Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Mağduriyet Masası, CHP Bursa İl Bakanı Şadi Özdemir, CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile İl Başkanlığında mağdurlara bilgilendirme toplantısı yaptı. Toplantıda konuşan İl Başkanı Şadi Özdemir, mağdurların siyasi düşünceleriyle ilgilenmediklerini vurgulayarak; "Herkesin siyasal bir düşüncesi olur. Bizi ilgilendiren şey; sizlerin insan olduğu, insanlara haksızlık yapıldığı ve mağduriyete uğratıldığıdır" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı bünyesinde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından oluşturulan ardından Mağduriyet Masası, CHP Bursa İl Bakanı Şadi Özdemir, CHP Grup Başkan vekili Özgür Özel ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile İl Başkanlığında yüzlerce mağdurun katıldığı bilgilendirme toplantısı yaptı. Toplantıda konuşan CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir, yaşanan mağduriyetlerin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem merkezi düzeyde, hem yerelde neredeyse tek işleri olduğunu belirtti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Başbakanla yaptığı son görüşmenin ana gündeminin de mağduriyetler olduğunu ifade eden Özdemir; "Çeşitli örneklerle bu konuların üzerinde Sayın Başbakanla yeniden değerlendirme talebi oldu" dedi. CHP Bursa İl Başkan Yardımcısı Gürsel Peker 'in, İl Başkanlığında oluşturulan Mağduriyet Masası'na yoğun emek harcadığını belirten Özdemir; "Hepiniz şunu bilmelisiniz; sizin siyasal düşünceleriniz bizi ilgilendirmiyor. Herkesin siyasal bir düşüncesi olur. Bizi ilgilendiren şey; sizlerin insan olduğu, insanlara haksızlık yapıldığı ve mağduriyete uğratıldığıdır. Biz sadece bu pencereden bakıyoruz. Belki hayata yeniden döndüğünüzde bir daha hiç karşılaşmayacağız. Veya siyaseten de buluşamayacağız. Bu bizi ilgilendiren taraf değil. Bizi ilgilendiren taraf; böyle insanlar var, aileler var, çocuklar var. Ve hep birlikte bir mağduriyet yaşanıyor, aileler hep birlikte cezalandırılıyor. Böyle çok fazla örnek var. Ama üst düzeydeki kişilerde bu mağduriyetler yaşanmıyor. Çünkü hepsi beraberdi ve bugün bu noktaya geldi" diye konuştu. Sürecin çok hızlı ilerlediğini ve bazı kararlar verilmesi gerektiğine dikkat çeken Özdemir; "O açıdan durumun hukuki tarafına da bakacağız. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özür Özel ve Milletvekilimiz Sayın Nurhayat Altaca Kayışoğlu sizlere Genel Başkanımızın görüşmesi, son durumlar ve hukuki süreçle ilgili bilgi verecek" açıklamasında bulundu.
DARBECİLERİN KARŞISINDA YER ALDIK
CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir'in ardından söz alan CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, Türkiye'nin zor süreçten geçtiğini ve tespit ettikleri 7 farklı mağduriyet olduğunu belirtti. 15 Temmuz gecesini mecliste yaşadığını ifade eden Özgür Özel; "Bütün dünya siyaset tarihi boyunca pek çok farklı ülkede, pek çok farklı yönetime darbe girişimi oldu. Darbeler yapısı gereği iktidar partisine yapılır. İktidar partisi bu muhataplık ilişkisi yüzünden darbe yapana karşıdır. O sırada bütün dünya ve o ülkenin kamuoyu muhalefete bakar ne yapıyor diye. Biz o gece bütün dünya ve ülke kamuoyu bize bakarken, kurduğumuz demokrasiye sahip çıkma noktasında darbecilerin karşısında yer aldık, bundan da mutluyuz. Yıllardır kendisini hizmet hareketi olarak algılayan, eski nitelendirme sıfatıyla bir din aliminin, önce kamu görevlisinin, bir kanaat önderinin, ilerleyen süreçlerde birlikte olduğu, yol yürüdüğü farklı farklı halkalardan ama ne dine, ne de siyaset teoremine uygun çok farklı, bir tarafı siyaset, bir tarafı ticaret, bir tarafı da başka amaçlarla yapmış olduğu bir yapılanma var. Kimi doğrudan, kimi farkında olmadan, kimi sempatizan, kimi hiç ilişkili olmadığı halde tamamen hayatın tesadüfleri gereği bu yapının ve bu yapıyla mücadele ettiğini söyleyen bir başka yapının mağduru olmuş durumdalar" dedi.
