Prof. Dr. Celalettin Yanık
Bursa'da S Kapsülü
13 Ekim 2026 Salı, 11:42
Gecenin geç saatlerinde, sabahın ilk ışıklarında, öğlen vaktinde veya akşama doğru neredeyse günün çeyrek dilimlerinin her birinde bu şehirde servis bekleyen insanları görmek normaldir. Bekleşmekte olanlar servis araçlarını doldurarak, bu araçlarla şehrin kılcal damarlarından ana alterlerine doğru yolculuğa başlarlar. Dışarıdan baktığımızda bir trafik yoğunluğu veya basit bir ulaşım faaliyeti olarak göreceğimiz bu durum, aslında modern kapitalizmin, insan doğasının ve mekânsal çaresizliğin çarpıştığı sosyolojik bir laboratuvardır.
Sosyolojik bir laboratuvar olarak addetmemizin temelinde Bursa sanayisinin şehrin kilometrelerce dışına, TEKNOSAB'a, İnegöl'e hatta Karacabey ve Yenişehir'e uzanan sınırlarının genişlemesi yatıyor. Aslında sınırların bu genişlemesi, ortaya çözülmesi zor bir sosyolojik ikilem de sunuyor. Normal şartlarda rasyonel akıl, işyerinin/fabrikanın uzaklaşmasıyla birlikte işçinin de fabrikaya yakın bölgelere göç etmesini bekler. Fakat Bursa'da işçiler Yıldırım'daki, Osmangazi'deki veya Demirtaş'taki sıkışık mahallesini terk etmek istemiyor. Bunun yerine her gün gidiş-dönüş saatlerini servis koltuklarında tüketmeyi adeta gönüllü sürgünler gibi geçirme yolunu tercih ediyor.
Böyle bir tercihin altında ne yatmaktadır? Bir açıdan şu şekilde düşünebiliriz: aslında o dışarıdan sıkışık bir mahalle olarak gördüğümüz mekânlar, saf haliyle bir ikametgâh addedilemez. Bu mekânlar, daha çok, ekonomik krizlere, enflasyona ve yalnızlığa karşı örülmüş devasa sosyal güvenlik ağı halindedir. Şehrin şimdilik merkezi sınırlarının ötesinde kalan fabrikalara yakın bir yerleşkeye taşınmak, çocuğa ücretsiz bakacak kayınvalideden, düğüne altın takacak hemşeri çevresinden, yani hayatını idame ettirme garantisinden vazgeçmek demektir. Dolayısıyla o servisi bekleyen işçi, mekânını ve sosyal sermayesini muhafaza edebilmek adına en değerli şeyini, kendi biyolojik zamanını feda etmek zorunda kalır.
Böylece asıl büyük trajedi ve sarsıcı çelişki bu noktada başlar. Fabrikaya ulaşmak için mesafe uzadıkça servislerde geçirilen vakitler uzamaya, bedensel tükenmişlikler artmaya ve dolayısıyla yollarda ömrümüz geçiyor isyanı yükselmeye başlar. Kaybedilen bu zamanı ve artan isyanı rasyonel bir şekilde yönetmek adına sistem, o dâhiyane hamlesini yapar. Yolda geçen süre mesaiye dâhil edilir veya dolgun bir yol tazminatı ödeme şeklinde bir açık kazanılmaya çalışılır. Sistemin ortaya koyduğu bu çözüm dâhiyanecedir, çünkü ödeme yapılan şeyden ziyade elde edilen şeye baktığımızda bunu görebiliriz; elde edilen şey, işçinin uykusunun, dinlenme hakkının ve biyolojik sınırların satın alınmasıdır.
İşçinin mekânı aşmak için bindiği servis aracı, bir ulaşım aracı olmaktan çıkar, bir S Kapsülü'ne dönüşür. Servisin kapılarının kapanması, fabrikanın hareket halindeki bir uzantısına, üretim bandının sıfır noktasına dönüşmesi anlamına gelecektir. Şu hâlde işçi, kapıları kapanan ve üretim bandının sıfır noktasına ne tür bir tepki verebilir? Dikkatlice baktığında ortada bir ikiliemin olduğunu görme imkânı söz konusudur. Çünkü işçi, bir yandan mesafenin artmasına ve bunun kendisi ve çevresini perişan ettiğine dair tepkisiyle en doğal ve haklı yaygarasını koparır, diğer yandan da ay sonu bordrosuna yansıyacak o ek ödemeyi kaybetmemek adına kendisi için oluşturulan bu düzene sıkı sıkıya bağlanır.
İsyan etmek istediği bu mağduriyet, karşısına bir anda vazgeçemediği bir kazanç kapısı haline dönüşür. Bu durumu asla bir nemalanma kurnazlığı şeklinde değerlendiremeyiz, aslında bu, sistemin insana kendi sömürüsünü nasıl bir rasyonel tercihmiş gibi pazarladığının resmidir adeta. İnsan, kendisini zorlayan mekânsal sürgünü küçük bir ödeme karşılığında sessizce içselleştirmekte, dolayısıyla en basit anlamda yabancılaşmaya maruz kalmaktadır.
Bir sosyolog, özellikle de çalışma sosyoloğu bugün yabancılaşmayı S plakalı servis araçlarında yeniden ve yeni şekilde yazabilir. Yeni bir şekildenin altını çizmek istiyorum, çünkü bugünün sistemi geçmişten farklı olarak büyük bir "başarıyı" servis araçları aracılığıyla gerçekleştiriyor. Öyle ki, insanın yorgunluğu ve isyanı artık satılabilir bir metaya dönüştürülüyor. İşçinin kendisi yorulabilir, isyan veya şikâyet edebilir lakin o yorgunluğun fiyatı ödendiğinde, kendi tükenişine gönüllü bir rıza üretebilir hale gelir.
Bursa'da artık fabrikaların duvarlarından bahsetmeye lüzum yok. Şehir neredeyse tamamıyla hareket halindeki üretim bandına dönüşmüş hale geldi o servis araçlarıyla. Bu şehirde, trafiğin kaotik veya seri akan yollarında yer alanların her biri, şikâyet ettiği o yoğunluklardan elde ettiği küçük primlerle kendi gönüllü tuzağını yaşamaya devam ediyor.
Yazarın Diğer Yazıları
BTSO seçimlerinin ötesi
06 Ekim 2026 Salı, 09:38
Yapay zekâ hakikati ve Bursa'nın dijital görünmezlik kapanı
22 Eylül 2026 Salı, 09:23
Sanayi mezarlığına dönüşmeden önce son çıkış
14 Eylül 2026 Pazartesi, 15:09
Bursa'yı bekleyen paslı kuşak tsunamisi
07 Eylül 2026 Pazartesi, 20:22
Bursa'nın görünmez duvarları ve kiracıları
01 Eylül 2026 Salı, 09:06
Yeşil Bursa'dan dönüşen akıllı sanayi şehre
26 Ağustos 2026 Çarşamba, 15:47
Bursa siyasetinin ezberlerini bozacak yeni nesil
17 Ağustos 2026 Pazartesi, 15:12
Bursa'da ezber bozacak yeni kuşak
10 Ağustos 2026 Pazartesi, 14:32
Kanaatkârların ezber bozan Bursa iddiası
03 Ağustos 2026 Pazartesi, 13:39
FSM Bulvarından Sosyal Medyaya Savrulmak
27 Temmuz 2026 Pazartesi, 22:29