Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Hasan Boztürk'ün hazırlayıp sunduğu Gündem Özel programında Uludağ Üniversitesi'nin araştırma hedeflerine, devam eden büyük yatırımlara ve kampüs güvenliğinin sağlanması adına yürütülen çalışmalara kadar birçok başlıkta önemli açıklamalarda bulundu.
MERVE DENİZ EKİCİ / BURSADA BUGÜN
Hasan Boztürk'ün hazırlayıp sunduğu 'Gündem Özel' programına bu hafta Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Ferudun Yılmaz konuk oldu. Yılmaz, eğitim gelişmelerinden Uludağ Üniversitesi'nde gerçekleştirilen projeler hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Yılmaz, üniversitenin güvenliğini sağlamak amacıyla geliştirilen projelerine, araştırma üniversitesi çalışmalarına, fakülte ve binaların yenilenme sürecine kadar pek çok konuda son gelişmeleri aktardı.
"BURSA EKONOMİSİNE VE TÜRKİYE'YE HİZMET VEREN BİR ÜNİVERSİTEYİZ"
İkinci öğretimlerin kapanmasının ardından öğrenci sayısında yaşanan değişimden bahseden Yılmaz, "Öğrenci sayımız 60 bin bandına doğru geriledi. Daha önce 70 bin civarındaydı; bundan da memnunuz. Çünkü artık niteliğe önem vereceğiz. 60 bin civarında öğrencisi olan, 15 fakültesi ve 15 meslek yüksekokulu bulunan bir üniversiteyiz. Bu 60 bin öğrencinin yaklaşık %10'u lisansüstü öğrencidir. Yani 6 bin civarında yüksek lisans ve doktora öğrencimiz bulunuyor. Bunun yanı sıra yaklaşık %10 oranında, yani 5 bin küsurdan 6 bine yakın uluslararası öğrencimiz var. Uluslararası öğrencilerimizin 120 civarında ülkeden geldiğini özellikle belirtmek isterim. Bu durum, Uludağ Üniversitesi Kampüsü'nün ne kadar şenlikli bir yapıya sahip olduğunu ve ne denli uluslararası bir görünüme büründüğünü izleyicilerimizin hayal edebilmesi açısından önemlidir" ifadelerini kullandı. Fakülteler hakkında bilgilendirmelerde de bulunan Yılmaz, "15 fakültemizi ben 3 ana gruba ayırarak tasnif ediyorum. Birincisi sağlık temelli fakültelerimizdir; tıp fakültesi ve sağlık bilimleri fakültesi bunlara örnektir. İkincisi fen ve mühendislik grubumuzdur. Üçüncüsü ise sosyal bilimler grubudur. 15fakülteyi tek tek saymamak adına bu şekilde ifade etmiş olayım. 15 meslek yüksekokulumuzda ise teknik ve sosyal bölümler olmak üzere çok sayıda program bulunmaktadır. 2 yıllık ön lisans programlarımızla Bursa ekonomisine ve Türkiye'ye hizmet veren bir üniversiteyiz" dedi.
"MEZUN SAYIMIZ 300 BİNİ AŞTI"
Yılmaz, üniversite mezun sayısının 300 bini geçtiğini belirterek iş hayatına atılan öğrencileri seçkin yerlerde gördüklerinden dolayı mutluluk ve gurur hissetiklerini söyledi. Yılmaz, "50 yıllık üniversitemizin toplam mezun sayısı 300 bini aşmış durumda. Üniversiteleri çeşitli tasniflere tabi tutuyoruz. Günümüzde en yaygın tasniflerin başında, daha çok eğitim ağırlıklı üniversiteler ile araştırma üniversiteleri ayrımı geliyor. Elbette farklı tasnifler de yapılabiliyor. Ancak bu sınıflandırmada özellikle Amerikan üniversite modeli öne çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada hâkim olan bu model; Çin, Japonya ve güçlü akademik geleneğe sahip Avrupa ülkeleri tarafından da büyük ölçüde benimsenmiş durumda. Türkiye'deki üniversiteler de YÖK sonrası dönemde büyük ölçüde bu Amerikan modeline yöneldi. Şehrin dışında konumlanan, kampüsü olan ve kendi içinde bir yaşam evreni barındıran üniversite modellerine hızla dönüşüm yaşandı. Bu model içerisinde "araştırma üniversitesi", tabiri caizse kamu üniversitesi olmakla birlikte ana fonlayıcısı devlet olan; ancak aynı zamanda projeler aracılığıyla güçlü biçimde dış fonlar peşinde koşan bir üniversite tipidir. Bu dış fonlar ulusal ya da uluslararası olabilir. Öğretim üyelerimizin yürüttüğü projeler, standart bütçemizin üzerine eklenerek araştırma ekosistemimize cihaz altyapısından daha dinamik araştırmacı profiline kadar saymakla bitmeyecek katkılar sunar." dedi.
