Arap ülkeleri enerjilerini iç meselelere harcarken, halklarının arzularını karşılayan Türkiye ve İran bölgede etkin olacak.
ARAP DEVRİMLERİ ORTADOĞU'DA TÜRKİYE VE İRAN'IN ETKİSİNİ ARTTIRACAK
Michigan State Universitesinde öğretim üyesi olan Mohammed Ayoob, "Beyond the Democratic Wawe in the Arab World: The Middle East's Turko-Persian Future" ( Arap Dünyasındaki Demokratik Dalganın Ötesi: Ortadoğu'da Türk- İran İstikbali" adlı makalesinde Arap dünyasını sarsan ve sarsmaya devam eden devrimlerin bölgede Türkiye ve İran'ın yumuşak güçler olarak etkinliklerini arttırabilecekleri bir ortama zemin hazırladığı kanısında.
YA MISIR?
Burada peki ya Mısır ne olacak? sorusu hemen gündeme geliyor. Zira Mısır'da ayaklanmalar görece kansız ve başarıyla sonuçlandı ve Arap dünyasının yüzde 20'sini oluşturan yaklaşık 80 milyonluk nüfusu, güçlü devlet geleneği ve kurumsal yapıları, geçmişten gücünü alan etkinliği ile diğer Arap ülkelerinde meydana gelen devrimlere öncülük yapacağını düşünenler de az değil ne de olsa.
Hatta geçen hafta Filistin'de idarede çift başlılıktan kurtulmaya yönelik olarak Hamas ve El Fetih'i biraraya getiren anlaşma Kahire'de imzalanmışken.
MISIR'IN KISA VADEDE ETKİN OLMASI ZOR
Ayoob, Mısır'ın demonstratif etkisini(yol gösterici etkisini) kısa vadede gösteremeyeceği iddiasında. Çünkü ona göre, Mısır'da orta ve kısa vadede ciddi bir değişim gerçekleşmeyecek, şu an iktidarda olan ordu'da İsrail ve ABD ile olan statükosunu korumaya çalışacak. Kısa vadede hızlı bir sosyo ekonomik değişim yaşanmayacak.
Ayrıca devrimin ardından kamuoyuna daha duyarlı olabileceği ve bu durumda İsrail ile olan ilişkileri etkileyebileceği düşünülen bir politikanın da Mısır'da derhal oluşabileceğini düşünmüyor zira 'ABD'den son otuz yıldır milyarlarca dolar yardım alan Mısır ordusu ABD destekli İsrail'e karşı çıkamaz.'
MISIR'DAKİ ANA İKTİDAR YAPISININ DEĞİŞİMİ UZUN VADE ALACAK
Mısır'daki ana iktidar yapısındaki değişimin ancak çok uzun vadede, sivil güçler ordunun ülke politikası ve ekonomik hayattaki egemenliğini başarıyla ortadan kaldırırsa, mümkün olacağını söylüyor ve Türkiye'nin ordu üzerinde dikkate değer bir sivl kontrol kurmasının 60 yıl sürdüğünü ve bu sürecin tamamlanmaktan hala uzak olduğunu da ilave ediyor.
BÖLGEDE POLİTİK AĞIRLIK MERKEZİ TÜRKİYE VE İRAN'A KAYACAK
Mısır'ın kendi dinamiklerinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle Arap devrimlerine yol gösterme ihtimalinin, kısa ve orta vadede düşük olduğuna değindikten sonra, bunun üzerine temellendirerek Ortadoğu'da politik ve stratejik manzara üzerinde Mısır'ın etkisiz kalmasıyla, bölgedeki politik ağırlık merkezinin Mısır ve vermli hilali kapsayan Arap merkezinden(kalbinden) periferide kalan Arap kökenli olmayan Türkiye ve İran'a kayacağı tezini ileri sürüyor.
Ortadoğu'daki stratejik ve politik dengenin Türkiye ve İran lehine kaymasına neden olan faktörleri iç, bölgesel ve küresel faktörler olarak ayırıyor. Makaleden;
AFGANİSTAN VE IRAK İŞGALLERİ İRAN'IN BÖLGESEL RAKİPLERİNİ SAF DIŞI ETTİ
20001 ve 2003 yıllarında Afganistan ve Irak işgalleri, İran'ın iki büyük bölgesel rakibi olan Afganistan'da etkin olan Taliban ve Irak'taki Baas partisini sırasıyla silerek Ortadoğu'nun doğu bölümündeki güçler dengesini geri dönülemez biçimide değiştirdi. Aynı zamanda bu gelişme, 2002 yılında AK partinin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye'deki siyasi güçler dengesinde meydana gelen büyük değişime denk geldi.
Afganistan ve Irak'taki ikiz işgallerin ardından İran'ının İran körfezinde ve ötesinde istikrarlı ve meşru bir güvenlik yapısı inşa etmesinin kaçınılmazlığı aşikar hale geldi.
