Nev Esentepe Hastanesi Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, son dönemde klinik görüşmelerde giderek daha sık karşılaşılan "duygusal uyuşma" kavramına dikkat çekti. Deniz, "Artık üzülmüyorum da sevinmiyorum da... Sanki içim boş" cümlesinin, birçok kişinin yaşadığı ancak adını koymakta zorlandığı bir ruhsal durumu anlattığını belirtti.
SEMA ÜSTÜNTAŞ ÇAKAR / BURSADA BUGÜN
Nev Esentepe Hastanesi Klinik Psikoloğu Helin Ezgi Deniz, son yıllarda danışanlarında giderek daha sık karşılaştıkları duygusal uyuşma durumuna dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Deniz, "Artık üzülmüyorum da sevinmiyorum da" cümlesinin, modern yaşamın görünmeyen ruhsal sonuçlarından biri olduğunu söyledi.
Klinik Psikolog Deniz, duygusal uyuşmanın duyguların tamamen yok olması değil; adeta üzerlerine kalın bir filtre çekilmiş gibi etkisini yitirmesi anlamına geldiğini vurguladı. "Kişi günlük hayatını sürdürebilir, çalışabilir, konuşabilir ancak iç dünyasında sessizleşmiş bir yaşam deneyimler," dedi.
"DEPRESYONLA KARIŞTIRILIYOR AMA AYNI DEĞİL"
Duygusal uyuşmanın sıklıkla depresyonla karıştırıldığını ifade eden Deniz, aradaki farkı şu sözlerle anlattı:
"Depresyonda yoğun bir çökkünlük ve acı ön plandayken, duygusal uyuşmada kişi neredeyse hiçbir şey hissedemez. 'Keşke ağlayabilsem' diyen birçok danışan, aslında bu donukluğu tarif eder."
"BİR GÜNDE ORTAYA ÇIKMIYOR"
Uzmanlara göre bu durum ani değil; uzun süreli stres, travmalar, kayıplar, ekonomik ve toplumsal belirsizliklerin birikimiyle gelişiyor. Klinik Psikolog Deniz, sinir sisteminin sürekli alarm halinde kalması sonrası kendini korumak için duygusal "sesi kıstığını" ifade ederek, bunun çoğu zaman bir bozukluk değil, hayatta kalma tepkisi olduğunu söyledi.
"TOPLUMSAL KRİZLER VE SOSYAL MEDYA ETKİSİ"
Duygusal uyuşmanın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir boyutu da olduğuna dikkat çeken Deniz, sık yaşanan krizler, felaket haberleri ve sosyal medyada maruz kalınan yoğun travmatik içeriklerin duygusal sistemi aşırı yüklediğini belirtti. "İnsan zihni günde onlarca felaketi hissetmek üzere evrilmedi. Bir noktadan sonra hem kötü hem iyi duygular sönükleşiyor," dedi.
"İLİŞKİLER ZEDELENİYOR"
Duygusal uyuşma yaşayan kişilerin dışarıdan "soğuk, ilgisiz, umursamaz" olarak algılanabildiğini belirten Deniz, iç dünyada ise tam tersine yoğun bir kopukluk ve suçluluk hissinin yaşandığını söyledi. Bu durumun ilişkileri de zorladığını vurgulayan Deniz, "Bağ duyguyla kurulur. Duygu donduğunda yabancılaşma başlar," ifadelerini kullandı.
Uzun süreli duygusal uyuşmanın ciddi bir enerji tüketimine yol açtığını belirten Deniz, sıkça duyulan "Yorgunum ama nedenini bilmiyorum" cümlesinin altında kronik savunma halinin yattığını söyledi.
"KALICI DEĞİL AMA CİDDİYE ALINMALI"
Duygusal uyuşmanın kalıcı olmak zorunda olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog Helin Ezgi Deniz, doğru koşullar, güvenli ilişkiler ve terapiyle duyguların yeniden canlanabileceğini belirtti. Ancak iyileşme sürecinde duygular geri geldiğinde kişinin kendini daha kötü hissedebileceğine de dikkat çekti.
"Uyuşmanın çözülmesi, acıyla temas etmeyi gerektirir. Bu yüzden ağlamak ya da yoğun duygular hissetmek, çoğu zaman gerileme değil iyileşmenin işaretidir."
"NAZİK VE KÜÇÜK ADIMLAR ÖNEMLİ"
Uzmanlar, bu süreçte kişinin kendine karşı şefkatli olmasını, bedeniyle yeniden bağ kurmasını ve küçük zevk anlarını fark etmeye çalışmasını öneriyor. Deniz, "Duygusal uyuşma, insanın çok uzun süre çok fazla yük taşıdığını anlatır. İhmal edilmemesi gereken bir sinir sistemi yarasıdır," dedi.
Sağlık, 2026.01.31 15:56