"ÜNİVERSİTE ARTIŞ KONUSUNDA ELEŞTİRİLERE KATILMIYORUM"
Türkiye'de üniversite sayısının artışının olumlu olduğunu dile getiren Yılmaz, "Türkiye'de üniversite sayısı 209'a çıktı. Üniversite artışları konusunda bir takım eleştiriler dile getirildi. Ancak ben bu eleştirilerin çok da doğru olmadığı kanaatindeyim. Şu anlamda; makro ölçekte baktığımızda, OECD ya da Avrupa Birliği ortalamalarına göre toplam nüfusun üniversiteleşme oranı açısından Türkiye ile OECD ve Avrupa Birliği arasında aleyhimize ciddi bir makas vardı. Üniversite sayımız arttıkça bu makas büyük ölçüde kapandı. Tamamen kapanmadı ama kapanmaya ramak kaldı. Mevcut demografik gidişat ve üniversite sayımızdaki artışla birlikte, çok kısa süre içerisinde tamamen kapanmış olacak. Bu kötü bir şey değil, aksine iyi bir şey" ifadelerini kullandı.
"ULUDAĞ, MEVCUT KONUMUNDAN DAHA İYİ YERLERİ HAK EDİYOR"
Uludağ Üniversitesi'nde temel hedeflerinden birinin Araştırma Üniversitesi olması konusunda sürdürülebilir adımlar atmak olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Araştırma üniversitesi sürecinde göreve geldiğimde tek tek bütün bölümleri dolaştım. Tüm fakültelerdeki tüm bölümleri gezerek öğretim üyelerimize şunu söyledim: "Tek gündemimiz olacak." Çünkü yıl sonunda YÖK, 23 araştırma üniversitesini yeniden sıralıyor. Bu sıralamanın altında, daha önce 6 olan ve şu an 10'a çıkan aday üniversiteler de bulunuyor. Dolayısıyla bu ligde Uludağ Üniversitesi'nin mevcut konumundan çok daha yukarısını hak ettiğine inanıyorum. Düşme korkusunu bir kenara bırakın, çok daha üst sıraları hak ediyor. Eğitim kalitesi konusunda ise akreditasyon meselesi son derece önemlidir. Kendi öğrencilik dönemimizi düşündüğümüzde, puan sıralaması yapar, sınavdan önce hatta tercih sıralaması oluştururduk" şeklinde konuştu.
"MÜHENDİSLİK FAKÜLTEMİZDE 8 BÖLÜMÜN 7'Sİ AKREDİTE"
Yılmaz, "Günümüz öğrencisi ise veriye çok daha kolay ulaşabilen bir dünyanın öğrencisi. Dolayısıyla kararlarını daha yakından bakarak, veriye dayalı şekilde veriyor. Öğrenci neye bakıyor? Öncelikle tercih edeceği bölümün öğretim üyesi portföyüne bakıyor. İlgili hocaların mezun olduğu üniversitelere, doktoralarını nereden aldıklarına bakıyor. Bölümün akreditasyona sahip olup olmadığına bakıyor. Çünkü bunlar artık kritik unsurlar. Eski kuşaklar için akreditasyon, alınmış ve duvara asılmış bir belge olarak görülürdü. Yeni kuşak için durum böyle değil. Akreditasyon şu anlama geliyor: Mühendislik Fakültemizdeki 8 bölümün 7'si akreditedir. 8'inci bölüm ise genç bir program olduğu ve henüz mezun vermediği için akreditasyon sürecini tamamlamadı; ancak başvurusu yapılacak ve olgunluk seviyesine ulaştığı için yakın zamanda onu da alacaktır. Akreditasyonu aldıktan sonra, programlar Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi'ne dâhil oluyor. Ardından Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi'ne geçiliyor. Bunu gündelik dille ifade edersek, bu durum diplomanızın yalnızca Türkiye'de değil, Avrupa'nın tamamında ve aslında dünyanın birçok yerinde geçerli hale gelmesi anlamına geliyor" dedi.
"BİNA STOĞUNA İLAVE ANLAMINDA CİDDİ HAMLE BAŞLATILDI"
Uludağ Üniversitesi'nin bina yapı stoğuna değinen Yılmaz, "50 yıllık bir üniversite olarak bina stoğumuzun belli bir olgunluğa ulaştığını söyleyebiliriz. Ancak önceki rektörümüz Prof. Dr. Saim Hoca döneminde bina stokuna ilave anlamında çok ciddi bir hamle başlatıldı. Bu yatırımların neticelenmesi de büyük ölçüde bu döneme denk geliyor. Sıralı gidersek, bunlardan ilki Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi. Aslında bu proje bir önceki rektörümüz Prof. Dr. Yusuf Ulucay döneminde gündeme geliyor. Cumhurbaşkanımızın o dönem başbakan olduğu süreçte üniversitemize yaptığı bir ziyaret sırasında dile getiriliyor. Ancak fiiliyata geçmesi ve ilgili binanın bir yatırıma dönüşmesi Prof. Dr. Saim Hoca döneminde gerçekleşti. İnşaatın 2026 yılının sonunda tamamlanması planlanıyor. 2027yılının başında da inşallah kurdelesi kesilmiş olacak. İnşaat çok iyi gidiyor; zaten sektörün hemen önünde, gözümüzün önünde yükseliyor" ifadelerini kullandı.