EN POPÜLER İLK ÜÇTE SADECE BİR ARAP VAR
University of Maryland ve Zogby international'ın ABD yönetimi ile dost altı arap ülkesi(Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ,Ürdün, Lübnan ve Fas) ile yaptığı en güvenilir araştırmalardan birine göre Arap dünyasında popülerlik açısından Recep Tayyip Erdoğan, Mahmud Ahmedinecad ve Hassan Nasrallah (üç bölgesel lider) ilk üçü paylaşıyor.
BEŞ SÜNNİ ÜLKEDE İKİ Şİİ LİDER POPÜLER
Bunlardan sadece Nasrallah( Lübnan'da iktidarı oluşturmada rol oynayacağı düşünülen kişi) Arap ve aralarında bir devlet ya da hükümet başkanı olmayan tek kişi. Dikkate değer bir diğer nokta da bu üç liderden ikisinin Şii olması, oysa popüler oldukları ülkelerden beşi sünni. Bu durum Arap - İran ayrışmasının Ortadoğu ve gelecekteki bölgesel çatışmalarda en büyük rolü oynayacağı mitini de yalanlıyor.
TÜRKİYE MÜSLÜMAN DEMOKRASİ MODELİ İRAN İSE BAŞKALDIRI SEMBOLÜ
Arap algısında Erdoğan Müslüman demokrasisinin Türk modeli iken Ahmedinecad Batı'ya karşı Müslüman dünyasının başkaldırısını sembolize ediyor. Nasrallah ise İsrail'in bölgeye yönelik planlarına karşı Arap ve Müslüman direnişini simgeliyor. Her üçü de farklı oranlarda İsrail'e yönelik antipati ya da düşmanlık duygusunu paylaşıyor.
ARAPLARIN EN ÇOK ARZULADIĞI ÜÇ HEDEF
Bu anket aynı zamanda, daha önceki anketler gibi, Arapların en arzuladıkları hedefler ya da değerler açısından da iyi bir gösterge: Ülke içi demokrasi, İsrail'in hegemonik politikalarına direniş ve küresel hegemonyaya başkaldırı.( ABD'ye)
Ayoob Arap gazeteci Rami Khouri'nin görüşüne yer veriyor. "Bütün İslamcı eğilimlerin ana paydası hayat kalitelerini düşürdüklerini hissettikleri temel üç güce yönelik yaşadıkları sıkıntı: Bir tek ailenin bireylerinin baskın olduğu güvenlik esasına dayalı devletler yöneten otokratik Arap rejimleri, askeri saldırılar, işgaller ve bölgedeki ABD politikasının etkisi ile Arap toplumları üzerindeki İsrail politikalarının yarattığı etkiler, ABD ve diğer batı güçlerinin bölgeki insanlara zarar veren askeri ve politik müdahalesi."
ARAP ARZULARI TÜRKİYE VE İRAN'I YUMUŞAK GÜCE DÖNÜŞTÜRÜYOR
Arapların arzu ve hedefleri Türkiye ve İran'ın Ortadoğu'da özellikle hiç bir Arap ülkesi ya da rejminin kullanamayacağı bir yumuşak güce sahip olduğu anlamına geliyor.
Türkiye'nin yumuşak gücü, büyük ölçüde politik sisteminin meşruluğundan ve bölgedeki liderliğinden geliyor. Bu diğer Ortadoğu ülkelerinde yaşayan halkların almak, taklit etmek istedikleri bir model.
İran'ın yumuşak gücü ise onun dış politika amaçlarından, küresel hegemonyaya karşı gelmesinden, bağımsız bir oyuncu olarak uluslararası olaylarda otonom haraket etme iddiasından, ileri geliyor Ortadoğu'daki büyük bir kitle için.
Dahası Türkiye ve İran'ın, sadece bu iki ülkenin ve rejimin, Ortadoğu'da İsrail'e karşı durabilmesi ve bölgede İsrail'in talancı davranışlar olarak görülen tutumuna kaşı koyabilmeleri Türkiye ve İran'ın Arap ve Müslüman toplum arasındaki etkisini arttırıyor.
ARAP BAHARI İRAN'I DENGELEYECEK SUUDİ ARABİSTAN'I DA ETKİLİYOR
Arap baharı, Batı tarafından Körfez'de İran'ı dengeleyebileceği düşünülen petrol zengini Suudi Arabistan'ın dahi bu gelişmelerden olumsuz etkilenebileceğini, Bahreyn ve Yemen'deki hengame Arap yarımadası/İran körfezi'nin Arap dünyasına yayılan demokratik dalganın dışında kalmayacağını gösterdi.
Arap otokrasinin Körfez'deki en zayıf halkası olan Bahreyn'de meydana gelecek bir rejim değişikliği özellikle İran lehine çalışacak (Bahreyn'de Şii çoğunluk olduğundan ve İran ile tarihsel bağları bulunduğundan.) Bahreyn İran ile Suudi Arabistan arasında enerji zengini Körfezde ön safhada yer alan çatışma alanı haline geldi.
