Elif Didem Danacıoğlu

Elif Didem Danacıoğlu

Başkan uyardı: İş değişti!

2022.10.21 19:27 - Son Güncellenme: 2022.10.21 20:27
A

Risk yönetimi her geçen gün daha da kritik bir önem kazanıyor.

Zira ekonomik riskleri yönetemediğimiz de karşımıza farklı türlerde kriz olarak çıkabiliyor.

O risklerin başında da döviz kuru riski, piyasalardaki olumsuz gelişmeler riski (faiz gibi), ekonomik kriz riski, işsizlik riski, tedarik zincirinde aksama ve mal-ürün kıtlığı riski, likidite riski, yoksulluk riski ve eşitsizliğin derinleşmesi riski geliyor.

Ekonomik risklerin yaşattığı sıkıntı sadece üreticiyi değil, günün sonunda tüketiciyi de etkiliyor.

Koronavirüs salgınıyla dünyada birçok şeyin değiştiğini konuşuyoruz ama bu işin asıl önemli bir tarafı da dijitalleşme, lojistik, ulaşılabilirlik, globalleşme, tedarik zinciri ve güvenli ticaret konularının daha da önem kazanması...

Dünya dijital bir sürece doğru gidiyor. Bu mu yani?

Geldiğimiz noktayı sadece dijitalleşme olarak görürsek yanlış olmaz mı?

Yeni bir dijital ekonominin hayatımıza girdiği bir süreçten bahsediyorum.

Bence lojistik çok önemli bir şekilde anlam değiştirdi. Bilindiği üzere lojistik yakınlık ve uzaklık kavramı ile ilgilidir. Salgın süreci başka bir şeyi getirdi. Bundan sonra lojistik hayatımıza ulaşılabilirlik kavramı ile girecek, yani ürün ya da hizmetin ulaşılabilirliğini konuşacağız.

Örneğin globalleşmeyi çok konuşurduk. İlk olarak globalleşmeyi Amerikan siyasetinde "Baba Bush" olarak anılan George W. Bush dile getirmişti. Başkan George Bush'un gündeme getirdiği 'Yeni Dünya Düzeni'...

Şimdilerde ise, glokalleşmeyi konuşur olduk.

Bilenler bilir ama bilmeyenler için glokalleşmenin anlamını paylaşalım.

Glokalleşme, ekonomik terimlerle söylendiğinde malların ve hizmetlerin giderek farklılaşan lokal ve tikel piyasalara global ya da globale yakın bir temelde uyarlanarak reklam edilmesi olarak tanımlanabilmektedir. Amaç, global ürünlerin yerel pazarlarda da alıcı bulmasını sağlamaktır.

Demek ki, iş planı daha farklı bir boyuta taşınıyor.

MÜSİAD Bursa Şubesi'nin düzenlendiği Müstakil Düşünceler Konferansına katılan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak,"2023 Hedefinde İhracat ve Ekonomi Öngörüleri" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Sonrasında DEİK Başkanı Nail Olpak ile sohbet etme fırsatım oldu ve sorularımı yönelttim.

Tedarik zincirinin önemli olduğunu hepimiz biliriz.

Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının Mart 2019'da tespit edildiğini hatırlatan Nail Olpak, tedarik zincirine dikkat çekti:

"Nelerle boğuştuk nelerle... O zamanda bu tespiti yapmıştık, bu sürecin kazananları tedarik zincirini aksatmadan sürdürebilenler olacak. Büyük firmalar ya da küçük firmalar değil, tedarik zincirini kopartmayanlar. 2019 şartlarında Türkiye, dünya ekonomisi içerisinde en zengin ülke değildi. Teknolojimiz vardı, fakat yeterli teknolojiye sahip değildik. Bu süreci tedarik zincirini aksatmadan başarıyla yönetebildik."

Çin'in 'Kuşak-Yol' projesine değindi:

"Nedir Çin'in 'Kuşak-Yol' projesi diye sorduğumuzda ise, 11 günde Türkiye'den tren Avrupa'ya ulaştı. Peki, neyi alkışlıyoruz? Hepimiz iş insanlarıyız... Çin'e savaş açalım demiyorum. Fakat, Türkiye pazarının yüzde 50'si Avrupa ise, en avantajlı olduğu alan nedir? Avrupa'ya lojistik yakınlığıdır. Malınızı yüklüyorsun 2 ya da 3 günde indiriyorsun. Çin ise 53 günde malı indiriyor. Arada 50 gün var. Hani senin lojistik üstünlüğün... Rusya - Ukrayna savaşı sebebiyle Kuzey hattı çalışmaz durumda. Demek ki, şartlar itibariyle tedarik zincirinin aksayabileceği bilinciyle risk yönetiminde sürdürülebilirliği sağlamalıyız."

