Başbakan Ahmet Davutoğlu Ankara'daki terör saldırısıyla ilgili olarak dün gözaltına alınan 2 kişinin ardından 10 kişinin daha gözaltına alındığını duyurdu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ankara'daki terör saldırısıyla ilgili, "Dün ve bugün iki tweet izi de sürülerek 10 ek gözaltı yapıldı. Bunların hepsinin hem PKK hem de paralel yapı ile ilişkileri var" dedi.
Başbakan Davutoğlu, TGRT Haber canlı yayınında "Başbakan Özel" programında TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan ile İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol'un gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Dün sosyal paylaşım sitesi Twitter'da Ankara'daki saldırı öncesi paylaşımda bulunan 2 kişi gözaltına alınmıştı. Başbakan Davutoğlu, bugün 10 kişinin daha gözaltına alındığını bildirdi.
YENİ GÖZALTILAR
99 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Garı'ndaki patlamaya ilişkin son bilgileri paylaşan Davutoğlu, "Bu tür konularda çok dikkatli adımlar atmak ve olayın bütününü görerek olayın arkasındaki sebeplere ve arkasındaki aktörlere kadar uzanan bir soruşturma yürütmek gerekiyor. İki iz üzerinde yürüdüğümüzü söylemiştim, o iz üzerinde dün ve bugün de ciddi adımlar ve gelişmeler oldu. Birincisi DEAŞ faktörü itibarıyla zaten olağan şüpheli anlamında üzerinde süreklilikle durulan bir grup olarak DEAŞ'ın yaptığı faaliyetler ve bu çerçevede bir ilişkiler ağını da ortaya çıkarmaya başladık. Yani sadece intihar bombacılarının kimliği ve onun dayandığı çerçeve değil, arkasında kimlerle nasıl işbirliği yaptıkları. İkinci iz de özellikle belli tweet hesapları üzerinden ve yine irtibatlar üzerinden salt tweet hesabı üzerinden değil yürüttüğümüz bir soruşturma var. Burada da bombalama öncesinde bazı aktörlerin bu bombalamayla ilgili bir ön hazırlık mahiyetinde, psikolojik hazırlık mahiyetinde yürüttüğü çabalar var. Burada da önemli noktaya gelindi. Tweet hesapları bazen örtülü, ismi gizli hesaplar oluyor ama bu IP adresleriyle desteklenmiş artık veri, bulgu haline dönüşmüş olaylar. Dün ve bugün bu çerçevede bu iki izi de sürerek 10 ek gözaltı yapıldı" dedi.
"İŞİN İÇİNDE PARALEL YAPI DA VAR"
Gözaltına alınanaların bağlantılı oldukları örgütlere değinen Başbakan, "Gözaltına alınan 10 kişinin DEAŞ ve PKK bağlantıları var. Bunlar birbirinden bağımsız görünseler bile her ikisine de sızan ortak unsurlar var. Bunlar birbirinden yalıtılmış yapılar değil. Nasıl oluyor da 3 gün önce, saldırının olacağı biliniyor. Bu zanlılara bakıyorsunuz daha önce PKK eylemlerinde yer almışlar. Bunların hepsinin hem PKK hem de paralel yapı ile ilişkileri var. Biz bunlara kokteyl örgüt diyoruz. Bizim bunlar karşısında ilk yapacağımız şey demokrasiyi savunmamız. Omuz omuza verelim dediğiniz gün biri çıkıp seni katil ilan ediyor, diğeri seninle görüşmem diyor. Beni üzen böyle bir olay karşısında bile hala suçlamalar yapılması. Ben Demirtaş ile görüşmeyi düşünüyordum ama daha olayın üstünden vakit geçmeden katil demiş, kelepçelenecekler demiş. Bu arada sadece Kılıçdaroğlu olumlu cevap vermiştir. Toplumda siyaset kurumuna güven sarsılıyor bu durumlarda. Sayın Bahçeli zafiyet var diyor. Gelseydi de zafiyet olmasaydı. Gelseydi güvenlik toplantılarına katılsaydı. Bakın sayın Türkeş toplantılarımıza katılıyor.Gelselerdi hep beraber yönetirdik bu ülkeyi. Kendileri gelmedi biz diğer arkadaşları da çağırdık onlara izin verseydi. Bu ucuz kahramanlıktır. Sayın bahçeli ülkeyi yönetmekten korktuğu için her şeye hayır dedi. Siyaset ülke için vardır" diye konuştu.
"İSTİRHAM EDİYORUM..."
