Mimarlar için Deleuze ve Guattari, mimarların bu iki düşünürün fikirlerini kavrayarak tasarım dünyasını çok farklı boyutlarıyla algılamalarını ve yaratıcılıklarını besleyecek yeni kanallar keşfetmelerini sağlamak üzere, onlara bu zengin metinler ve kavramlar diyarında rehberlik etmeyi amaçlayan bir giriş kitabı mahiyetinde...
Yapı Endüstri Merkezi Yayınları (YEM) mimarlar için düşünürler dizisinin Mimarlar için Deleuze ve Guattari adını taşıyan ilk kitabı ile Mimarlar İçin Heidegger adını taşıyan ikinci kitabı yayımladı. Kısa giriş kitabı mahiyetindeki kitaplarda incelenen düşünürlerin düşünce ufkunun bütün boyutlarının özetlenmesi amaçlanmıyor. Her düşünürün kendine özgü düşünme tarzının ayırt edici özellikleri ortaya konuluyor.
Dizinin diğer kitaplarında Luce İrigaray, Homi K. Bhabha, Pierre Bourdieu, Walter Benjamin, Jacques Derrida, Hans-Georg Gadamer ve Michel Foucault yer alıyor. Şüphesiz bu kitaplar asla kendi başlarına bir son değildir, aksine deneyseldir ve daima yeni ihtimaller doğurabilecek bir biçimde yeniden evrilip çevrilebilir. Dizinin ilk üç kitabında ele alınan düşünürlerin ortak bir özelliği de yazdıklarıyla mimarlık dünyasındaki tasarımcı ve eleştirmenlerin birçoğunu belirgin biçimde etkilemiş olmalarıdır.
ORTODOKSİ HALİNDE KODLAMADAN
Bu dizide yer alan/alacak olan kitapların çıkış noktası mimarlık. Ele alınan düşünür her kim olursa olsun söz konusu düşünürü mimarlık okurlarına tanıtmak temel amaçtır. Dizideki kitaplarda düşünürlerin mimari düşünce tarzı irdelenmesini öncelikli hedeftir. Kitapların yazarlarının mimar ya da mimarlık eleştirmeni olması ayrıca önemli. Elbette her yazar, ele aldığı düşünürü mimarlık açısından yorumlarken kendince önemli gördüğü kavramlara, kitaplara ve yazılara odaklanıyor. Farklı bir yaklaşımı benimseyecek başka mimarlar, düşünürler de olabilir. Bundan dolayı kitaplar mimarların belli bir düşünür hakkında araştırma yaparken başvuracakları ilk kaynaklar olarak değerlendirilmelidir. Geçerken şu olguya da değinmemek olmaz: Söz konusu düşünürler başta olmak üzere Türkçedeki mimarlık literatürünün son yıllarda oldukça çeşitlenmiş olması gelecek açısından bir imkan olarak görülebilir. Ne var ki, insanda ister istemez okur cemaatlerinin bu yapıtlar bütününü gerektiği gibi anlamak için yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığı izlenimi oluşuyor. Sözgelimi merhum Turgut Cansever külliyatı üzerine bugüne değin düşünce ve edebiyat dergileri veya kitap ekleri kayda değer bir dosya veya özel sayı hazırlamamışlardır.
Andrew Ballantyne, adlarını alışkanlıktan tamamen koruyan, şeyleri kavramsallaştırmanın yeni yollarını sunan Gilles Deleuze ve Félix Guattari'yi ele alıyor. Bunu yaparken onların en içteki özlerini açıklayıp başka konulara geçmiyor; kimlik fikrini sorunsallaştırmak başta olmak üzere neler yaptıklarını söylüyor. Ballantyne, Deleuze ve Guattari düşüncesinde yüreklendirici olan esas unsurun, eserlerinden alıp götürülecek şeyin, onların kitaplarının içine koydukları şey olmayacağı duygusu olduğunu ifade ediyor. Bu düşünürlerin dünyasında yanlış anlamanın ya da hatanın meşruiyet sorununun bulunmadığının altını çizerek onları azizleştirme yanlışlığına izin vermediklerini hatırlatıyor: "Mesele Deleuze ve Guattari'nin düşüncelerini düşünmeye bırakmak değil, bilakis her zamanki düşünce alışkanlıklarımızı yoldan çıkaran ve Deleuze ve Guattari'nin bizim namımıza düşünmüş olabilecekleri düşüncelere hiç benzemeyen kendi düşüncelerimizi düşünerek canlanmamızı sağlayan fikirlerle bağlantı kurmak. Yazar izin verse de vermese de bunun zaten mimarların yapmaya eğilimli olduğu bir şey olduğunu sanıyorum." Bu nedenle "okumaya ve afallamaya hazır olarak, bağlantı kurup, coşku üreten, harcanan çabaya değdiğini hissettiren bir fikrin" okura kitap boyunca eşlik etmesi son derece yararlı olacaktır. Elbette bir kerede olacak bir iş değil bu.