"Serbest ticareti konuşuyoruz" dedi ve ekledi:

"Bugün sadece serbest ticaret değil, güvenli ticaret konuşuluyor. 'Kaynak çeşitliliği önemli' diye konuşuyoruz, fakat tedarik noktasında rekabet avantajı sağladığı için büyük tedarikçilerle çalışmak istiyoruz. Kısaca ürünü kendisi üreten üretici rekabette öne geçer. Koronovirüs salgınında öğrendiklerimizden biri de, sadece büyüklerle çalışırsan sınırlı alanda kendine yer bulursun. Örneğin; Çin, çip krizi... Kaynak çeşitliliği, yani ölçek ekonomisi çok önemli ve yol haritamızın genişletmeliyiz. Tabi bu durum sadece Türkiye için geçerli değil, Almanya'da da benzeri durum konuşuluyor."

Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakat Eylem Planına değindi:

"Nasıl dijitalleşmeyle dijital ekonomiyi farklı görmek gerekiyorsa Yeşil Mutabakat denilen şey de aslında bir yeşil ekonomi. Avrupalı bir yeşil ekonomi dizaynı yapıyor önümüze. 'Bu yeşil ekonomi dizaynına uygun hizmet ya da ürün üretmezsen ben bundan sonra senin malını kapıda bekletirim kardeşim, tutarım ya da ek gümrük koyarım' diyor. O zaman tedbirini almak durumundayım. Öyle bir realitenin olduğunu da bilmemiz lazım. Yani Yeşil Mutabakatın yeşilden başka bir boyutunun olduğunu görmemiz lazım. Tarımdan sanayiye, üretimden tüketici tercihlerine kadar her şeyi etkileyecek. Yeşil mutabakatı ciddi şekilde gündemde tutan Avrupa, önce koronovirüs ardından Rusya -Ukrayna krizinden sonra nükleer enerjiyi tekrar gündemine aldı. AB doğalgaz ve nükleeri yeşil olarak sınıflandırdı. Çevre duyarlılığımız için fosil yakıtlar gündemimizden çıkmalı. Almanya kışı geçirmek için devreden çıkardığı nükleer santrallerini ve kömür santrallerini tekrar devreye almaya hazırlanıyor."

Türkiye'nin mevcut ticari yapısı ile ilgili değerlendirme yaptı:

"Türkiye'nin 2021 yılı sonu itibarıyla dünya ticaretindeki payı yüzde 1'i geçti, Hedefimiz yüzde 1,5 olmak. Yüzde 1,5 olunca bayağı bir sözümüz etki eder hale gelebileceğiz. Problemlerimiz var mı? Evet var! İş hayatının içindeyiz. Enflasyonu sabaha kadar konuşabiliriz. Enflasyon, döviz kuru ve faiz büyük problem... Üretimin artış hızı ivme kesti, biraz dikkat etmek lazım. Hala artış var ama bir ibresi vardı onun, hız kesti. Dikkat etmek lazım... Bizim büyük pazarımız Avrupa inşallah nezle ya da grip olmaz. Aman dikkat edelim. Böyle bir konumuz var. Böyle olursa ne yapabileceğimizi görmemiz lazım. Günü konuşmak kolay, ama yarını görmek lazım. Pazarın yüzde 50-55'i orasıysa oranın nezle olması beni grip, zatüre olmaya götürür mü, götürmez mi? Bunu iyi düşünmemiz lazım. Türkiye'de henüz konuşulmuyor, ama dünyada resesyon gibi şeylerden bahsediyoruz. Bir taraftan da bizim nüfus büyüyor. Ekonomimiz iyi gidiyor. İhracatımız geçen sene 225 milyar dolardı, bu sene inşallah 250 milyar dolarla kapatacağız. İhracatımız artarken, ithalatımız da artıyor. Zaten Euro/Dolar paritesinden dayak yedik. Avro-dolar paritesi 2021 yılının başında 1,20'lerdeydi. Şimdi 0,97'lere geldi."

Son olarak şu değerlendirmeye dikkat çekti:

"Ne kaybettik? Ciro kaybetmedik ki net kar kaybettik. Böylesi bir ortamın içinde ithalatımız da artarak devam ediyor. Riskler var mı? Var! Salgından kaynaklı riskler hala devam ediyor. Çünkü Çin mesela kendi içinde dünyanın tedarikçisi oldu ve bir noktada oradaki yavaşlama bir yerlere eksi etki ederken bizim açımızdan da artı olabildiği bir çerçevenin içinde hala Kovid-19 sıfır politikası sürdürüyor. Merkez bankaları 'Biz süreci canlandıracağız' diye faiz yarışına devam ediyorlar. İki tane belirleyici var. Bir FED bir de Avrupa Merkez Bankası. Hala ilk 7 aylık ihracatımıza baktığımızda yüzde 17'lik bir artışımız var ama hem petrol hem enerji fiyatlarıyla baktığımızda ithalatımızda da yüzde 41'lik bir artışımız var. Üzerinde iyi düşünmemiz gereken bir konu."

Özetle...

Riskler ve belirsizlikler devam ediyor.

Dünya ticaretinden alınan pay ölçüsünde ülkelerin refah seviyesi artıyor. Türkiye bu alanda önemli mesafeler aldı.

O yüzden gelinen noktayı önemsiyoruz ama atılacak adım ve yapılacak çok iş olduğunun da altını çizelim.

O pay ölçüsünde de ülkelerin sözünün bir değeri olduğunu da vurgulayalım.

 

 


A

Yazarın diğer yazıları

Yazarın Tüm Yazıları