MAĞDURA BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİRMEZ
CHP olarak mağdurun kimliğiyle, nereden geldiğiyle, geçmişte ne yaptığıyla asla ilgili olmadıklarını ve bundan sonra da olmayacaklarını vurgulayan Özel; "Geçmişte bize oy vermemiş, bize hakaret etmiş, bizim karşımızda olması ya da bizimle hiç ilişkilenmemiş olması bizim mağdura bakış açımızı değiştirmedi. Bundan sonra da değiştiremeyecek. CHP'nin geçmiş dönemlerde cezaevi komisyonunu, yaptığı çalışmaları izlendiğinde görülür. Biz Balyoz ve Ergenekon'u kumpas olarak görüp kitap yazdığımızda, birçokları 'ya bunlar darbecilere destek veriyor' diyorlardı. Veya biz KCK davasına dahil edilip, mağdur edilen öğretmenlere gittiğimizde bunlar PKK'lılara mı destek oluyor diyorlardı. Ancak sonuçta Fenerbahçe davasından tutun askeri casusluk, Balyoz, Ergenekon, Poyraz 1-2, aklınıza gelebilecek tüm siyasi davalarda bugünkü iktidar ve bugünkü iktidarın şimdilerde mücadele ettiğini söylediği yapı birilerini mağdur ediyordu. Biz de o mağdurlara sahip çıkmaya çalışıyorduk" diye konuştu.
BİRİNCİ DERECEDE SUÇLUDURLAR
Kimleri mağdur görmediklerini anlatan Özgür Özel sözlerini şöyle sürdürdü; "İlk olarak, bu yapıyı ortaya çıkaran, bu yapıya destek veren, devleti yönetmek istediğinde eldeki imkanlarla ve devletin liyakat sistemiyle yetişmeyip, her tarafını eline geçirmek için bu yapının hazır elemanlarıyla koalisyon yapan, bilerek isteyerek eğitim sisteminin bozuk kalmasını, her seferinde öğrencinin yurtsuz, dershanesiz, takviyesiz bir yere gelmemesini sağlayan bugünkü iktidar sorumludur. Onlar mağdur değil. İkincisi bu yapının içerisinde bilerek ve isteyerek devleti ele geçirmeye çalışan ve elde ettikleri konumları kamunun genel menfaati dışında bir cemaatin menfaatine uygun olarak bu gücü kullanan, gerçekten ne yaptığını bilerek darbe yapanlar da mağdur değiller. Ama bunların birinci derece yakınları var. Mesela biri bir suç işledi ve 10 kişiyi öldürdü. Eşi öğretmen, 60 yıl hapis yatsa eşi 35 yıl öğretmenlik yapar üstüne de 25 yıl bu devletten maaş alır. Çünkü suçun şahsiliği diye bir şey var. Suçu işleyen kendisi mesuldür. Asla eşini, çocuklarını o suç işledi diye cezalandıramazsınız. Gerçek bir devlet bunu yapmaz. Bugün Türkiye'de hangi suçu işlerse işlesin kişinin eşi ve çocukları etkilenmez. Ancak o FETÖ örgütüne mensup olma şüphesi bile varsa eşini de memuriyetten atıyor. Eşi karnı burnunda hastanede doğum yapacak. Memuriyetten atıldı diye hastaneden de çıkarıyorlar. Bütün sağlık karneleri iptal ediliyor. Bu yüzden bu darbeye karışmışların dahi birinci derecede yakınlarını biz suçlu görmüyoruz. Evrensel hukuk ve demokrasi anlayışı bunu gerektirir. Yani darbecinin yakını ve çocuğu bile eğer devlet kendisine kötü muamele yapıyorsa mağdurdur. Bunun yanında bu darbecinin bu işi yapmasına olanak sağlayan, katkı sağlayan, himmet toplayan hem Allah katında hem de kanun karşısında birinci derecede suçludurlar, hesaplarını vermelidirler ama bunların aileleri de suçlu değildir."