Soruşturmaların ciddiyetle devam ettiğini belirten Davutoğlu, "Arkasındaki aktörlerin hepsi açıklığa kavuşana kadar bu çabamız sürecek. Vatandaşlarımızın şunu bilmesini istirham ediyorum. Bu suçu işleyenler kimlerse bunlar ortaya çıkarılacak. Bunların arkasındaki güçler, aktörler kimlerse bunlar çıkarılacak. Aynı şekilde buradan hareketle ülkede kaos çıkarmak, provokatif bir ortam oluşturmak için kim çaba sarf etmişse onlara da hukukun gereği ne yapılması gerekiyorsa yapılacak" ifadelerini kullandı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRT Haber canlı yayınında Başbakan'la Özel Programı'nda TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan ve İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol'un sorularını cevapladı. Kılıçdaroğlu'nun 'güvenlik zafiyeti' olduğu yönündeki açıklamalarını değerlendiren Davutoğlu, "Gelseydi güvenlik zafiyeti olmasaydı. Kendisi, gelseydi katılsaydı kendisi bizzat Başbakan Yardımcısı olsaydı Milli Güvenlik Kurulu'nda olurdu. Bütün şuanda güvenlik toplantılarında Tuğrul Türkeş orada. İlk andan itibaren de AK Partililerle ayrı dar bir kabine kurmadım. Gelseydi Kılıçdaroğlu da Bahçeli de orada olurdu, hep beraber bu ülkenin sorunlarını çözerdik, hep beraber bu ülkeyi seçime götürürdük. Hadi onlar gelmiyor. Başka diğer arkadaşlarına teklif yaptık, onların gelmelerine izin verseydi. Bu, ucuz kahramanlık, bu çok ucuz bir siyaset. Sorumluluğu almayacaksın, kenara çekilip gözlemcilik yapacaksın. 'Türkiye, Ortadoğu'ya bulaşmamalı', sanki bunun aksini söyleyen varmış gibi. Türkiye denilen ülke hepimizin. Yapmamaları dediğin şeyi, gelip hükümete girseydin ve yapılmasaydı ya da yapıldı denilen şey yapılsaydı. Sen olsaydın, kabineye girseydiniz. kabinede olsaydınız. Ahkam kesmek kolay, ülke yönetmek ahkam kesmekle olmaz, sorumluluk duygusu hissedeceksiniz. Sayın Bahçeli ülkeyi yönetmekten korktuğu için her şeye hayır dedi. Sayın kılıçdaroğlu da seçime giderken ortada olabilecek riskleri gördüğü için anayasal hükümetin içinde yer almadı. Biz de yer almamış olsaydık, parti hesabıyla ya seçime giderken ben niye sorumluluk alayım? Diğer partiler gibi miting meydanlarını gezeyim, halkı gezeyim, bakın AK Parti olmayınca neler oluyor görün diye ahkam keseyim diyebilirdik, ama demedik. Çünkü, siyaset ülke için vardır, ülke siyaset için değil. Bu ülke eğer zaaf gösterirse bizim siyasetimizin anlamı, zemini kalmaz. Ülkeyi zaafta göstermek, hiçbir siyasi lidere yakışmıyor" ifadelerini kullandı.
"BOMBACILARIN ÇOĞU TÜRKİYE'DE DEĞİLDİ"
Davutoğlu, 7 Haziran seçimlerinden önce Diyarbakır'da patlatılan bombalamanın seçim sonuçlarını etkilediğini belirterek, "Nasıl etkiledi, o günkü temel soru şuydu? HDP barajı aşacak mı, aşmayacak mı? Şu anda barajı aştı. Halkın oy verdiği her siyasi parti meşrudur. Onlar, kendilerini daha sonra terör örgütlerine verdikleri destekle meşruiyet sınırının dışına çıkardılar. Yoksa, seçimin sonuçları itibarıyla hiçbir zaman bunu tartışmadık. Bu seçimin temel sorusu, şu veya bu parti barajı geçecek mi değil, bu seçiminin birincisi, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü belli. Bu seçimin merak edilen sonucu, AK Parti tek başına iktidar olacak mı, olmayacak mı? Bu eylem, AK Parti'nin tek başına iktidar olmasını engellemek üzere yapılan eylem. 20 gün önce yapıldı ki bizi halkla buluşmaktan da alıkoysun. Türkiye, olağanüstü şartlarda seçimlere gidiyor görüntüsü verilsin. Buna karşı bizim hayatı normalleştirmemiz lazım, bütün siyasi partiler. Normal bir seçime gitmemiz lazım. PKK'nın üst düzey liderlerini biliyor muyuz? İsimleri belli, haklarında yakalama kararları da var. Mümkün olsaydı hemen Kuzey Irak'tan almak, mümkün olsaydı zaten operasyon yapılır. Bu bombacıların çoğu Türkiye'de değildi, Suriye'ye çekilmiş bombacılar, yani takibi de o anlamda mümkün olan bombacılar. Benim ifadem, bilerek ve isteyerek tahrif edildi, benim kastettiğim bu bombacılar ile ilgili durum değildi, şu zikredilen intihar bombacıları o da benim kasettiğim demokratik hukuk kuralları içinde birinden şüphelensiniz bile, gözaltına alsanız bile elinizde delil yoksa, 3 gün sonra serbest bırakılıyorsa nitekim dün gözaltına aldığımız 10 kişi daha önce yeterli delil olmadığı için yargı tarafından bırakılmış. Bunda hükümetin dahli ne? Takip ederseniz kontrol altında tutarsınız. Takip edemediğiniz durum olur, bu öyle bir durum. Çünkü şu anda üzerinde durduğumuz şüphelilerden hiçbirisi Türkiye'de bulunan isimler değil. Suriye'deki kişiyi biz Rakka, Tel Abyad'da mı takip edeceğiz. Bizim istihbarat elemanlarımız, Suriye'nin her yerinde gece gündüz var mı?" diye sordu.