Gilles Deleuze ve Félix Guattari'nin yapıtları son zamanlarda diğer sanat dallarında olduğu gibi mimarlık ve tasarım alanlarında da geniş yankı bulmuş, birçok mimar ve mimarlık kuramcısına esin kaynağı olmuştur. Uygulamaya bakıldığında da, başvuru çerçevesini oluşturdukları avangard işlerin sayısının giderek arttığı görülmektedir. Ne ki, felsefi jargona aşina olmayan mimarlar ve mimarlık öğrencilerinin gerek metinleri okuyup anlamakta gerekse bu tarz işlerin bağlamını kavramakta zorlandıkları da bir gerçektir. Bu iki düşünürün mimarlık ve tasarım dünyasının sözcük dağarında sıkça yer bulan kavramlarının yeterince anlaşılmadığı, çoğu zaman yalnızca söylem veya alıntı düzeyinde kaldığı söylenebilir.
Deleuze ve Guattari'nin ortak çalışmalarının ilk ürünü sayılan Kapitalizm ve Şizofreni: Anti-Oedipus, yapısalcılık sonrası yaşam için bir manifesto olarak yazılmış ve 1968 öğrenci ayaklanmalarının ruhuyla bağdaştırılmıştır. O zamandan beri felsefe, politika, psikanaliz, fizik, sanat ve edebiyat gibi mecraları kat ederek ortaya attıkları kapsamlı ve karmaşık fikirler, tasarımcı ve mimarların ufkunu genişleterek onların gerçeklikle ve ifade olanaklarıyla ilgili önyargılarını kırmalarını ve mimarlığı düşündüklerimizin ve yaptıklarımızın (ister bir habitatı korumaya çalışıyor, ister sokakta yürürken bir ezgi mırıldanıyor olalım) içine yedirerek yaşamın dokusuna ait kılan yaratıcı konseptler ve işler çıkarmalarını sağlamaktadır.
MESKÛN BİR EV VE KLİŞELERİ SORGULAMAK
Deleuze ve Guattari'nin analizlerinde bedene makineler üzerinden bakılır. Ballantyne, Batı mimarlığının en kalıcı alışkanlıklarından birinin insan formunu yapılarda yansıtılmış halde görmek olduğunu belirtiyor. Fakat insan formuna dair düşüncenin her zaman her yerde tek biçimli olmadığı üzerinde duruyor. Evi insanın kabuğu, insanın devamı, serilmesi ve manevi yayılması olarak gören düşünürden el alarak meskenin insan için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor. Meskûn bir evin canlı bir şey olmadığını iddia edemeyeceğimizi savunarak şöyle devam ediyor: "Onu mesken tutan ve onun sayesinde yaşayan makineler can verirler o eve, tıpkı bir bedenin arzu-makineleri tarafından canlandırılması ve yapılandırılması gibi. Kategorilerimiz arasındaki sınırları nereye yerleştiririz? Deleuze ve Guattari'nin yeniden tanımlaması sayesinde üretilen mantık bu kategorileri birbiri içinde eritir ve meskenler, davranışlarında açığa vurulduğu gibi, kendi eğilimleri ve arzuları olan varlıklara dönüşürler. İçinde yaşadığımız ev ve ziyaret ettiğimiz evler, onlara dâhil edilmiş varlıklarımızın canlandırdığı duygu malzemeleridir."
