Worldwatch Enstitüsü'nün raporuna göre dünya çevresel felakete sürükleniyor. Su kaynakları 20 yıl sonra ihtiyacın sadece yüzde 60'ını karşılayabilecek. Sanayileşme ve kentleşme kaynaklı karbon salınımı ise Sanayi Devrimi'nden bu yana en yüksek değere ulaştı
Canlı türlerinin yok olması, su sıkıntısı, karbon birikimi ve azotun yer değiştirmesinden, mercan resiflerinin ölmesine, balık tarlalarının tükenmesine, ormansızlaşmaya ve sulak alanların kaybına kadar pek çok olayda ekolojik baskı açıkça görülüyor. Gezegenimizin atıkları ve kirleticileri sindirme kapasitesi giderek azalıyor.
Ekonominin kullandığı malzeme miktarı artmaya devam ettikçe gezegenimizin doğal kaynakları ve ekolojik sistemleri üzerindeki baskılar da önemli ölçüde arttı. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kentler, enerji tüketimi ve karbon salımının yüzde 75'inde pay sahibi.
Aynı zamanda fosil yakıt kullanımından kaynaklanan küresel karbondioksit salımları da 2010'da yarım milyar ton arttı; bu rakam Sanayi Devrimi'nin başlangıcından bu yana görülen en büyük yıllık artış oldu.
Suda kritik 20 yıl
Worldwatch Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı Michael Renner, dünyadaki tüketici sınıfın, giderek daha büyük bir hızla atık nehrine giden, çoğunlukla kısa ömürlü ve uyduruk ürünlere odaklanmaktan vazgeçerek aşırı tüketimi azaltması gerektiğini söylüyor. Dünyanın Durumu raporunun iki proje yöneticisinden biri olan Renner, balık stoklarının yaklaşık yüzde 52'sinin kullanıldığını, yaklaşık yüzde 20'sinin aşırı kullanıldığını ve yüzde 8'inin de tüketilmiş olduğunu kaydediyor. Su sıkıntısı da giderek artıyor ve var olan kaynaklar 20 yıl sonra dünyadaki talebin sadece yüzde 60'ını karşılayabilecek.
Tarımsal verimin artmasının bedeli olarak toprak kalitesi düştü, araziler bozuldu ve ormanlar yok edildi. Dokuz adet önemli çevresel eşiğin geçildi, bu nedenle ekonomilerin, toplumların, hatta dünyadaki bütün yaşamın ciddi ölçüde bağımlı olduğu ekolojik istikrarı bozulma tehdidiyle karşı karşıya.
Dünya 2.0 yok...
İnsanoğlu sanki her an yeni kaynaklar bulunabilecekmiş, ekolojik sistemler ile insanların varlığı arasında hiçbir bağ yokmuş, bu gezegeni mahvetmeyi nihayet başarırsak Dünya 2.0 versiyonu hazırda bekliyormuş gibi davranıyor. Tarih kaynak tabanını tüketmiş, yıkılmış ve
yok olmuş pek çok farklı uygarlıkla dolu. Ama bu yok oluş daha önce hiç gezegen ölçeğinde yaşanmamıştı; insanlık daha önce benzeri görülmemiş bir evreye geçiyor.
En büyük suçlu enerji
Enerji kullanımı dünya üzerindeki her insan faaliyetine yayılmış durumda ve fosil yakıtlara olan yoğun bağımlılık kentsel hava kirliliğinin ve iklim değişikliğinin ardındaki en büyük suçlu.
2010'da petrol, gaz ve kömür, ticari birincil enerji tüketiminin yüzde 87'sini oluşturuyordu. Yenilenebilir enerjilerin (su gücü dâhil) katkısı yüzde 8 iken nükleer enerjinin payı da yüzde 5 oldu. Ama gelişmekte olan ülkelerdeki çoğu insan enerji sıkıntısıyla mücadele ediyor; bu insanlar genel anlamda enerjiye yetersiz erişiminin zorluklarını çekiyor ve geleneksel, kirletici biyokütle kaynaklarına (odun, kömür, gübre ve ekin artıkları) bağlı yaşıyorlar. Yenilenebilir enerji hızla yayılıyor, bu umut verici bir gelişme ancak gelenesel enerjiyi ikame edecek büyüklüğe henüz ulaşamadı.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Dünya, 2013.03.24 10:16