ABD'de 1973 yılından bu yana kürtajın anayasal bir hak olarak tanınmasını sağlayan karar, geçtiğimiz günlerde Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi. Karara yönelik dünyadan tepkiler büyüyor. Biz de Bursalılar'a kürtaj hakkını ve anayasal güvence gerekliliğini sorduk. Söz Bursalılarda...
FADİME NİSA SAYAR / BURSADA BUGÜN
ABD'de 1973 yılına ait "Roe v. Wade" kararı olarak bilinen ve kadınların kürtaj hakkını tanımlayan karar Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi. Mahkeme, "Anayasanın kürtaj hakkı diye bir hakka atıfta bulunmadığını" belirtilerek kürtaj konusunda düzenleme yetkisini eyalet yönetimlerinin inisiyatifine bıraktı. Bu gelişmeyle, kürtajın yasaklanması gibi adımlara da yol açılmış oldu.
İlgili gelişme ABD'de olduğu kadar dünya kamuoyunda da yankı buldu. ABD'de karara tepki gösterenler ve kararı sevinçle karşılayanlar olmak üzere toplum ikiye bölündü. Tepki gösterenler arasında ise ABD Başkanı Joe Biden da var. Yüksek Mahkeme'yi kadınların hayatını tehlikeye atmakla suçlayan Biden, "Yüksek Mahkeme şimdiye kadar hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. Pek çok Amerikalı için temel önemdeki bir anayasal hakkı geri aldı. Bu, aşırı bir ideolojinin hayata geçirilişi ve trajik bir hatadır" açıklamasını yaptı.
Kürtaj hakkı Türkiye'de de geçtiğimiz yıllarda oldukça tartışılan ve hala toplumda iki farklı düşünce kutbu oluşturan bir konu. ABD'de olduğu gibi Türkiye'de de muhafazakarlar kürtaj hakkına karşı çıkıyor, kadın hakları mücadelesi yürüten örgütler öncülüğünde diğer kesim ise kürtajın yasal bir hak olduğunu savunmaya devam ediyor.
Günümüzde Türkiye'de kürtaj -belirli sınırlamalarla birlikte- yasal konumda. 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sonlandırılması mümkün. Ancak son yıllarda hükümet politikaları, kürtajı kadınlar için son derece zor bir süreç haline getiriyor. Özellikle devlet hastanelerinde kürtaj hizmetinin erişilebilirliği oldukça düşük. Bu durum da kadınları sağlıksız ve tehlikeli uygulamalara yönlendirebiliyor. Özel hastanelerde kürtaj daha ulaşılabilir bir hizmet ancak maddi gücü olmayan kadınlar için durum değişmiyor.
Öte yandan reşit olmayan kız çocuklarının yaşadığı istenmeyen gebelik durumları ve cinsel istismar olayları nedeniyle de kürtaj hakkının anayasal teminatına yönelik tartışmalar sürüyor. Bu konuda başta kadın hakları savunucularının son yıllarda gündeme getirdiği önemli başlıklardan biri ise "erkeklerin sorumluluğu". İstenmeyen gebelik durumuyla başa çıkması gereken tek aktörün kadın olduğuna yönelik sorunlu bakış açısı kürtaj hakkı için de yalnızca kadınların mücadele etmesi gerektiğini öğütlüyor.
Bursa'da vatandaşlara "Kürtaj hakkı, anayasal güvence altında olmalı mı?" sorusunu sorduk.
Temel yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini ve kürtajın "can almak" olduğunu düşünenler de var, dini açıdan kürtajın doğru olmadığını düşünenler de...
Hayriye Çobanoğlulları, "Kadının bedeni diye sürekli kürtaj yaptırmaya karşıyım. Erken dönemde olabilir ama 3-4 aydan sonra da cinayet bu. Şu an Türkiye'deki bizim durumumuz normal bence. Dış ülkelerdeki ayaklanmalara da karşıyım" diyor.
Nüfus planlamasının önemine dikkat çeken Aysel Aksoy ise "Alınabilsin tabii ki. Herkes istediği kadar çocuk doğursun. Tedbir alınırsa çok daha iyi olur ama artık istemeden olmuşsa alınabilir" diyor.
Konu hakkında erkeklerin fikirlerini de almak üzere mikrofon uzattığımız İbrahim Toprak ise şu ifadeleri kullandı;
"Erkekler bu konuda pek sorumluluk almıyor, sorun kadınlara kalıyor. İstenmediği halde olduğu zaman da bence evlenilmesi lazım. Evli olduğu halde çocuk istemiyorsalar, o zaman ne olur bilmiyorum. Nasip, kısmet artık."
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2022.06.30 09:11