Uzmanlaşmış işbölümünün ortaya çıkabilecek en uzak etkilere karşı sorumluluk duygusu taşımadan rutin bir görevi yerine getirmeyi sağladığını biliyoruz. Ballantyne makine gibi işleyen bu süreci mimarlık açısından oldukça önemli şu sorular eşliğinde irdeliyor: "Eğer ben yanlıca işverenlerin isteklerini yerine getiren bir mimarsam, sorumlu ben miyim yoksa işveren mi? Ve işveren sadece piyasanın gereklerini istiyorsa, o halde işveren de sadece ortaklarına karşı sorumlu oluyordur (kâr ve zarar hanesine yönelik kaygı; büyük ya da küçük kazanç, kâr ya da zarar; elbette kâr yapmak isteriz.) Ve ortakları paragöz kapitalistler olarak nitelemek fazla basit olur, çünkü günümüzde önemli hissedarlar, yatırımları karşılığında iyi bir kazanç elde etmek isteyen emekli fonlarıdır; ve onlar bu fonlara bağımlı yaşlı insanlar doğru dürüst bir yaşam standardına sahip olabilsinler diye yatırımlarına iyi bir karşılık görmek istiyorlar; dolayısıyla şirket kârlı bir şekilde işletilmediği takdirde paralarını geri çekiyor ve başka bir yere yatırıyorlar. Herkes rasyonel kararlar alabiliyor, gelgelelim sonuç, bir yerim en vahşi ticari sömürüye uğraması olabiliyor. Bir bütün olarak makine, ormanın olduğu yerde çöl üretiyor olabilir, fakat bu esnada makinedeki her bireyin işleri gayet yolunda gidiyor olabilir; bu durumda hepsi düzenin soyut mantığına karşılık verdiğini hissedecektir."
Mimarlar için Deleuze ve Guattari, mimarların bu iki düşünürün fikirlerini kavrayarak tasarım dünyasını çok farklı boyutlarıyla algılamalarını ve yaratıcılıklarını besleyecek yeni kanallar keşfetmelerini sağlamak üzere, onlara bu zengin metinler ve kavramlar diyarında rehberlik etmeyi amaçlayan bir giriş kitabıdır. Bundan sonra ne okunmalı sorusunun cevabı da kitabın ileri okumlar bölümünde veriliyor: Deleuze ve Guattari'nin kendi metinleri okunmalıdır. Bunun için bir sıralama da yapılmış: İlkin daha çok yaratıcılığı teşvik ettiği için iki ciltlik Kapitalizm ve Şizofreni'nin okunması önerilmiş. Ardından Anti-Oedipus ve Bin Yayla ile karşılaşmanın yerini hiçbir şeyin tutmayacağı hatırlatılmış. Fakat bu kitapların kısa bir göz atmayla ya da hızlı okumayla üstesinden gelinemeyeceği uyarısı da ihmal edilmemiş. Öte yandan yanılmayı göze alarak bu düşünürlerim Ali Akay aracılığıyla Türkçede ağırlanmalarının büyük bir talihsizlik olduğunu düşünüyorum.
Bu değini oldukça eksik, fakat henüz iki kitabı Türkçeye çevrilen dizinin önemini fark ettireceğini düşünüyorum. Web üzerinde araştırma yaparsanız dizinin diğer kitapları hakkında Routledge Yayınevinden bilgi edinmeniz mümkün. Şeylerin alanını genişletmeye teşvik edilmek isteyen mimarlar başta olmak üzere pek çok okurun düşünce dünyasına katkılar sunabilecek bir kitap Mimarlar için Deleuze ve Guattari. Elbette kavramlarını anlamak için gereken gayreti göstermeyi göze alan okurlar için.
Pek çok fikir ve sorunla bağlantı kuran kitabın son cümlesi "fikir koşusu" için bir kere daha hatırlanmalı: "Bir fikir yerleştiğinde insan onunla birlikte koşmalıdır; o fikir öngörülmeyen noktalara ulaşmak için orada burada zikzaklar yapacak ve bu zikzakların asla bir sonucu olmayacaktır."
Andrew Ballantyne, Mimarlar İçin Deleuze ve Guattari, Çevirmen, Rahmi Öğdül,Yapı Endüstri Merkezi, 2012, 124 sayfa.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Güncel, 2013.07.05 15:58