KİRLİ BİR BÖLÜŞÜM İLİŞKİSİ
17-25 Aralık dönemine de değinen Özel, bir paylaşamama süreci olduğunu ifade ederek; "Eskiden imar rantını birlikte paylaşanların tek başıma ben yiyeceğim diyenle veya belli bir koltuğa istediğini oturtanın hocanın dediği mi, benim dediğim mi oturacak diye düştükleri bir çelişkiden sonra başlayan kirli bir bölüşüm ilişkisinin kavgaya dönüşmesi sonucunda etekteki taşların sokağa dökülmesidir. Eskiden de hem bu yapı hem bu iktidar suç işliyordu, rüşvet yiyordu, rant paylaşıyordu. 17-25 Aralık'tan sonra değişen bir şey yok. Ancak birbirleriyle çelişkiye düştükleri için hep beraber geldiler ve birisi öbürünün pisliğini ortaya koydu, diğeri de öbürünün kaynaklarını kısmaya başladı. Ancak bir gerçek var. Bugün 17-25 Aralık sürecinden önce ve sonra diye bir milat koyuyorlar ve 20 yıl önce bu adamların dershanesine gidenleri, bu adamların okuluna gideni, 6 sene önce o okullara öğrenci yollayanları memuriyetten atıyorlar. Oysa ki sadece 4 sene önce Galatasaray'ın Arena Stadı'nda Tayyip Erdoğan Fettullah Gülen'e 'Sen ne güzel insansın, bu hasret bitsin, dön' deyip oradaki 50 bin kişiyi ağlatmıştı. Bu lafı söyleyene de ağlayana da bir başka açıdan bakmak lazım ama esas doğru bakış açısı şu: Sen 4 sene önce gözyaşı döktüğün bir adamın dershanesine 20 sene önce gitmiş adamı memuriyetten atıyorsun. Böyle bir temizlik yapacaksa Cumhurbaşkanı, başbakan, milletvekilleri, bütün bürokrasi boşalır, bu ülkeyi sonradan tekrar kurarız. Ancak böyle bir şey yapılmadığı için 17-25 Aralık önceki-sonraki ilişkisi diye değerlendirilenlerde de böyle bir üçüncü mağduriyet durumu var" açıklamasında bulundu.
3 BAKANIN İMZASI İLE KURULDU
"Dördüncü mağduriyet durumu17-25 Aralık'tan sonra yaptığı iş ve işlemlerden dolayı sorumlu tutulanlar" diyen Özel, dayanışma hesabı açılması için kasten para yatıranların doğrudan terörist olarak görüldüğünü söyledi. Devletin, TMSF'nin lisans verdiği, mevduat toplattırdığı bir banka olduğunun altını çizen Özel; "Kimse devletten izinli kurulmuş bir bankaya para yatırdı diye suçlanamaz" dedi. Aktif-Sen'e üye olduğu gerekçesiyle de mağdur edilenlerin bulunduğunu belirten Özel; "Buraya üye oldu diye suçlanıyorlar. Oysa ki 3 bakanın imzası ile kurulmuş, devlet desteği alan bir sendikadır. Bugün o sendikaya üye olanlara muamele yapılıyor. Bir de bu gruba baskı yoluyla üye olmuş arkadaşlar da var. 'Aktif-Sen'e üye ol yoksa ben burada seni güldürtmem' diyor mesela müdür" diye konuştu. Bir diğer mağdur kesimin durumunu, en mağdur kesim olarak değerlendirdiklerini ifade eden Özel; "Adam ev kiralamış, ev sahibi şu bankadaki, şu hesabıma para yatır demiş. Adam yatırmış. Bank Asya 600 lira kira için 39 lira masraf kesmiş. Bir dahaki ay o masrafı ödememek için o bankada hesap açtırmış, virman yapmış. Veya bayilik almış, bir ürün almış oraya para yollamak için hesap açmış. Veya apartmanda alt kat komşusu internet şifresini istemiş, vermiş. O şifreyle alt kat yasaklı sitelere girmiş. Konuyla hiç alakası yokken komşusunun gazabına uğramış insanlar var. Bu yapıda en sondaki gruba en mağdur olarak bakıyoruz. Hiçbir şeyden haberi yok çünkü. Ondan bir sonraki de elbette mağdur ama sen KESK ya da başka bir üyelik dururken, o yapıyla ilgili olmadığın halde kolay yolu seçmişsin" dedi.
