gidiyor, aile olmuyor' yaklaşımı doğru değil. Bireyselleşme de özgürleşme durumu yalnızca kadınlara özgü değil çünkü. Ayrıca çok çatışmalı ve sorunlu aile yapısı devam ettirildiğinde çocuklar da etkileniyor ve devamında ailedeki bozulma topluma da yansıyor. Yani bazen boşanmak gerekli bir şey oluyor. Dolayısıyla aslında hala boşanmayla ilgili önyargılar bizim toplumumuzda kırılabilmiş değil."
- En çok hangi nedenler öne çıkıyor boşanmalarda?
"Bize danışan olarak gelenler ve gelmeyenler arasında muhtemelen çok ciddi bir fark var. Çünkü en azından ortadaki sorunları kavrayabilmiş ve yardım almak için gelebilmiş insanları görüyoruz. Onlarda genelde iletişim sorunlarını görüyoruz. Birbirlerini anlayamadıkları, beklentilerin konuşarak çözülemediği zamanlarda bize geliyorlar. Bu da çatışmalara sebep oluyor.
Aldatma bir başka neden olarak öne çıkıyor. Bu da ailenin yaşadığı ciddi bir sorun olabiliyor ve bunu yaşayanlar da yardım almak üzere bize başvurabiliyor.
Ailede yaşanan ciddi psikolojik hastalıklar, bağımlılıklar nedeniyle gelen danışanlarımız oluyor. Bu noktada boşanma anlamında değil, 'boşanmamak için ne yapmalıyız' sorusuyla geliniyor. Dışarıdaki duruma baktığımızda ise eşlerden birinin yardım almayı kabul etmeyeceği kadar kötü sonuçlar da ortaya çıkabiliyor.
Köken ailelerin müdahalelerinden evliliği koruyamamak bir başka neden olarak sayılabilir. Eğitim düzeyi çok yüksek olsa bile burada bireysel farklılıklar devreye girdiği için kişilerin bağlanma, ilişki kurma özellikleri evliliklerine de yansıyor. Köken ailelerinde de biraz sorunlu bir örüntü varsa, sınırlar net değilse ve çekirdek aile korunmuyorsa o zaman çatışma başlıyor.
Bireyselleşmeye çalışan en son nesil sınırlarının arkasında duruyor. Bu nesil belki biraz daha Z kuşağı gibi tarif edilebilir. Y kuşağı ise daha katı kuralları olan X kuşağının yetiştirdiği bir dönem oluyor. Y kuşağı da aslında bazı şeylerin özgürlüğü kısıtladığının farkında ama yetiştiriliş tarzı ve aktarılan değerlerden dolayı ayrışmakta zorlanıyorlar."
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2022.10.27 09:16