Ramazan Başan
ramazan.basan@hotmail.com

Kaç Mudanya var? Senin Mudanya'n Hangisi?

11 Mayıs 2026 Pazartesi, 19:58

Mudanya'yı bilenler iyi bilir...

Bazı kentler tek bir şehir değildir.

Katman katmandır.

Sokak değişir, insan değişir, koku değişir, ruh değişir.

Mudanya da işte tam böyle bir yer.

Bir kıyı kasabası değil sadece...

Aynı anda birkaç farklı hayatın yaşandığı, birkaç farklı ruhun birbirine çarptığı bir sahil şehri.

Ve insan bazen kendi kendine soruyor:

"Kaç Mudanya var?"

Daha önemlisi...

"Hangisi senin Mudanya'n?"

BİRİNCİ MUDANYA

Benim bildiğim ilk Mudanya;

Girit Mahallesi'nin begonvillerle süslü pencerelerinde yaşayan Mudanya...

Sabahları deniz kokusunun taş sokaklara sindiği, insanların birbirine hal hatır sorduğu, hâlâ "günaydın" dediği, kapı önlerinde sandalyelerin atıldığı, komşuluğun ölmediği Mudanya...

Eski Rum evlerinin gölgesinde yürürken tarihin omzunuza dokunduğu Mudanya...

Mütareke yıllarında barışın imzasını taşıyan, savaşın yorgunluğunu denizin tuzuyla hafifleten Mudanya...

Öyle ki Ernest Hemingway bile bu kente kayıtsız kalamamış, Mudanya Mütarekesi günlerinde buradaki insan manzaralarını yazılarına taşımıştı. Çünkü Mudanya sadece bir sahil değil; Anadolu'nun hafızasıdır biraz da...

Biraz İlhan İrem'dir, biraz Tarık Tarcan'dır Mudanya...

Bugün hâlâ o ruhu hissetmek isteyenler için Mudanya'nın ara sokaklarında dolaşmak yeterlidir.

Mütareke Evi'nin önünde biraz durmak...

Aya Yani Manastırı'nın sessizliğine kulak vermek...

Eski taş binaların arasında kaybolmak...

Ve denize doğru inen sokaklarda yavaşlamak...

Çünkü bazı şehirler hızlı gezilmez.

Mudanya onlardan biridir.

İKİNCİ MUDANYA

Bir başka Mudanya daha var...

Belki de çoğumuzun âşık olduğu Mudanya...

Balık sofralarının rakıyla değil muhabbetle güzelleştiği...

Girit otlarının sadece yemek değil kültür olduğu...

Deniz havasını içine çekince insanın "oh be..." dediği Mudanya...

Dalgaların kayalara her vuruşunda geçmişe gittiğiniz...

Bir yaz akşamı gün batımını izlerken hayatın aslında çok da karmaşık olmadığını düşündüğünüz Mudanya...

İşte o Mudanya'da bir masa kurulur.

Masada zeytinyağlı bir arapsaçı vardır...

Deniz börülcesi...

Radika...

Belki güzel bir levrek...

Sonra uzun sohbetler...

Giritli Restoran gibi adresler bu kültürü yaşatmaya çalışan önemli duraklardan biridir.

Yine yıllardır Mudanya'nın hafızasında yer eden Montania Hotel sadece bir otel değil; eski tren garından dönüştürülmüş hikâyesiyle başlı başına bir şehir hatırasıdır.

Bir kahve içip Mudanya'yı seyretmek isteyenler için Alaybeyli Kahvehanesi ise hâlâ eski zamanların sakinliğini taşır.

Son dönemde Mudanya'da başka bir hareket daha hissediliyor.

Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç'ın özellikle kültür, sanat ve nitelikli turizm konusunda ortaya koyduğu çaba dikkat çekiyor.

Caz konserleri...

Festivaller...

Sanat etkinlikleri...

Çünkü artık mesele sadece turist gelsin değil...

Nasıl bir turist gelsin meselesi.

Kente değer bırakan...

Daha kaliteli vakit geçiren, daha çok harcayan,

Mudanya'nın ruhunu tüketmeden yaşayan bir turizm anlayışı...

