Binay Kazan
Hastalıklar yorgun kuşlar gibi konarken dallarımıza!
04 Kasım 2026 Çarşamba, 10:32
Sonbahar mevsiminin son ayı olan Kasım ayının bu ilk günlerinde; tıp uzmanları ülkemizde yoğun bir hastalık sürecinin yaşandığını ifade ediyor. Oldukça yaz gibi geçen Eylül ve Ekim aylarından sonra, Kasım ayının başladığı bu günlerde hava sıcaklıklarında ani düşüşler meydana geldi. Mevsime uygun bu ani hava değişiklikleri de, insanların bağışıklıklarının düşmesine neden oluyor. Görülüyor ki; okul ve işyerlerinde artık rahatsızlıklar daha fazla hissedilmeye başlandı. İnsanlar; yoğun ve yorgun bir şekilde soğuk algınlığı,alerji ve gripal enfeksiyonlarla mücadele veriyor.
Bakıyorum ki; çevremdeki birçok kişi hasta...Virüsler hızlı bir şekilde tehdit ediyor insanları...Toplu yaşamın olduğu okullarda ve işyerlerinde bir bulaş gerçeği de var mutlaka...Öksüren, aksıran ve burun akıntısı yaşayan birçok insanın, yakın çevresini de hasta ettiği günlerdeyiz artık...
Ani yükselen ateş, şiddetli baş ile kas ve eklem ağrısı, kuru öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik ve yorgunluk, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi belirtilerle kendini ele veren influenza(grip) insanları yatağa da düşürüyor. Bu hastalık normal şartlarda 7-10 günde geçiyor ama ne yazık ki daha uzun süren süreçlerde görülüyor artık.
Yani...Bugünlerde hastalıklar yorgun kuşlar gibi konuyor dallarımıza!
Soğuk algınlığı bir nebze daha rahat atlatılırken, insanının elini-ayağını yerden kesen gripal enfeksiyonlar oldukça zor geçiyor. Eve giren virüs tüm aileyi hasta ederek normal yaşamı yok ederken, neredeyse 30 gün geçmeyen hastalarla da karşılaşıyoruz bu süreçte...Özellikle kronik rahatsızlığı olan insanların bu tür ağır griplerle karşılaştığında; daha riskli bir sürece doğru gidebildiği gerçeği ile de karşı karşıyayız. Kronik kardiyolojik rahatsızlığı olanlar ile kanser hastaları, influenza adıyla da bilinen grip hastalığına karşı daha dikkatli olmak zorundalar.
HASTALIKLARIN KÖKENİNDE KENT YAŞAMI MI VAR?
Konu mevsimsel hastalıklardan açılmışken; bugünkü köşe yazımın bu bölümüne beden ve ruh sağlığı bütünlüğü konusundaki yazıları ile tanınan bir ismin görüşleri ile devam etmek istiyorum.
Sağlık odaklı sosyal medya paylaşımları ile sosyal medyada çok tanınan Alican Elkörek; "hastalıkların kökeninde kent yaşamı faktörü" başlıklı çok okunan yazısında; adeta "betonun gölgesinde sağlıklı olunur mu ?" sorusunun yanıtlarını da veriyor.
Oldukça ilgimi çeken bu paylaşımdan bir bölümü sizlerle paylaşarak; hastalıklarımızın nedenlerine dair birkaç soru işaretini düşünce dağarcığınıza bırakmak istiyorum.
