Binay Kazan
Parayı veren düdüğü çalıyor ama ya düdük bozuksa!
04 Ocak 2026 Pazar, 14:06
Biliniyor ki; tüketicinin korunması hareketi somut olarak ilk defa, 1960'lı yıllarda ABD'de başladı. Daha sonra İskandinav ülkelerine ve Avrupa'ya yayılan bu hareket, 1980'li yıllardan itibaren de Türkiye'de gündeme geldi.
1982 Anayasası'nda yer alan tüketicinin korunması başlığı, 1995 yılında yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve 2001'de kabul edilen "Ürünlere İlişkin Mevzuatın Hazırlanması ve uygulanmasına dair 4703 Sayılı Kanun" tüketici haklarını ciddi olarak yasal zemine kavuşturdu. Ama ana kanundaki en büyük değişiklikler 07.11.2013 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 6502 sayılı kanunla hayata geçirildi. O tarihte Tüketicinin Korunması hakkındaki kanun, gerçek yaşamdaki yerini aldı.
Bu çerçevede, tüketici haklarının korunması ve mağduriyetinin önlenmesi noktasında ciddi önlemler alınırken, üreticilere de büyük sorumluluklar getirildi. Buna göre; üreticiler ürünleri insan sağlığı, can ve mal güvenliği, hayvan ve bitki yaşam ve sağlığı, çevre ve tüketicinin korunması açısından ilgili teknik düzenlemeye uygun olarak üretmek ve piyasaya ancak güvenli ürünleri sunmak zorundadırlar.
NE YİYİP-İÇTİĞİMİZİ SORGULAMAK GEREK..!
Günümüzde ürünlerin güvenliği ve güvenirliği konusu standartlar dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Doğal olarak, tüketicinin can ve mal güvenliğinin sağlanmasında, çevrenin korunmasında ve kaynakların rasyonel kullanımında en önemli husus, "ayıpsız, kusursuz, teknik düzenlemesine uygun üretimin gerçekleşmesi" olarak kabul edilmektedir.
Yani; ülkemizdeki tüketici hakları da oldukça oturmuş ve kökleşmiş bir yapıda olması gerekirken, ne yazık ki kanunun getirdiği yükümlülükler yerine getirilememektedir. Bazen Tüketici Yasası yok sayılarak, birçok özürlü-kusurlu ürün veya hizmet sunulmakta, haksızlığa uğrayan tüketici hakkını aramakta zorlanmaktadır.
Zaman-zaman kentimizde de yaşanan; at eti skandalları, boyalı zeytinler, aflatoksinli acı biberler ve çerezler, sokaklarda ve açıkta satılan simitler,içine sıvı enjekte edilmiş etler ve daha neler-neler...
Bazen "ne yiyip-ne içtiğimizi" yeterince sorgulamadığımızı ve bilmeden zehir tükettiğimizin de farkında olmadığımızı düşünüyor artık çoğumuz...Hamburg'ta yaşayan ve İstanbul'a tatile gelen ailenin başına gelenler, ders oldu hepimize...
Kasım ayında; İstanbul'da Böcek ailesinin 4 ferdinin önce gıda alımı nedeniyle olduğu açıklanan ama sonra yapılan araştırmalarda böcek ilacı nedeniyle öldüklerinin anlaşıldığı o üzücü olayda bir kez daha gördük ki; yediğimiz-içtiğimiz çok şeyin risk yaratabileceği açıktır. Kaldığımız otellerde de o risk vardır, yemek yediğimiz lokantalarda da...
TAHŞİŞLİ GIDA ÜRETİCİLERİNE NE YAPILIYOR..?
Aslında evrensel anlamda tam 66 tüketici hakkımız da var ama...Bilmiyoruz, görmüyoruz ve kullanmıyoruz bu hakları ne yazık ki...Üzücü olan da bu zaten...Devlet bizi yasalarla koruma altına almış ama haklarımızı bilmediğimiz için, haksızlıklara kurban gidiyoruz çoğunlukla...
Çoğunlukla "Parayı veren düdüğü çalar ama ya düdük bozuksa" sorusunun cevabı verilmiyor. Yani bu cevaba hiç ulaşılamıyor.
Ülkemizde yaşanan son zehirlenme örneklerinde NET olarak görüldüğü gibi; özellikle gıda da tüketim şartları çok ilkel...Temizlik ve hijyen kurallarının yerle bir olduğu bazı gıda firmalarından yiyecek satın alan müşteriler gıda yerine risk tüketiyorlar.
Ne yazıktır ki; Türkiye'de gıda güvenliğinde büyük adımlar atılamıyor. Denetlemelerin ve denetçilerin sayısı yetersiz...Tüketicinin bilgi alma hakkı hep göz ardı ediliyor. Kötü gıda üreten firmaların sadece isimleri afişe ediliyor. Daha ağır cezalar verilmesi gerekirken, sadece afişe edilmeleri hiç de caydırıcı olmuyor. Adı tahşişli, gıda üreticisine çıkan firmalar; unvan ve marka değiştirerek yine üretime devam ediyorlar.
Sadece yoğun zehirlenmelerin olduğu süreçlerde kamuoyu gündemine gelen bu gıda güvenliği sorunu, daha sonra unutulup gidiyor.
Olan olduğuyla, ölen öldüğüyle kalıyor genellikle...
TÜKETİCİDE GÜVEN YARATAN FİRMALAR VAR
Bu kötü gidişatın durdurulması şarttır. Özellikle pandemi döneminde başlayan ve sonraki yıllar içinde giderek artan sipariş ve kurye ile dışarıdan yemek söyleme işlemi, son zehirlenme olaylarından sonra biraz azalmıştır. İnsanlar gerek üretimde, gerekse servis ve taşıma sırasında yaşanan hijyen sorunları nedeniyle artık daha az yemek sipariş etmektedir. Bu nedenle kapanan firmalar, işini kaybeden kuryeler olduğu araştırmalara yansımıştır.
Bundan sonra; tüketicilerde GÜVEN yaratan firmaların bir adım daha öne çıkacağı biliniyor. Soğuk zincir sistemi kuran, satınalma-üretim ve servis hizmetlerinde hijyene önem veren, gıda mühendisi de çalıştıran firmaların geleceğinin daha iyi olacağı NET olarak ortaya çıkmıştır.
Yani parayı verip düdüğü çalacak tüketiciler, artık sağlam düdük talep etmektedir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu kadar da ruhsuz ve duygusuz olunmaz yani!
05 Mart 2026 Perşembe, 12:00
Savaş rüzgarları eserken tüm dünyada...
02 Mart 2026 Pazartesi, 11:40
HERKESİN BİR HİKAYESİ VAR ASLINDA..!
26 Şubat 2026 Perşembe, 20:54
ÇATILARDA DA GÜNEŞ AÇMALIDIR ARTIK..!
23 Şubat 2026 Pazartesi, 19:25
Firmanızda uzağı da gösterecek bir gözlüğünüz var mı?
19 Şubat 2026 Perşembe, 10:44
Tüketicilerin sesi daha gür çıkmalı artık...
16 Şubat 2026 Pazartesi, 11:37
Radyolar susmasın, şarkılar bitmesin ve dostluklar ölmesin diye...
13 Şubat 2026 Cuma, 09:53
Bankalar hep kazanıyor, ya KOBİ'ler?
11 Şubat 2026 Çarşamba, 10:46
Betonarme binalar domino taşları gibi yıkılırken birer birer!
06 Şubat 2026 Cuma, 09:34
Kitaplar, plaklar ve şarkılar Can Ertan'sızdır artık!
04 Şubat 2026 Çarşamba, 17:42