Doğru olan da bu zaten.

Ama...

ÜÇÜNCÜ MUDANYA

Bir de başka bir Mudanya var.

İnsanın canını acıtan Mudanya...

Sahil boyunca yürürken plastik oyuncaktan don-atlete kadar her şeyin satıldığı, estetikten uzak görüntülerle karşılaştığınız Mudanya...

Bazen sahilden çok bir panayırı, hatta bir karmaşayı andıran Mudanya...

Geçtiğimiz hafta sonu Mudanya sahilini gezdiğimde, gördüklerim içimi acıttı doğrusu ..

Çekirdek kabuklarının yerlere atıldığı...

Arabayla sahilde amaçsız turların atıldığı...

İnsanların hem kendine hem çevresine hoyrat davrandığı Mudanya...

Ve en önemlisi; ruhunu kaybetme riski yaşayan Mudanya...

Bugün sahilde kokoreçten Konya pidesine, özensiz kahvelerden kimliksiz menülere kadar her şeyi bulabiliyorsunuz.

Ama bazen Mudanya'yı bulmak zorlaşıyor.

Oysa bir sahil kentinin meselesi sadece karın doyurmak değildir.

Bir kimlik sunmaktır.

Bir tat bırakmaktır.

Bir hikâye anlatmaktır.

Mudanya'nın en büyük gücü; Girit mutfağıdır, zeytinyağı kültürüdür, deniz hafızasıdır, çok kültürlü geçmişidir.

Eğer bunları kaybederse geriye sadece beton kalır.

Ve ne yazık ki bir başka Mudanya daha yükseliyor artık...

Beton sitelerle dolu...

Birbirini tanımayan insanların yaşadığı...

Komşuluğun site aidatına dönüştüğü...

Denizi gören ama ruhu görmeyen rezidansların Mudanya'sı...

Oysa şehir dediğiniz şey biraz da insanın birbirine değmesidir.

Mudanya hâlâ kurtarılabilir bir şehir.

Çünkü hâlâ güzel sokakları var.

Hâlâ iyi insanları var.

Hâlâ gün batımı var.

Hâlâ denizin sesi var.

Yeter ki hangi Mudanya'yı büyüteceğimize karar verelim.

Çünkü her şehrin bir kaderi vardır.

Mudanya'nın kaderi de biraz bizim görgümüz, estetik anlayışımız ve şehirle kurduğumuz ilişki olacak.

Şimdi soru şu:

Siz hangi Mudanya'da yaşamak istersiniz?

Begonvilli sokakların Mudanya'sında mı?

Lezzetin, cazın ve deniz kokusunun Mudanya'sında mı?

Yoksa betonun ve kalabalığın birbirine benzediği o kimliksiz Mudanya'da mı?

Asıl mesele şu galiba...

Sizin Mudanya'nız hangisi?

Yazarın Diğer Yazıları

Et tüketimine iklim krizi freni: 1,5 porsiyon tarihe mi karışacak?
04 Mayıs 2026 Pazartesi, 16:44

Sofrada kurulan diplomasi
24 Nisan 2026 Cuma, 09:39

Buselik makamından lezzet notlarına
17 Nisan 2026 Cuma, 12:40

Bursa'nın sofrasında Anadolu'nun izleri
12 Nisan 2026 Pazar, 21:52

Savaşlar biter, sofra kalır: İran mutfağının sessiz direnci
02 Nisan 2026 Perşembe, 23:09

Mutfak kültürümüzde yaşayan bayram geleneklerimiz
22 Mart 2026 Pazar, 08:08

Nevruz ve Gastronomi
21 Mart 2026 Cumartesi, 18:45

Mart Ayı gelir bileklere Marteniçka takılır
05 Mart 2026 Perşembe, 14:21

Bursa'nın hafızası Mudanya'da yeniden hayat buldu
18 Şubat 2026 Çarşamba, 15:46

Kasaplar arasındaki yüzde 50 fiyat farkının nedeni nedir?
11 Şubat 2026 Çarşamba, 09:19

Tüm Yazılar