"Sınır ötesinde bunlar, olanlar Türkiye'de takip ediliyor" diyen Davutoğlu, "Allah aşkına, Türkiye'de takip edilmeseler bunların her biri Türkiye'de şu ana kadar Türkiye'de kanlı eylem gerçekleştirmek isterlerdi. Kaç tanesi bu şekilde engellenmiştir. Bu şüpheliler de uzun süredir Türkiye'de olmayan kişiler. Ha girdikten sonra takiplerini engellemek için de hiçbir telefon kullanmayan, hiçbir kimseyle görüşmeyen, sadece eylemi yapmak üzere robot gibi ayarlanmış ve o esnada siz ona ulaşacak 78 milyon polisle takip ediyor değilsiniz. Neyle, teknik takip oluyor. Bir mobil cihaz kullanıyordur, bu sayede çok sayıda eylem engellendi ya da bir kişiyle irtibat kurar, siz onu takip ediyorsunuzdur, yakalarsınız. Bu olmadan, girip şu veya bu şekilde bir de Suriye'nin karşı tarafında herhangi bir otorite yok. Bu olay, bu açıdan istismar edilmemesi lazım. Bunlar Türkiye'de değiller. Olsalar bunlar zaten potansiyel suçlu olarak da şey yapılırdı. Benim söylediğim o ifade bilerek istismar ediliyor. Burada tekrar yalanlıyorum, manşetler atıyorlar, eylem yapmadan yakalanmazmış, hayır alakası yok. Orada kasettiğim, demokratik hukuk devleti kuralları içinde bizim uymak zorunda olduğumuz kurallar var. Gözaltına aldığımız kişi niye serbest bırakılıyor diyor, o yargının kriterlerinin serbest bıraktığı kişi. İki yüzlülük şurada İç Güvenlik Yasası'nda takibi kolaylaştırıcı, gözaltı süresini gerektiğinde uzatıcı, bazı tedbirler aldığımızda aynı çevreler diktatörlük kurmak istiyorsunuz diye bize saldırdılar. Peki ne yapalım. MHP'de dahil hepsi karşı çıktılar" açıklamasında bulundu.
DAVUTOĞLU, SİYASİ LİDERLERE TEKRAR ÇAĞRIDA BULUNDU
New York Times'ın 'Ne kederde ne de zaferde birleşemeyen derin ayrışmanın fotoğrafı netleşmeye başladı' ifadesinin hatırlatılması üzerine Başbakan Davutoğlu, "Maalesef doğru bir gözlem. O kadar üzülüyorum ki. (Dağlıca saldırısı) Ertesi gün, Dağlıcı'ya ağlayacaklarına benim ağladığım gibi beni eleştirmeye yöneldiler. Şimdi de öylesine bir tablo ortaya çıkıyor ki kederde ve sevinçte biraraya gelemeyen bir tablo görüntüsü. Tam da buna işaret etmek istiyorum, şu anda da çağrıda bulunuyorum. Madem Demirtaş, çıksın bunu daha açık ifadelerle söylesin. Hata ettim derse görüşürüm ama cenaze yerdeyken, o cenazeyi kaldırmak ve o yaralılara yardım etmekle uğraşan bütün zihnini ona ayıran ülkenin Başbakanına 'Sen katilsin, kelepçeleneceksin diyen birisiyle görüşmenin zemini olabilir mi? Bunlar, belli bir zemin. Biz, her zaman acı da sevinçte de biraraya olmaya ayarlı olmamız lazım. Küçük hesaplar içinde olmamız lazım. Tekrar çağrıda bulunuyorum, tüm siyasi liderlere. Tamam, dördümüz istediğimiz formatta hep beraber biraraya gelelim. Demirtaş'ın bu konuda kendi tutumunu da açıklığa kavuşturması lazım, bir katille oturamaz, böyle bir iddia varsa, herkesin birbiri hakkında söylediğiyle dikkatli olması lazım. Bir standart, ölçünün siyasi liderlerin diline hakim olması lazım" diye konuştu.
