Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın ve Çalışma Ekonomisi Bölümü'nden Doç. Dr. Şenol Baştürk, Türkiye'den Avrupa'ya yapılan beyin göçünün nasıl önlenebileceği hakkında konuştu. Uzmanlar eğitimli işsiz sayısının yüksek olmasının beyin göçünü artırdığını söyledi.
CANSU ÖZDEMİR / BURSADA BUGÜN
Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın ve Çalışma Ekonomisi Bölümü'nden Doç. Dr. Şenol Baştürk, Bursada Bugün'e özel yaptıkları röportajda Türkiye'den Avrupa'ya neden beyin göçü yapıldığını, bu göçlerin önüne nasıl geçilebileceği konusunda bilgi aktardı.
Son günlerde Türkiye'den başta AB ülkelerine olmak üzere göç eden eğitimlilerin sayısının artmasıyla ilgili bir kaygı oluştuğunu ifade eden Doç. Dr. Berkay Aydın ve Doç. Dr. Şenol Baştürk, bu göçlerin kaygı oluşturmasının doğal bir durum olduğunu söyledi. Türkiye'den Avrupa'ya yaşanan beyin göçünün soğuk kanlılıkla değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen akademisyenler, konunun üzerinde durulması halinde kaygı ve muhtemel olumsuz sonuçların giderilebileceğini belirtti.
TÜRKİYE'DEN AVRUPA'YA BEYİN GÖÇÜ NEDEN YAPILIYOR?
Türkiye'den Avrupa'ya neden beyin göçü yapılıyor sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın ve Doç. Dr. Şenol Baştürk, Türkiye'nin işgücü piyasasını değerlendikleri ifadelerini şu satır başlarıyla aktardı:
TÜRK LİRASI'NIN DEĞER KAYBI BEYİN GÖÇÜNÜ TETİKLİYOR MU?
Türkiye'den nitelikli işgücü göçünün son aylarda belirgin hale gelmesinin birisi konjonktürel nedenler. Bilindiği gibi son bir yılda Türk Lirası, başlıca yabancı para birimleri karşısında ciddi değer kaybı yaşadı. Bu durum doğal olarak öncelikle para politikası ve dış ticaret ile ilgili etkiler bağlamında dikkate alınan bir unsur. Ancak özellikle ücretlerin karşılaştırmalı yapısında da belirgin değişimlere neden oluyor. Bu açıdan işgücü göçünün aslında uluslararası ticarete dair piyasa kurallarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ileri süren görüşleri hatırlamakta fayda var. Bir ülkeden diğer ülkeye işgücü göçünün klasik işleyişinde hedef ülkedeki işgücü piyasalarındaki iyileşmelerin etkisi aranır. Ancak bu iyileşmeler, göreceli şeyler. Nitekim para birimleri arasındaki değer farklılıklarının artması, hedef ülke işgücü piyasalarında önemli iyileşmeler olmasa bile göçe neden olabilir. Nitekim yaşadığımız süreç bunun bir örneği. Nitelikli işgücü, sadece Batı ülkelerinde değil dünyanın diğer yerlerinde de başta Dolar olmak üzere, Euro veya Sterlin gibi Batılı para birimlerinden ücretlendirilir. Türk Lirasıyla karşılaştırıldığında, bu birimlerdeki artış, Türkiye'de nitelikli işgücünün göç etmesini teşvik eden bir nitelik haline geliyor. Bu nedenle bana göre, işgücü göçünün artışındaki konjonktürel nedeni burada aramak gerekir.
EĞİTİMLİ-GENÇ İŞSİZLİK ORANI BASKI MI YARATIYOR?
Ayrıca bir de Türkiye işgücü piyasalarına dair yapısal nedenleri de dikkate almak gerekir. Bu nedenler, paranın değerindeki artış ve azalışlardan bağımsız olarak göçe yönelik tercihleri şekillendirmektedir. Türkiye'de işgücü piyasalarının en belirgin özelliği eğitimli - genç işsizliğidir. 2021 yılı rakamlarına göre 15-24 yaş grubundaki her 4 üniversite mezunu gençten birisi işsizdir. Bu durum aslında sadece eğitimli gençler değil, tüm yüksek vasıflı işgücü için bir risk oluşturuyor. Çünkü çok sayıda eğitimli işsiz olması, halen istihdam edilen nitelikli işgücünün ücretler düzeyi üzerinde bir baskı yaratıyor.