"HER ÜLKENİN ŞARTLARINA GÖRE MODELLER DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR"
YÖK Başkanı Erol Özvar'ın lisans eğitimlerini 3 yıla düşürecek bir sistem üzerinde çalıştıklarını belirtti. Sistemin uygulanmaya başlamasına hazır olduklarını dile getiren Yılmaz, "Çalışmalar hala sürüyor. Bu çalışmaların bir bölümü, YÖK'e bağlı Üniversitelerarası Kurulu yönetim kurulu tarafından yürütülüyor. Ben de bu kurulun içinde yer aldığım için süreci yakından takip etme avantajına sahibim. Ancak nihai bir karar ortaya çıktığında bunun mutlaka yasal bir zemine oturması gerekiyor. Karar netleştiğinde, diğer tüm Türk üniversiteleri gibi biz de buna hazır olacağız. Süreç, çeşitli gerekçelerle giderek bu yöne doğru evriliyor. Takvim ve uygulama biçimini belirleyecek olan elbette Yükseköğretim Kurulu olacak. Dünyadaki örneklere, özellikle Avrupa'ya baktığımızda; tıp, diş hekimliği gibi sağlık alanları dışında mühendislik, sosyal bilimler ve fen bilimleri gibi alanlarda eğitimin üç yıla düştüğünü görüyoruz. Ancak üç yıl uygulamasının da farklı modelleri bulunuyor. Üç artı iki şeklinde olup yüksek mühendislik statüsü veren modeller var. Bunun yanı sıra, üç yıl akademik eğitim ve bir yıl uygulama alanında geçirilen, yani doğrudan saha tecrübesi kazandıran modeller de mevcut. Her ülkenin kendi şartlarına göre bu modeller değişiklik gösterebiliyor. Teknolojinin öğrenme süreçlerinde geldiği nokta, Türkiye'deki toplumsal dönüşüm, demografik yapının giderek yaşlanması, ekonominin dinamik ihtiyaçları ve dünyadaki genel eğilimler dikkate alındığında sürecin bu yöne doğru ilerlediği anlaşılıyor" cümlelerini kullandı.
"GÜNLÜK ARAÇ GİRİŞ ÇIKIŞ SAYISI 16 BİNİN ALTINA DÜŞMÜYOR"
Akıllı kampüs sistemi kapsamında üniversitete giriş ve çıkış güvenliğinin sağlanması adına çalışmalar hakkında bilgilendirmelerde bulunan Yılmaz, "Uludağ Üniversitesi'nde kampüs imajını güçlendirmek ve güvenliği artırmak amacıyla akıllı kampüs uygulamalarının hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütülüyor. Kampüsün tam merkezinde yer alan Tıp Fakültesi Hastanesi nedeniyle yoğun hasta ve araç sirkülasyonu yaşandığını belirten yetkililer, günlük araç giriş-çıkış sayısının 16-17 binin altına düşmediğini, bu durumun hem trafik hem de güvenlik açısından zorluklar yarattığını ifade etti. Daha önce kampüs girişlerine bariyer konulmasının denendiğini ancak şehir trafiğini kilitlediği için sürdürülebilir olmadığını vurgulayan yetkililer, yeni modelde Tıp Fakültesi'ne giriş-çıkışların serbest bırakılacağını, fakülteler ve öğrenci alanlarına geçişlerin ise kontrollü bariyer sistemleriyle sağlanacağını aktardı. Bu sayede öğrenciler, akademik ve idari personel için daha güvenli bir kampüs ortamı oluşturulması hedeflenirken, yeşil alan ve yemekhane aksından geçen ana yolun da trafiğe kapatılarak yayalaştırılacağı belirtildi. Kampüs içinde yaşanan trafik kazalarının önüne geçilmesinin amaçlandığına dikkat çekilirken, özellikle 300 yataklık yeni sağlık yatırımıyla araç yoğunluğunun daha da artacağının öngörüldüğü ifade edildi. Türkiye'deki yerleşik kampüs örneklerinde olduğu gibi araç trafiğinin dış çepere alınacağı bir düzenlemeyle, kampüs içinde yayaların araç endişesi yaşamadan hareket edebileceği bir yapı hedefleniyor" şeklinde konuştu.
Bursa Bölge, 2026.02.05 09:41