"SIRF KÜÇÜK HESAPLAR İÇİN TÜRKİYE'Yİ SUÇLU KOLTUĞUNA OTURTACAK İFADELERDİR"
AK Parti hükümetinin Suriye politikalarına yönelik yapılan eleştirilere cevap veren Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin Suriye konusunda neler yaptıklarından örnek verdi. Muhalefetin Suriye politikalarına yönelik yaptıkları eleştirileri "sırf küçük hesaplar için Türkiye'yi suçlu koltuğuna oturtacak ifadelerde bulunmak" olarak değerlendiren Başbakan Davutoğlu, "Onu ben Sayın Kılıçdaroğlu'na açık bir şekilde sordum, 'Suriye politikamız değişmesi gerekir' dediğinde. 'Bana şunu söyleyin' dedim, 'Neyi değiştirelim?'. Yani, gidip Esad'la el sıkışmak bu problemleri çözecek mi? Hani, ben ilkesel olarak buna karşıyım da. Hadi, 'teorik olarak konuşalım' diyorlar, çözecek mi? Esad, kendi ülkesini kontrol edebilen bir aktör mü? Esad, Türkiye sınırını kontrol edebilen bir aktör mü? Rejim güçlerinin Türkiye sınırını kontrol ettiği alan 20 kilometreye kadar düştü. Ülkesinin sadece yüzde 14'ünü kontrol eden birisinin elini sıkmak, Türkiye'deki 2 milyon Suriyeli ondan kaçmış, 2 milyon Suriyeli'nin yüreğine ateş koymaktan başka ne anlama gelir. Şuana kadar insani ve demokratik politikamızdan vazgeçmek Türkiye'nin hangi sorununu çözer. Biz en başından itibaren Suriye ile ilgili ilkeli politika takip ettik. Eminim yıllar geçtiğinde bu çok daha iyi anlaşılacak. En başında Esad ile birlikte, Esad'ı ikna ederek reform için çaba sarf ettik, olmadı. Dünyaya seslenerek 'demokratik geçiş için baskı gücünüzü kullanın, Suriye'de çok kötü şeyler olacak, daha kötüsü olabilir' diye ikna etmeye çalıştık, yapmadılar. Sonra 'bari gelin şurada güvenli bölge oluşturalım, mülteciler burada kalsın, bir güvenli alanda Suriyelileri Suriye'nin içinde tutalım' dedik, yapmadılar. 'Kimyasal silah kullanan bir diktatöre karşı ortak tavır sergileyelim' dedik, P-5 ülkeleri en temel meselede anlaşamadı. Sonra döndük 'gelin siyasal konularda anlaşamıyoruz ama mülteciler gibi insani konuda ve savaş suçları gibi hukuki bir konuda anlaşalım' dedik, Rusya'ya, İran'a, Çin'e, yapmadılar. Şimdi bütün bunlardan kaçınan aktörlerin hiçbirisi suçlu değil, kendi halkına zulmeden, 300 bin insanı katleden eli kanlı bir diktatör suçlu değil, o diktatörün yardımı ve o diktatörün oluşturduğu boşluk ile gelen DEAŞ suçlu değil, Türkiye suçlu öyle mi? Bu bir aşağılık kompleksinin ortaya çıkarttığı bir şey, özgüven kaybının ortaya çıkarttığı bin şey. Fransa'da hiç kimse Çharlie Hebdo baskını olduğunda kimse 'Fransız hükümetinin hataları sebebiyle oldu' dedi mi ya da İspanya'da Madrid'de terör saldırısı olduğunda, Londra'da. Çünkü İspanya Irak müdahalesine destek verdi, 'Irak'ta politikayı takip ettiğiniz bu oldu' dedi mi, yoksa dönüp herkes omuz omuza mı verdi?" dedi.