''ÖZELLİKLE HEKİMLER BEYİN GÖÇÜ YAPIYOR''
Tabii buradaki açıklamalar genellikle mühendis veya yöneticiler gibi daha çok imalat işlerinde ücretli olan çalışan nitelikler ile ilgili. Türkiye'deki nitelikli işgücü göçü tartışmaları ise daha çok, hekimlere odaklanmış durumda. Özellikle son 2 yıldır Batı ülkelerine göç eden hekimlerin sayısı önemli ölçüde arttı. Ancak nitelikli işgücü göçü sadece hekimler ile sınırlı değil. Mühendisler ve hatta yarı-vasıflı imalat işçilerinin de göç rakamlarının dikkate alınması gerekiyor. Özellikle Bursa gibi endüstri merkezlerinde bu durum daha çok önem kazanıyor. Hekimlerin konumu da yukarıdaki açıklamalardan bağımsız değil. Hekimler özelinde durum, hekimlik mesleğinin özellikle Türkiye'de kapalı olmasıyla ilişkili. Buna rağmen artan hekim sayısı, uzmanlık eğitimi ve zorunlu hizmet gibi uygulamalar, ücretler düzeyinde bir baskı oluşmasını neden oluyor. Ayrıca hekimler arası kıdem ve vasıf dağılımlarında kıdemliler ve uzmanlık bilgisi yüksek olanlar lehine bir çarpıklık olması, rutin hekimlik görevleri olan poliklinik vb. işlerde sorumlu olanların çalışma koşullarını ağırlaştırıyor. Nitekim uzun nöbet süreleri ve günlük muayene sayılarının fazla olması bunun bir sonucu. Tüm bu etkenler, özellikle genç hekimlerin çalışma koşullarının kötüleşmesine neden oluyor. Diğer ülkelerde sağlık hizmetlerinin yapısı ve çalışma koşullarının farklılaşması, ücretlere ek olarak bir avantaj yaratıyor. Sonuçta göç etmenin genç hekimler için cazip bir kariyer hamlesi olarak algılanması kolaylaşıyor. Tüm bu koşulların yanında kültürel etkileri de göz ardı etmemek gerekiyor. Günümüzde kuşak tartışmalarında da açık biçimde görüldüğü gibi gençler arasında anın önemi değer kazanıyor. Ayrıca farklı deneyimlere açıklık onay gören nitelikler. Dolayısıyla gençler fırsat bulduklarında farklı ülkelerde yaşamaya değer veriyorlar. Tüm dünyada karşılaşılan eğilimler ve Türk toplumuna da yansıyor.
BEYİN GÖÇÜ NASIL ÖNLENİR?
İşgücü piyasalarında akışları yönlendirmek için politika geliştirmek çok kolay değil. Akışın kendine özgü bir seyri var ve kısa vadede buna yön verebilmek beklenmemeli. Ancak yine de bazı politika ve teşvikler söz konusu olabilir. Örneğin temel sorun genç işsizliğinde yattığı için gençlerin daha sorunsuz biçimde işgücü piyasalarına giriş yapabilecekleri alanlar ön plana çıkarılabilir. Örneğin Türkiye'de başta sosyal bilimler olmak üzere üniversite öğrenci ve mezunları arasında yapılan ya da yapılması muhtemel işlerde bir nitelik eşleşmesi sorunu mevcut. Bu sorun üniversite mezunlarının Türkiye işgücü piyasalarında beklentilerinin karşılanmamasına neden oluyor. Örneğin iktisat fakültelerinden mezun olan gençler, eğitim aldıkları alanın çok dışında işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Ücretler genel düzeyi de tatmin edici olmayınca "kur farkından" kaynaklanan avantajlar nedeniyle yurtdışında çalışmak daha cazip olabiliyor. Çok kolay bir politika olmadığını kabul ederek, vasıf uyuşmasının daha fazla sağlanacağı yöntemler uygulanabilir. Bu politikalar çok başarılı da olsa, etkisinin sınırlı olacağı elbette akılda tutulmalı. Çünkü burada bir takım farklı toplumsal faktörler de hesaba katılmalı. Örneğin Türkiye'de güçlü aile bağları, güçlü bir koruma yaratıyor. Ebeveynlerin koruyucu tavrı, gençlerin "rezerv ücretlerini" yükseltiyor. Bu durum işsizlik riskini arttıran bir faktör olduğu gibi nitelikli göçü teşvik eden bir temel. Ayrıca nitelikli işgücünü istihdam etmeye dönük birtakım teşvikler (örneğin vergi indirimleri) uygulanabilir. Böylelikle niteliklilerin harcanabilir gelirlerinde bir artış sağlanabilir. Yine işgücü göçünün yoğun olduğu spesifik alanlar tespit edilip ülkenin önceliklerine göre birtakım düzenlemeler söz konusu olabilir. Ek olarak tersine beyin göçüne ilişkin politikalar daha güçlü uygulanabilir. Yurtdışına çıkmış ve becerilerini geliştirmişlerin geri dönüşlerini teşvik edici istihdam ve vergi politikaları söz konusu olabilir.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2022.06.23 08:44