Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye'nin bundan sonra tarihin akışının şekillenmesinde daha etkin bir şekilde var olacağını söyledi.
Davutoğlu, Türk diplomasisinin efsanelerinden birinin mülteci politikası olduğunu vurgulayarak "Suriyeli kardeşlerimizi ülkemizde ağırladık. Bize gelene kapı kapatmak kültürümüzde yok" dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 5. Büyükelçiler Konferansı'nın açılışında Türkiye'nin tüm dünyada görev yapan büyükelçilerine hitap etti.
Davutoğlu, konferansın bu yılki teması olan "İnsani Diplomasi"nin 3 boyutu olduğunu, bunlardan birincisinin bir devletin kendi insanı ile ilgili olduğunu, kendi insanının hayatını kolaylaştırmak olduğunu söyledi.
AB ile vize konusunda belli bir aşamaya geldiklerini ifade eden Davutoğlu, "Öyle veya böyle bir gün vatandaşlarımız Avrupa Birliği'nde vizesiz seyahat edecekler. Çünkü biz Avrupa'nın bir parçasıydık, bir parçasıyız, bir parçası olmaya hem de asli bir parçası olmaya devam edeceğiz" dedi.
Türk diplomasisinin efsanelerinden birinin de mülteci politikası olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Türk milleti kendine yakışanı yapmıştır. Suriyeli kardeşlerimizi yine insani diplomasinin bir parçası olarak ülkemizde, evimizde ağırladık. Bir daha olsa, bir daha ağırlarız. Bize gelene kapı kapatmak bizim kültürümüzde yoktur. Emniyet için, güvenlik için, namusu için, canı için kapımıza kim gelirse, dinine, mezhebine, etnisitesine, hangi kökenden gelmiş bakmayız. Kapımızı açarız ve alırız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti nevzuhur bir devlet değildir. Gelenekler üzerine kurulmuştur" diye konuştu.
İnsani diplomasinin üçüncü boyutunun "BM sistemi içinde insani sahiplenme" olduğuna işaret eden Davutoğlu, "BM sisteminin vicdandan yoksunlaştığını gösteren tablolar" olduğunu vurguladı.
'Tarihin akışı'nda daha etkin var olacağız
Ankara'da dış temsilcilik sayısının 10 yıl önce 148, şimdi ise 240 olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Tarih hızlı akarken bu tarihi anlamak isteyenler, tarihin aktığı yerde, tarihin öznesi olma iradesini göstermiş başkentlerde bulunmak iradesini gösterirler. Bundan sonra tarihi anlamak isteyenler Ankara'da bulunacaklar, İstanbul'da bulunacaklar, Türkiye'nin her yerinde bulunacaklar, çünkü bundan sonra tarihin akışının şekillenmesinde biz daha etkin bir şekilde var olacağız" diye konuştu.
''Hükümetin dış politikasına yönelik eleştiriler''
Davutoğlu, hükümetin dış politikasına yönelik eleştirilere de değinerek, şöyle devam etti:
"Biz böyle demiyoruz, hiçbir büyükelçimizin de böyle demesini istemiyorum. Her bir büyükelçimiz bulunduğu merkezde, tarihin aktığı merkezin, Ankara'nın temsilcisi olacak ve o merkezde başı dik bir şekilde diyecek ki, 'Eğer bu tarih bir yere doğru akıyorsa, ben onun peşinde koşmayacağım.' Tarihin peşinde koşulmaz, tarihin içinde koşulur ve önüne geçilir. Bir yüzyıl sonra eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti küresel bir güç olacaksa, olduğunu bütün dünyaya gösterecekse, temel taşlarını bugün dokumak zorundayız."
''Bir efsanedir Türkiye'nin Somali politikası''
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye ile ABD, Rusya, Çin ilişkilerinin güçlü olarak devam etme iradesi olacak. Biz bunları güçlendiririz. Öyle hamleler yapacaksınız ki, Türkiye'nin varlığı hissedilecek. Herkes diyecek ki, 'Evet Türk diplomasisi farklı bir seyir takip ediyor.' Alışkanlıkları kıracağız, ezberleri bozacağız. Hiç görünmediğimiz yerlerde görüneceğiz.
Bir sabah insanlar Afrika'da kalktığında Başbakanımızın uçağını 20 yıl sonra Mogadişu'ya inen ilk başbakan uçağı olarak görecekler ve bir efsane oluşacak. Bir efsanedir Türkiye'nin Somali politikası.''
Türkiye'nin başı belaya bulaşsa memnun olacak bir zümre var
Geçen yılki Büyükelçiler Konferansı sırasında Ortadoğu coğrafyasında kaotik bir durumun hakim olduğunu ancak son 1 yılda Libya, Tunus, Fas ve Mısır'da seçilmiş hükümetlerin işbaşına geldiğini hatırlattı. "Geçen sene bu vakitler bugün Suriye için söylenen her şey Libya için söylenmişti" diyen Davutoğlu, Libya için üretilen korku senaryolarının şimdi Suriye için üretildiğini ifade etti.
Davutoğlu, "Çünkü istiyorlar ki, Suriye eski rejimle devam etsin. Ya da Suriye öylesine bir kaosun içine girsin ki, Türkiye'nin de başı belaya bulaşsın. Neredeyse, Türkiye'nin başı belaya bulaşsa memnun olacak bir zümre var" dedi.
Maliki'nin tavrı
Davutoğlu, Türkiye için Sünni-Şii ayrımı olmadığının altını çizerek, Irak konusunda konuşurken, "Aralık 2011'de biz Sayın Maliki'yi Ankara'ya bekliyorduk, 2. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'ni yapmak üzere" dedi ve şunları kaydetti:
"Ama Sayın Maliki Ankara'ya gelmektense Washington'a gidip Türkiye'yi şikayet etme yolunu tercih etti. O günden bugüne de maalesef Türkiye aleyhine demeçlerine devam etti. Keşke Sayın Maliki, Amerikan güçlerinin çekilmesinden sonra Irak'ın bütün kesimlerine açık bir politika takip etseydi."
Avrupa Birliği süreci
"AB'nin önünde iki yol var. Ya jeopolitik olarak etkili, ekonomik olarak rekabetçi, küresel olarak içselleştirici bir yol izleyecek ve küresel etkisini sürdürecek, ya da jeopolitik olarak etkisiz, ekonomik olarak rekabet gücünü kaybetmiş, kültürel olarak tek tipleşmiş bir Avrupa doğacak" diyen Davutoğlu, "Bizim tercih ettiğimiz Avrupa birinci Avrupa'dır. O birinci Avrupa'nın olabilmesinin birinci şartı da Türkiye'nin AB üyeliğidir. Ama AB bu konuda tereddüt ederse Türkiye kendi çizdiği yolda reformlarına da devam edecek, AB sürecini de işletecek ama tarihi akışı içindeki etkisini AB'ye endekslemeden yoluna devam edecek. AB'ye çıpa atıldı tabiri çok kullanıldı geçmişte. Biz sadece tarihe çıpa atarız. Bu tarihi treni kaçıranlar da daha sonra bundan büyük üzüntü duyacaklar" dedi.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Siyaset, 2013.01.02 12:32