"ONLAR PKK'YI ÖRTMEK İÇİN DEAŞ'I ÖNE ÇIKARTIYORLAR"
Türkiye'nin DEAŞ'a PKK'ya baktığı gibi bakmadığı iddialarına cevap veren Başbakan Davutoğlu, "Bu akıl alacak bir şey mi Allah aşkına. Bunu söyleyenin izanını kaybetmiş olması lazım. Bakın DEAŞ'ın yayınlarına, en fazla saldırdıkları kişiler Sayın Cumhurbaşkanı ve benim. En ağır ifadeleri kullanıyorlar. Çünkü Esad onlar için tehdit değil ki, Esad'ın varlığı onlara zemin oluşturuyor. Esad'ı destekleyenler, 'Esad ile el sıkışalım' diyen Türkiye'deki muhalefet onlara şey değil ki. Biliyorlar ki bizim zihnimizdeki ve gönlümüzdeki İslam ve Türkiye'de yaşanan İslam onların panzehri. Türkiye'deki İslam ve Hazreti Mevlana'nın felsefesinden gelen, kendimi de onun içine koyarak söylüyorum, insan odaklı İslam anlayışı onların ideolojilerine en keskin cevabı veriyor. Onun için bize saldırıyorlar. Allah aşkına açın bakın, DEAŞ sitelerinde Demirtaş'a ya da Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye bir şey var mı, hepsi bize saldırıyor. Burada bir akıl izan sahibi hiç kimse böyle bir argümanda bulunmaz. Türkiye herhangi bir terör örgütüne prim vermiş olabilir mi? Ama onlar PKK'yı örtmek için DEAŞ'ı öne çıkartıyorlar, PKK'yı meşru kılmak için DEAŞ'ı sanki bizimle özdeşleştirmek gibi bir şeye yöneliyorlar. 23 Temmuz'da olduğu gibi bize saldıran DEAŞ'da olsa aynı anda cezalandırılır, PKK'da olsa aynı anda cezalandırılır" diye konuştu.
"SCHENGEN OLMADAN GERİ KABUL ANLAŞMASI İMZALAMAYIZ"
Merkel'in Türkiye'ye yapacağı ziyaretine ilişkin sorulara cevap veren Başbakan Davutoğlu, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz Avrupa'ya seyahatleri mümkün olmadan Geri Kabul Anlaşması'nın imzalanmayacağını, Geri Kabul Anlaşması imzalamadan da mültecilerin geçişleri ve geri iadesi bağlamında adım atılmasının mümkün olmadığını söyledi. Başbakan Davutoğlu, "Merkel ile bu bizim ilk görüşmemiz değil. Sayın Merkel ile New York'ta uzun bir görüşme yaptık. Daha önce birkaç kez telefonda konuştuk. Bu senenin başında da tekrar Almanya'ya gittiğimde Suriye bağlamındaki konuları ele almıştık. Dolayısıyla sıfırdan bir şey konuşacak değiliz. Sayın Merkel'in bu hafta Türkiye'ye gelmeye ihtiyaç hissetmesi dahi Türkiye'ye verdiği önemi gösteriyor tam bu kritik dönemde. İnşallah oturduğumuzda bütün bu konuları ele alacağız. Vizelerin sertleştirilmesi gibi bir yaklaşımı doğru görmem, öyle bir durum da yok. Bu meseleyi bir kere Türkiye'nin meselesi olarak görüp, Türkiye'ye şart dayatıp, 'şunları yapacak, yapmalısın, yoksa şunlar olur' deme hakkı da kimsenin haddi de yok, Sayın Merkel'in de böyle bir üslubu yok zaten. Avrupa Komisyon Başkan Yardımcısı ile beraberdik, onlarda da böyle bir tablo yok. Ortak bir derdimiz var. Bu ortak derdi çözmek şeklinde bunu anlamak lazım. 'Böyle bir dert var, paramız da eksik para verin' gibi bir yaklaşımımız yok. Bu derdi ortak görüyorsak ve ortak bir stratejide bir araya geleceksek bunu göğüsleriz. Yapılacak şey adil bir külfet paylaşımı yapmak. Bize vermeyecek bunu, Suriyelilere veriyor. Türkiye'ye yapılan bir lütuf yok burada. Suriyelilerin gelmesini istemiyorlarsa. Bir kere bunun ortak bir mesele olduğu gerçeğinden hareket edeceğiz, şuana kadar Türkiye'nin üstlendiği külfeti paylaşmaya hazır olacaklar, 1 milyar falan değil, külfet ne ise oturup paylaşacağız. Yine özellikle de bu mesele Geri Kabul Anlaşması ile de irtibatlı olduğu için Geri Kabul Anlaşması da doğrudan Schengen vize liberalleşmesi ile ilgili olduğu için mutlaka Schengen'e Türkiye'nin geçişini öne almak lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Avrupa'ya ne kadar rahat giderlerse ve bir sistem oturursa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanların da kontrolü daha kolay olur. Siz 'vizeyi zorlaştırırız' dediğinizde bizim vatandaşımıza