İRAN'IN POLİTİK SİSTEMİ OTOKRATİK ARAP REJİMLERİNE GÖRE DAHA MEŞRU
İran ayrıca Arap merkezindeki(kalbindeki) etkisini Suriye ve Lübnan'da başarılı bir şekilde pekiştirdi, özellikle de Tahran'ın müttefiki Hizbullah desteğinde bir hükümetin Beyrut'ta kurulmasıyla. İran'da devrim muhafızlarının artan etkisine karşın, İran rejimi çok merkezli olmayı sürdürüyor çünkü anayasaları çeşitli ruhani ve temsili kurumların, düzenli ordu ve devrim muhafızlarının arasında (güç, iktidar) dağılımı ilkesi üzerinden işliyor. Ayrıca yönetici elit üyeleri arasında keskin ayrımlar var.
Dahası, temsili kurumların varlığı belirli bir erişkinliğe varmış oy hakkına dayanıyor. 1997, 2001 ve hatta şahinlerin seçim sonuçlarını kontrol etme girişimlerine rağmen 2005 seçimlerinde genellikle şaşırtıcı sonuçları üretebiliyor. Bu da Arap dünyasının otoriter rejimlerinde olmayan rejim meşruluğunu ve güvenliğini bir ölçüde sağlıyor. Serbest seçimle gelen Türkiye hükümetinin meşruluğu ise daha az şüphe götürür bir durumda.
TÜRKİYE VE İRAN ARASINDAKİ OLUMLU İLİŞKİLERLE İVME KAZANIYOR
Ortadoğu Türkiye - İran istikbaline doğru gidiyor görünüyor. Bu gelişme - ABD ile ilişkiler ve İran'ın nükleer programı gibi amaçlar tamamen örtüşmese de - hem Türkiye hem de İran'ın karşılıklı ilişkileri sürdürme kapasiteleri ile daha da ivme kazanıyor.
İRAN VE TÜRKİYE BİRBİRLERİNİ ANLIYOR
İran Türkiye'nin NATO ve ABD ile olan stratejik bağını kavradığını gösteriyor ve asla Türkiye ile olan ilişkilerinin gelişmesinde bunu bir engel haline getirmiyor. Türkiye'nin AB ile olan birleşme tutkusunu anlıyor ve bunu AB ile kendi ilişkilerini geliştirme arzusunun, Böylece Tahran için hayati önemdeki konularda Avrupa'yı ABD'den ayırma arzusunun bir tamamlayıcısı olarak görüyor.
TÜRKİYE KEMALİST NEVROZUNU İRAN İDEOLOJİK ANTİPATİSİNİ AŞIYOR
Türkiye de İran'ın nükleer otonomi arzusunu kabul ediyor, özellikle de uranyum zenginleştirme kapasitesi inşaa etme isteğini özellikle. Türkiye ve İran arasında ilişkilerin geliştirilmesine en büyük engel seküler ve islamcı bölünmesi iken artık engel olmaktan çıktı, çünkü bir yandan Türkiye kendi Kemalist nevrozunun büyük ölçüde üstesinden gelirken, İran'da ulusal çıkarların ideolojik antipatiye baskın geldiği devrim sonrası aşamaya geçti.
2 MİLYARDAN 10 MİLYARA ÇIKAN TİCARET HACMİNİN DE ROLÜ VAR
Ekonomik ilişkiler de iki ülkenin birbirine yakınlaşmasında büyük rol oynuyor. İran Rusya'dan sonra Türkiye'ye en fazla doğal gaz ihraç eden ülke, Türkiye'nin doğal gazının yaklaşık üçte birini karşılıyor. Ayrıca Türkiye ve İran arasındaki karşılıklı ticaret 2000'de 2 milyar dolarken 2008'de 10 milyar dolara çıktı. Ayrıca her iki ülkenin huzursuz olan Kürt azınlık konusunda ortak çıkarları artıyor bu da işbirliğini kolaylaştırıyor.
ARAPLAR ENERJİLERİNİ İÇ MESELELERE AYIRACAK
İç ayaklanmalar ve rejim değişiklikleri Arap ülkelerini iç konulara daha odaklı hale getirecek, Libya'daki gibi bir iç savaş tehlikesinin varlığı nedeniyle Arap ülkeleri enerjilerini daha çok iç meselelere ayıracak. Yemen ve Bareyn'deki rejimin bastırılması sadece yerel rejimlerin meşrutiyetini değil ana destekçileri Suudi Arabistan'ın meşruiyetini de ortadan kaldıracak.
Özetle Ayoob'a göre konjüktür İran ve Türkiye'yi bölgede etkin güçler olarak öne çıkarırken Arap dünyasının en etkin ülkesi Mısır sivil ve askeri unsurlar arasındaki ilişkiyi düzenlemek ile uğraşmak zorunda kalacağından belirli bir süre kendi içine dönük tutum takınacak.
HABERTÜRK
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Dünya, 2011.05.09 15:55