Yaklaşık 1 yıldır ABD'de yaşayan Oray Eğin, Ayşe Arman'a röportaj verdi
Geçtiğimiz yıl Soner Yalçın ile yaptığı telefon görüşmelerinde Akşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya'yı yıpratmaya yönelik operasyon planladıkları ortaya çıkan ve bu olaydan sonra işine son verilen Oray Eğin, uzun süredir ortalıkta görünmüyordu. Ne yaptığı merak edilen Oray Eğin'i Ayşe Arman buldu. New York'ta yaşayan Eğin, Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman'a çok özel açıklamalar yaptı.
Seks yazıları ve bu minvalde röportajları sayesinde her zaman kendinden söz ettirmeyi başaran Ayşe Arman'ın Oray Eğin gibi lafını sakınmayan renkli bir adamla bir araya geldiğinde ne konuştuğunu tahmin etmek zor değil. Tabi ki seks.. Epeyce kilo veren Oray Eğin "sağlık yaşam için mi?" diye soran Ayşe Arman'a "Ne sağlıklı yaşamı! Seks için tabi ki.. Kimse yağlı bir adamla birlikte olmak istemiyor" şeklinde cevap veriyor.
İşte röportajdan ilgili bölümler:
"YAĞLI BİR ADAMLA NİYE SEVİŞSİNLER"
Çok kilo verdin. Neden? Amaç sağlıklı olmak mı?
Aman ne sağlıklı yaşamı! Seks tabii ki. Geçen gün Usain Bolt'un bir söyleşisini okudum, o bile kız tavlamak için spor yapıyormuş. Türkiye'de öyle ya da böyle tanınıyorsun, paranla, dilinle, şöhretinle durumu kurtarıyorsun. Amerika'da ise 'hiç kimse'sin ve rekabet ağır. E bir de gözüm yükseklerde. Benim beğendiğim tipler, dergilerden fırlamış gibi duranlar, onlar da haklı olarak sadece kendileri gibi olanları beğeniyor. Buna yatırım yapıyorum bende. Sonuçta New York'ta tek rekabet ölçüsü santim! Hemen ilk akla gelen ölçüden bahsetmiyorum. Kolun ne kadar kalın, baldırların nasıl, karnında kaç baklava var daha önemli! Bir de etrafta da çok fazla güzel insan var. Bir daha benimle röportaj yaparsan üstüm çıplak poz vereceğim!
Karnında baklavaları olmayan bir erkekle kimse yatmıyor mu?
Kör satıcı! Ama binlerce yıldan gelen erkek estetiği gibi bir şey var, Michelangelo'nun David heykeli var. Ve ne yazık ki, etrafta çok fazla böyle heykel gibi adamlar var. Ne büyük adaletsizlik aslında!
"İKİ ŞEY BAŞTAN ÇIKARIYOR: GÜZELLİK VE ZEKA"
Sadece bedenlerin sevişmesi fena değil mi?
Valla, beni iki şey baştan çıkarıyor. Güzellik ve zeka. Teslim oluyorum hemen. Ama sonunda tercihimi güzellikten yana kullanıyorum. Etrafımda İsveç sineması, Wittgenstein konuşacağım ve bu konuda akıllı laflar edecek bir dolu arkadaşım var zaten. Güzellik çarptı mı çok fena...
Güzel yüzlü ve zayıf bir adam olduğun için seninle sevişenler, kalın belli ve yağlı bir adam olsan yatmazlar mı?
Niye yatsınlar, niye sevişsinler! Enayiler mi? Kendisine bir dolu yatırım yapmış, günlerini spor salonunda geçirmiş biri, kendisini sana harcar mı? Kimse o kadar cömert değil. Ancak sen de o yatırıma karşılık verirsen, denk olursanız belki yüz verir. O da belki...
"SAHALARA BİR CANAVAR OLARAK DÖNECEĞİM"
Seksle sporu yan yana koyduğunda nasıl bir formül çıkartıyorsun ortaya?
Ya nasıl söyleyeyim, dünyada beraber olunacak çok insan var. Ama ben şimdilik hazırlık kampındayım. Bir sene sonra, bu kamp başarılı geçerse, sahalara bir canavar olarak döneceğim!
Güzel giyinmek senin için ne kadar takıntı?
Chris Brown'ın Grammy'lerde giydiği bir Lanvin takıma taktım şimdi. Saba söz verdi alacak! Öyle süper şık süslü giyinmiyorum ama markalardan gizlice büyüleniyorum. İlk Dolce & Gabbana'mı aldığımda tarif edemediğim bir şey oldu: Güven, sevinç, güç, gurur karışımı. Ama ben dümdüz, hiçbir özelliği olmayan bir şeye, bir t-shirt'e mesela servet yatırmayı seviyorum. Kimse anlamıyor belki, kendini belli bile etmiyor. Ama ben biliyorum ya, o yeter.
"BİR DÖNEM AİLEMDEN NEFRET ETTİM"
Peki en çok mutlu eden şey...
Hep küçük şeyler, anlık mutluluklar var hayatımda. Hep bir eksiklik, yetmemezlik hali. Ne bileyim mesela yıllar önce Yohji Yamamoto bir pantolon almıştım, "Bunun içine bir gün gireceğim" diye. Şimdi o pantolon bol bile geliyor, bu beni mutlu etti. Ama aynada baktım, kesimi çok eskimiş, bu da çok mutsuz etti.
Sende 'anormallik' nerede? Ve kim sorumlu? Yalnız kaldığında anneni mi, babanı mı suçluyorsun?
Annem ve babamla hesaplaşmayı onlar yaşarken ve ben de çok daha gençken yaptım. Herkes gibi ben de bir dönem ailemden nefret ettim, sonra da onlarla barışmayı öğrendim. O yüzden onların bir suçu yok. Zaten başıma bir şey geldi gibi de hissetmiyorum ki bir sorumlu arayayım. Hatalarım da benim tercihim, yüzleşmem gerektiğinde de son derece acımasız bir şekilde, "Daha zeki olup yapmasaymışım!" diyorum.
Aşk, bütün bu karambolün neresinde?
Köpek gibi aşık olduğum birine, "Neden benimle birlikte oldun?" dedim. Hiç kıvırmadan "Şöhretli olduğun için!" dedi. Eminim ki beni sevdi, ben de ona köpek gibi âşıktım ama ilk tetikleyen buydu. Aşk budur benim için. Bir alışveriş. Yılbaşında Barcelona'da biriyle tanıştım, bana direkt olarak iki şey söyledi: "Çok paran var mı? Ben dünyayı gezmek istiyorum." "Peki ben sana döneceğim" dedim, çünkü şimdilik onu gezdirecek kadar param yok!
"NE ÇOK CENAZEYE GİTTİM!"
Geriye baktığında elinde ne kaldı?
2007'de annemi kaybettim. Sonra sevgilimden ayrıldım. Sonra köpeğim öldü. Çok yakın bir arkadaşım öldü, ardından başka arkadaşlarım da. Şu yaşımda ne çok cenazeye gittim, ne çok başsağlığı diledim. Bir aşk daha bitti bu arada. Babamı kaybettim. Köşemi kaybettim. Geride pek bir şey kalmadı...
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Medya, 2013.02.17 12:32