zorluk çıkartacaksınız. Düzenli bir şekilde mülteci alımı olursa düzensiz girişler engellenebilir. O zaman bizim bugünde ileri getirdiğimiz husus 2017'de tamamlanması beklenen vize liberalleşmesi görüşmelerinin önümüzdeki 2016 yılı ilk yarısında tamamlanması şeklinde bir teklif ortaya koyduk, onu da müzakere ediyoruz. Kesinlikle Schengen konusunda adım atılmadan, vize liberalleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vize olmadan Avrupa'ya seyahatleri mümkün olmadan Geri Kabul Anlaşması imzalamayız. Geri Kabul Anlaşması imzalamadan da mültecilerin geçişleri ve geri iadesi bağlamında da adım atılması mümkün olmaz. Biz bunu Suriye krizi yokken söyledik. Schengen sistemine dahil olmakla Geri Kabul Anlaşması birlikte değerlendirilecek ve uygulanacak. Şuanda Avrupa'daki ekonomik şartlar Türkiye'den daha iyi değil ki. Niye insanlar şimdi 80'li, 90'lı yıllarda olduğu gibi, 28 Şubat, 12 Eylül dönemi yok ki insanlar 'bir an önce başka bir ülkeye kapak atayım' gibi bir telaş içinde değiller ki. İşi olan gider, problem çıkmaz, sistem oturur. O zaman da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan mülteci ya da göçmen statüsünde gitmek isteyenler de daha kolay kontrol edilir. Bu Sayın Merkel ile görüşülecek bir konu değil bu, ama Sayın Merkel da önemli bir Avrupa ülkesinin Başbakanı ve bu konuda önemli bir konumda olduğu için tabi onunla bu konular konuşulacak ama nihayetinde AV yetkilileri ile de görüşmeler bugün olduğu gibi sürüyor" şeklinde konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRT Haber canlı yayınında "Başbakan'la Özel" programında TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan ve İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol'un sorularını cevapladı. ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde PYD öncülüğünde kurulan güce silah vermesine ilişkin değerlendirmede bulunan Davutoğlu, "Benim söylediğim şey ilkesel bir husustur. Amerikalı, Rus, Avrupalı muhataplarımıza da aynı şeyi söylüyoruz. Terör örgütünün iyisi kötüsü olmaz, faydalısı zararlısı ya da mazur görülecek görülmeyecek olanı olmaz. El-Kaide, DEAŞ nasıl terör örgütüyse ve DEAŞ'la mücadele ettiğini iddia etmekle birlikte El-Kaide irtibatlı olan Nusra Cephesi nasıl terörist listesindeyse bizim için PKK teröristtir ve PKK'yla ilintili olan PYD'de de bu ilintisini sürdürdüğü sürece teröristtir ve Türkiye'yi tehdit eder durumdadır. Geçen sene bu tablo var mıydı, yoktu çünkü Türkiye'ye dönük bir terör saldırısı söz konusu değildi ama şu anda bu saldırı var. Türkiye, şu anda teröre karşı savaş halindedir ve terörün de Türkiye'ye bir saldırısı var. Burada, biz PYD'ye giden silahlar sadece DEAŞ'a karşı mücadelede kullanılacak diyen birine dönüp sorarız, 'Sen senin terörist diye gördüğün bir örgütle iltisaplı bir başka örgütü hemen terörist ilan ediyorsun ve ona giden her yardımı suç telakki ediyorsun', bizim için de aynı şey geçerli. Bu konuda Suriye ile Irak arasında sınır kalmamışken, PYD'ye verilen bir silah hele sofistike bir silahsa anında Irak'ta PKK'nın eline götürelebilecekse, oradan da Türkiye'ye sokulabilecekse biz bunu göre göre böyle bir ilişkinin devam etmesine izin verebilir miyiz? Kim verir, kimse vermez. Dolayısıyla tutumumuz açıktır, nettir" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"PYD'ye yapılan yardım Türkiye'ye karşı terör saldırısı başlatan PKK'ya yapılan yardım muamelesi görür. Yapılmayacak bu yardım. O zaman diyorlar ki biz oradaki Araplara gönderiyoruz. Arap, Kürt ayrımı olmaz ki, terörist mi değil mi? Ölçü açık ve net. Bakanlar Kurulu'nda yaptığımız değerlendirmeler sonrası arkadaşlara, Amerikan ve Rus büyükelçilerini çağırarak bu konudaki net tutumuzun ifade edilmesini istedim. Bu konudaki net tutumumuz taraflara ifade edildi."
