Kuzey Anadolu Fayı'nın Yedisu segmentinde olası büyük depremin etkileri, ısınan zemin yapısı ve ikincil afetlerle Doğu Karadeniz'de şehirden şehre farklılık gösteriyor. Uzmanlar, riskin sadece fay hattıyla sınırlı olmadığını vurguluyor.
Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (KAF) en çok konuşulan kesimlerinden biri olan Yedisu segmentine ilişkin değerlendirmeler, son günlerde yeniden dikkatleri bölgeye çevirdi. Deprem senaryoları, yalnızca olası büyüklük tartışmalarıyla değil, etkilerin hangi coğrafyalarda daha yıkıcı hissedilebileceği sorusuyla birlikte ele alınıyor. Bu çerçevede yapılan açıklamalar, özellikle Doğu Karadeniz ve çevresindeki şehirlerin zemin özelliklerinin risk algısını önemli ölçüde değiştirebileceğini ortaya koyuyor.
Türkiye'nin deprem gerçeği üzerine yaptığı analizlerle bilinen Osman Bektaş, Yedisu segmenti üzerinden yürütülen tartışmalarda yalnızca kırılma noktasına değil, sarsıntının etkisinin nasıl yayıldığına odaklanılması gerektiğini belirtiyor. Bektaş'ın son değerlendirmeleri, deprem riskinin salt fay hattıyla sınırlı bir konu olmadığını, zemin yapısı ve ikincil afetlerin belirleyici rol oynadığını yeniden gündeme taşıdı.
Yedisu Segmenti Üzerinden Genişleyen Deprem TartışmasıKuzey Anadolu Fayı'nın doğu ucunda yer alan Yedisu segmenti, uzun süredir büyük bir deprem potansiyeliyle anılıyor. Son açıklamalar ise bu potansiyelin yalnızca "ne zaman ve kaç büyüklüğünde" sorusuyla değil, "nerelerde daha ağır sonuçlar doğurabileceği" sorusuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Uzmanlara göre, büyük ölçekli bir kırılma gerçekleştiğinde etkiler, fay hattının geçtiği dar bir bölgeyle sınırlı kalmayabiliyor.
Bu yaklaşım, deprem biliminde "uzak alan etkisi" olarak bilinen bir mekanizmaya dayanıyor. Buna göre, merkez üssünden yüzlerce kilometre uzakta bulunan bölgelerde bile zemin özelliklerine bağlı olarak sarsıntı şiddeti artabiliyor ve beklenmedik hasarlar oluşabiliyor.
Yapılan değerlendirmelerde en dikkat çeken noktalardan biri, aynı depremin farklı şehirlerde tamamen farklı sonuçlar doğurabilmesi. Özellikle gevşek alüvyon zeminler, dolgu alanları ve eski heyelan sahalarının bulunduğu bölgelerde sarsıntının etkisinin büyüdüğü ifade ediliyor.
Bu çerçevede, kıyı şeritlerinde yer alan yerleşim alanları daha hassas bir risk grubuna işaret ediyor. Zemin büyütmesi olarak bilinen etki, kaya zeminlerden gelen sismik dalgaların yumuşak zeminde güçlenmesiyle ortaya çıkıyor. Bu durum, özellikle çok katlı yapılaşmanın yoğun olduğu sahil kentlerinde daha belirgin hale geliyor.
Doğu Karadeniz'de İl İl Değişen Risk Profili
Doğu Karadeniz bölgesi, Yedisu segmenti kaynaklı olası bir deprem senaryosunda homojen bir risk dağılımına sahip değil. Değerlendirmelere göre Trabzon'da kıyı dolguları ve yoğun yapılaşma, sarsıntının etkisini artırabilecek unsurlar arasında gösterilirken, Rize'de ise dik yamaçlar, eski heyelan bölgeleri ve kaya düşmesi tehlikesi öne çıkıyor.
Bu farklılık, aynı deprem dalgasının şehirden şehre değişen etkiler yaratabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle eğimli arazilerde meydana gelebilecek ikincil afetlerin, doğrudan sarsıntıdan daha büyük zararlar oluşturabileceği belirtiliyor.
Geçmişte yaşanan büyük depremler, uzak mesafelerde bile ciddi yıkımların meydana gelebileceğini gösteren örnekler barındırıyor. 1999 İzmit Depremi sırasında Avcılar'da yaşanan hasar, bu durumun en çok hatırlanan örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Benzer şekilde 1939 Erzincan Depremi sonrasında farklı şehirlerde yaşanan kayıplar, deprem etkisinin coğrafi sınırları aşabildiğini ortaya koymuştu.
Bu örnekler üzerinden yapılan değerlendirmeler, şehirleşme ve yapı yoğunluğunun arttığı günümüzde riskin daha karmaşık hale geldiğini gösteriyor.
Jeolojik Yapı ve Senaryo Değişimi TartışmasıSon analizlerde dikkat çeken bir diğer başlık ise bölgenin jeolojik özellikleri oldu. Yüksek ısı akışı, genç volkanik yapı ve ince litosfer özelliklerinin, gerilimin birikme biçimini değiştirebileceği ifade ediliyor. Bu durum, uzun süredir konuşulan M7.4 büyüklüğündeki deprem senaryosunun yeniden ele alınmasına neden olmuş durumda.
Bazı değerlendirmelerde, gerilimin tek bir noktada yoğunlaşmak yerine farklı alanlara dağılabileceği ve bunun da beklenen kırılmanın zamanlamasını etkileyebileceği görüşü öne çıkıyor. Bu çerçevede, söz konusu senaryonun tamamen ortadan kalkmadığı ancak büyüklük ve zamanlama açısından yeniden tartışıldığı ifade ediliyor.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Güncel, 2026.05.23 12:18