Şöyle diyor Alican Elkörek: "Düşünsenize sabah uyanıp perdelerinizi açıyorsunuz. Kuş sesleri değil, korna sesleri giriyor kulağınıza...Temiz dağ havası yerine, egsoz kokusu dolduruyor ciğerlerinizi...Günün ilk dakikasında doğadan koptuğunuzu hissediyorsunuz. Belki de sorun burada başlıyor. Çünkü biz insanlık olarak doğanın bir parçasıyız ama bunu unuttuk. Büyük şehirlere bakın. Göz alabildiğine beton, gökdelenler ve asfalt...Toprak neredeyse görünmez olmuş. Oysa insan milyonlarca yıl boyunca toprakla, ağaçla ve suyla iç içe yaşadı. Bilinmelidir ki; çıplak ayakla çimlere basmak yalnızca ruhu değil, bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Doğadan uzaklaştıkça; bedenimiz, bağışıklığımız ve psikolojimiz çöküyor. Modernite ve yüksek teknoloji; konfor sağladı ama insanlarda kaygı, uykusuzluk, alerji ve kronik hastalıkları da beraberinde getirdi. Şehirlerde egsoz, fabrika dumanı, inşaat tozu derken ciğerlerimizi hiç temizlenmiyor. Bugün büyük kentlerde yaşayan 40 yaşındaki biri, merdiven çıkarken nefes nefese kalıyor. Çünkü sırf oksijen değil, karbonmonoksit de soluyoruz. Eskiden köylerde 80 yaşındaki bir insan, tarlada çalışabiliyordu. Pandemi sonrası maskesiz dolaşmayı özgürlük sanıyoruz ama artık ciğerlerimiz görünmez maskelerle kaplı".
DOĞAYLA BARIŞARAK HASTALIKLARDAN KURTULABİLİR MİYİZ?
Kalabalık kentlerin yalnızca ciğerlerimizi değil ruhumuzu da hasta ettiğinin altını çizen Alican Elkörek; paylaştığı yazısında insanları hasta eden faktörlere karşı çözüm önerilerini de sıralamış: "Elbette hepimiz köye taşınamayız ama kentlerde de doğayı geri çağırmak mümkündür. Çatı bahçeleri yaparak, topluluk bostanları kurarak, parklarda çıplak ayakla yürüyerek, balkona birkaç saksı fesleğen koyarak ve evimizi yeşillendirerek de alternatif çözümler getirebiliriz. Biliyorum ki hastalıklarımızın kökeni genetik faktörler ve mikroplar değil...Belki de asıl neden; kendi elimizle yarattığımız kent yaşamı...Doğadan kopmanın bedelini; kaygı- depresyon- astım- obezite ve tükenmişlik sendromu ile ödüyoruz. O yüzden hastalıklardan iyileşme sürecimiz; yeniden toprağa basmakla ve doğayla barışmakla başlıyor".
Anlaşılıyor ki "yorgun kuşlar gibi dallarımıza konan hastalıklardan" ilaçların yanında, bazı düşünsel gelişmeler ve aktivitelerle de kurtulmak mümkün olabilir.
Ama yine de...Bugünlerde kendinize dikkat edin. Sizi yatağa mahkum edecek virüslerle temas etmekten kaçının. Kalabalıklara girmeyin ama girmek zorunda kalırsanız da tedbirinizi alın. Aman dikkat...Hastalıklar kapıda...
Yazarın Diğer Yazıları
"70'li yıllarda radyo istekçisiydik biz"
30 Ekim 2026 Cuma, 10:19
Yenişehir'e bir köykent kurulabilseydi keşke...
26 Ekim 2026 Pazartesi, 12:54
İlk yardım eğitimi zorunlu olmalı artık
19 Ekim 2026 Pazartesi, 11:33
Hollanda'nın tarım mucizesinin şifresi ne?
15 Ekim 2026 Perşembe, 11:33
Mütareke kenti Mudanya'da güneşli bir sonbahar günlüğü...
11 Ekim 2026 Pazar, 10:12
Bankalar sineğin yağını da mı hesaplıyor artık?
09 Ekim 2026 Cuma, 12:07
Mimarlık bir sanat ve bilim dalıdır aslında...
05 Ekim 2026 Pazartesi, 09:27
Ar-Ge mi yoksa inovasyon mu önemli?
30 Eylül 2026 Çarşamba, 11:23
Palamut ve sardalyanın tam zamanıdır şimdi...
27 Eylül 2026 Pazar, 11:24
Avrupa'nın yeşil başkenti bayrağı Bursa'ya yakışmaz mı?
24 Eylül 2026 Perşembe, 13:22