"SAYIN PUTİN TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMALARI OLUMLU DEĞERLENDİRİYORUZ AMA..."
Putin'in 'Türkiye bizim en önemli ortağımızdır' açıklamasının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, "Sayın Putin haklı, Rusya da Türkiye'nin en önemli ortağıdır ama ortaklar birbirinin çıkarı ve hassasiyetine özen göstermek durumundadır. Türk hava sahası ihlal edilirse bu özen gösterilmemiş demektir. Türkiye'nin sınırlarına yakın yerlerde DEAŞ'la mücadele eden ılımlı muhalefete saldırı olursa bu özen gösterilmiyor demektir. Türkiye'ye mülteci göçü olacak şekilde Halep'in DEAŞ ve rejim arasında paylaşılması gibi bir senaryonun parçası haline gelinirse ve oradan Türkiye'ye mülteci akını teşvik edilirse bu özen gösterilmiyor demektir. Onun için bizim bu tepkilerimizden sonra Sayın Putin tarafından yapılan açıklamaları olumlu değerlendiriyoruz ama bunun eylem alanında da görülmesi lazım. Bir daha ihlalin olmaması lazım, bir daha Rusya'ya güvenerek Suriye uçaklarının Türk uçaklarını taciz etmemesi lazım, bir daha Türkiye'ye müzahir ve Türkiye'nin sınırlarında güvenli alan oluşturan ılımlı muhalefete bu derece operasyonla onların DEAŞ karşısında yenik düşmesinin önünü açmamak lazım. Amerika için de aynı şey geçerli. Amerika, Suriye'de Nusra Cephesi'ne yapılan bütün yardımlara karşı çıktı, haklı. Kimse, yardım etmedi, biz de karşı çıktık. Neden? Nusra, kendini El-Kaide irtibatlı ilan etti ama Nusra aynı zaman da DEAŞ'la çarpışıyor. Şimdi, Nusra'nın DEAŞ'la çarpışması Nusra'yı meşru kılar mı, kılmaz. PYD'nin DEAŞ'la çarpışması, kendini PKK'yla irtibatlı gören PYD'yi meşru kılar mı, kılmaz. Ne zaman kılar? Çözüm sürecinde Türkiye'ye saldırılmasaydı, PYD rejime net tavır alınsaydı o zaman biz bunu Suriye için bir mesele olarak görürdük" açıklamasında bulundu.
"Bizim için artık Irak Suriye sınırı tek bir sınır gibidir" diyen Davutoğlu, "Öbür tarafında olan herhangi bir gelişme Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği anda gerekli müdahalede bulunuruz. Bu konuda da bize kimse 'Haksızsın, yapma' diyemez, çünkü şu anda Türkiye bir terör saldırısı karşısında kendini savunma hakkını gerektiği zaman da kullanabilecek uluslararası hukuk zeminine sahiptir" ifadelerini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, Amerikan'ın güvenli bölge ile ilgili konsept değişikliğine gittiği yönündeki iddialara ilişkin, "Mülteciler, Suriye sorunun insani boyutunu yansıtıyor ama aynı zamanda stratejik bir boyutu da. Çünkü, insani olarak başlayan bir sorun bir müddet sonra siyasal, hatta daha kapsamlı bir soruna dönüşüyor. Son bir ay içinde Türkiye'ye gelen Avrupalı sayısı son bir yıldan fazla. Neden, çünkü ortada ciddi bir sorun var herkesi etkileyen. Eğer, biz Türkiye 2014'ten itibaren pozitif gündemle Türkiye-AB ilişkilerini tam üyeliğe oturtmuş ve bunu sağlamış olsaydık kriz yönetimi esnasında değil sadece bir ortak vizyon olarak biz çok daha güçlü bir Avrupa Birliği ve çok daha güçlü bir Türkiye'yi birlikte gerçekleştirmiş olurduk. Artık herkes görüyor ki Türkiye'nin katkısı olmadan bölgede ne insani ne siyasi stratejik herhangi bir sorun çözülemiyor. Türkiye'nin güvenliği tehdit altındaysa Avrupa'nın güvenliği sağlanamaz. Türkiye, mülteciler gibi büyük bir sorunla uğraşırken, kendi başına bu gayreti gösterirken susan uluslararası toplumun şu an farkettiği şey, 'bu yük taşınamaz hale geldiğinde' herkesi etkileyecek. Artık Suriye krizi bir ülke krizi, bölge krizi olmaktan çıktı, bir dünya krizi haline geldi. O zaman herkesin sorumlu davranması ve komşu ülkelerin haklarını gözetmesi lazım" diye konuştu.
