Prof. Dr. Murat Taş

Evet şehir yükseliyor ama nereye?

27 Nisan 2026 Pazartesi, 00:05

Yükselen şehir mi, yatay mimari mi?

Bu yükselme ile ilgili endişelerim var. Zira yükselmek, ileri gitmek son derece pozitif hedef ve gelişmelerdir. 'Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir' diyen büyük Atatürk'ün kastettiği yükselmenin şüphesiz değerli bir anlamı var. Ancak hesapsız, kitapsız, plansız, projesiz, rastgele yükselmelerin şehrin/toplumların yararına değil, aksine felaketine olacağını düşünüyorum.

Bu plansız, fiziksel yükselme, sadece ekonomik getiri için hedeflenen bir durumsa beraberinde şehir yaşamı için içinden çıkılmaz bir çöküşün habercisi olabilir. Zira niteliksiz bir yığılma da yükselmedir. Yükselen istinat duvarları çöküyor, yollar, yamaçlar, binalar çöküyor. Yaşamımızın yansıması olan yerleşimler, binalarla birlikte insanlığımız da çöküyor.

Yükselme insan ilişkilerimizde, yaşamsal değerlerimizde, birbirimize, işimize, ülkemize, yaşamımıza, doğaya, sağlığa, eğitime, insana verdiğimiz değerlerde olması gerekiyor. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bir toplumda maddi değerlerdeki yükselme ancak manevi değerlerle birlikte olursa anlamlı olur. Zira manevi değerlerin dibe vurduğu toplumlarda maddi değerlerin yükselmesi aslında toplumsal çöküşü hızlandırmaktan başka işe yaramaz.

Yapı yapma alışkanlıklarımızı, yerleşme kararlarımızı, imar sistemimizi, mimariye olan bakış açımızı acilen yenilememiz gerekiyor. Bir yığılma şeklinde niteliksiz yükselmeler şehir yaşamında giderek artan sorunlar, olası afetlerde giderek artan riskler, ekonomik-teknik olarak telafisi mümkün olmayan kayıplar olarak karşımıza çıkıyor. Giderek kaybettiğimiz doğal kaynaklar, kültürel değerler yaşamımızı zorlaştırıyor. Ülkemizde çoğu insanımızın bir ev satın alabilmek için tüm ömrü boyunca çalışmak zorunda kaldığını düşünürsek daha niteliği yüksek evler, yerleşimler ve şehirler yapmak zorunda olduğumuzu idrak edelim artık.

Doğaya yakın hatta doğa ile iç içe yaşamaya alışkın insanımızın doğadan kopuk yüksek binalarda yaşaması da birçok yaşamsal sorunu beraberinde getirmektedir. Modern yaşamın gereği gibi gösterilmeye çalışılan yüksek binalarda genellikle komşuluk ilişkileri zayıftır. Yüksek binalarda yaşayan insanlar sokak yaşamına oranla giderek bireyselleşip zamanla kendini terkedilmiş ve yalnızlaşmış hisseder. Yüksek binalarda yaşam ne kadar manzarası ve prestiji için tercih edilse de insan doğasının ihtiyaç duyduğu toprak ve doğa ile temas, sosyal çevre kısıtlılığı gibi sorunlar içerir.

Özellikle deprem riski altındaki yerleşimlerde yüksek binalarda yaşayan insanlar çoğu kez kendini güvende hissetmez. Olası bir depremde can kaybı riski sebebi ile kentsel dönüşüm yapılan yerlerde mevcut yapılaşmadan daha yoğun ve daha yüksek bina yapmadan önce konuyu tekrar değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Gazi Meclisimizin açılışının 106. yılı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın, güvenle kalın, Allah'a emanet olun.

Yazarın Diğer Yazıları

Peki şimdi ne olacak?
19 Nisan 2026 Pazar, 18:58

Bursa için umut var mı? Bütüncül ve bilimsel bir şehir mimarisi anlayışı...
12 Nisan 2026 Pazar, 18:44

Kat mülkiyeti sorunu! Bundan 100 yıl önce bir apartman dairesine sahip olamazdınız
04 Nisan 2026 Cumartesi, 22:37

Yağmur yağıyor, Bursa elimizden kayıyor...
29 Mart 2026 Pazar, 22:28

Bursamızın bitmemiş binaları
22 Mart 2026 Pazar, 18:59

Bursa şehir coğrafyası ve mimarisi
15 Mart 2026 Pazar, 23:33

İnşaat şirketleri neden batıyor?
08 Mart 2026 Pazar, 22:21

Yol kalitesi
01 Mart 2026 Pazar, 22:57

Ramazan ayı şehir mimarisi iklimi; Bursamıza hoş geldin Ramazan...
22 Şubat 2026 Pazar, 09:30

Kentsel dönüşüm için ikonik fikirlere ihtiyaç yok...
16 Şubat 2026 Pazartesi, 08:59

Tüm Yazılar