"YÜZDE 44-45-46'YI İŞARET EDEN ANKETLER VAR"
Cumartesi gününden bu yana bir anket çalışması yaptırmadığını ve üzerinde durmadığını, "Bu bombalama anketleri nasıl etkiledi?" gibi bir sorunun objektif bir soru olmadığını belirten Davutoğlu, "Bu bombaların acısı tazeyken anketti, kampanyaydı bunları düşünmedik. Bundan sonra önümüzdeki dönemde kendi seçim gündemimize dönmemiz lazım. Bombalamadan önce yaptırdığımız anketlerde AK Parti bir yükselme trendinde, yüzde 44-45-46'yı işaret eden anketler var. CHP hafif bir yükselme, MHP'de düşüş, HDP'de daha az olmak kaydıyla bir düşüş var. Ama seçimin son gününe kadar bu trendler değişir. Bu trendler size deniz feneri gibi işaret verir de nihayet güzergahı yönetecek olan siyasi liderlerdir. Biz bu güzergahın ülkemizin menfaatine, düzenine, siyasi istikrarına ve halkın mutluluğuna yönelecek şekilde olması için çaba sarf edeceğiz" diye konuştu.
"BÜTÜN HAYALİ YÜZDE 35 OLAN BİR SİYASİ PARTİ TEK BAŞINA İKTİDAR OLABİLİR Mİ?"
1 Kasım seçimleri için diğer partilerin vaatlerini değerlendiren ve diğer partilerin iktidar olabilme yönünde bir hedefleri olmadığını ifade eden Davutoğlu, "Bizim vaadimiz taahhüttür ama nihai belirleyici değil. 7 Haziran seçimlerinde CHP'nin vaatler üzerinden prim topladığı söyleniyor, CHP'nin oy oranı ne, önceki seçime göre nereden nereye geldi, hatta bir artış mı var? Bizim bakanlarımıza 'istifa etsinler' diyen Kılıçdaroğlu, 'yüzde 26'nın altında olursam istifa ederim' dedi. Tek başına afaki vaatler bir çekim alanı oluşturmuyor. O afaki vaatleri yapan kişi ve parti de önemli. Taahhüt yapan AK Parti, yaptığı taahhütleri gerçekleştirme imkanına sahip yegane parti olarak görülüyor. Beyannamemiz bu sefer daha somut taahhütleri içerdiği kabul edilerek heyecan uyandırdı. Diğer partilerin vaatleri ise gerçekleşip gerçekleşmeyeceği mümkün olmayan, hatta imkansız olan vaatler. İktidara gelmeyecekseniz asgari ücret 2 bin 500 lira deyin, 3 bin lira deyin, hesabı yok bunun. Bizim yaptığımız hesapların üzerinde saatlerce müzakere ettik, sonunda bu bin 300 liralık taahhüdün hem işçimizi tatmin etmek hem de ülkenin bütçeden gelirini ve de özel sektörün rekabet gücünü etkilemeyecek bir vaat olarak gördük ve ilan ettik. Herkes biliyor ki AK Parti bu vaadini yapabilecek şekilde 2 Kasım'da bu ülkenin başında olacak. Herhangi başka bir partinin tek başına iktidar olmak gibi bir düşüncesi olabilir mi, iddiası olabilir mi? Kılıçdaroğlu'na sorsanız, 'tek başınıza iktidar olabilir misiniz' deseniz ne diyecek. Bütün hayali yüzde 35 olan bir siyasi parti tek başına iktidar olabilir mi? Bizim en minimum gibi gördüğümüz yüzde 41 bile iktidar yapmadı bizi. İnşallah bizi 2 Kasım'da tek başına iktidar olacak bir güce ulaşacağız. Söylediğimiz söz havada bir söz değil, kayda geçmiş, halkında yapmadığımız zaman dönüp bize 'sen bunu söz verdin niye yapmadın' diyebileceği bir söz. Halbuki muhalefete dönüp 'sen bunu söz verdin niye yapmadın' diyemez, çünkü muhalefet iktidar olamamış. Çok ciddi bir psikoloji farkı var siyasette. Dün İstanbul'da gece geç vakte kadar İstanbul'u bütün milletvekili arkadaşlarımızla istişare ettim. Milletvekili adaylarımızın hepsinin kanaati de bombalamaya rağmen alanda çok ciddi bir heyecan var, büyük bir motivasyon var. Bu sefer inşallah tek başına iktidar konusunda hiç tereddüt oluşturmayacak bir netice alacağız diye sözleri var arkadaşlarımızın" açıklamasında bulundu.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Siyaset, 2015.10.15 12:57