ANAYASA MAHKEMESİ'NE TAŞIYACAĞIZ
"Bizim birçok arkadaşımız bu baskıya boyun eğmediği için nöbet ağacına döndü" diyen Özel sözlerini şöyle sürdürdü; "Biz bunların tamamının durumunu anlamaya, bunlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bugün Türkiye'de karşı karşıya kalınan durum tam bir hukuksuzluk halidir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak bir seçenek. Güvendiğiniz ve bildiğiniz bir avukatınız olması gerekiyor. Oradan da sonuç alınmazsa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulur. Mutlaka yasal süreleri geçmeden başvuru yapılmalıdır. 1 Ekim'de meclis açılacak. Biz CHP olarak OHAL'in kaldırılmasını istiyoruz ancak OHAL uzayacak gibi gözüküyor. OHAL'in uzaması mağdurlar için şu sıkıntıyı getiriyor. Yürütmeyi durdurma kararı alınamıyor. Biz Anayasa Mahkemesi'ne 1.KHK hariç hepsini götürüyoruz. 1. KHK'yı götürmeme sebebimiz, Anayasa'ya uygun olduğu değil, Mecliste görüşmeye başlandığı ve 5 Ekim'e kadar kanunlaşacağı için. Biz 5 Ekim'e kadar mecliste görüşülecek olan uygun olmayan maddelere ret oyu verip, AKP oylarıyla geçenleri yine Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz. 1. KHK'yı götürmememiz, hiç götürmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Bunun içerisinde Askeri okulların kapatılmasından tutun, memuriyetten doğrudan mene kadar OHAL KHK'sının açıldığı pek çok yetki var. OHAL KHK'ları mekanla sınırlıdır. Memuriyetten atmak OHAL süresini aşan bir durumdur. OHAL gerekçesini aşmayacak. OHAL gerekçesi FETÖ terör örgütüyle baş etmektir. Bunlar FETÖ terör örgütüyle mücadele ediyoruz diye akıl almaz her şeyi onun içine koydular. Onu da Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağız. Bu sürecin sonunda devletin içinde bir cemaate aidiyet hissiyle bağlı, birbiriyle koordineli ve bir İslam Devleti kurmak, ülkenin yönetim şeklini değiştirmeye motive olmuş ne kadar devlet memuru varsa hepsinin atılmasını biz de istiyoruz. Çünkü böyle bir anlayış olmaz."
DEMOKRASİYE İNANIYORUZ
Bir şekilde bu işe bulaşmış, bulaştırılmış, mağdur edilmiş kişiler ve tamamının ailelerinin insan haklarından yararlandırılması konusunda mücadeleyi vereceklerinin altını çizen Özel konuşmasını şöyle tamamladı; "Biz bu meselede mağdur olmuş sıkıntı içinde olan herkesin, bu ülkenin asli unsuru olan vatandaşların haklarına saygı duyan bir siyasi parti olarak, bu ülkeyi savaşla kurmuş, demokrasi getirmiş, kadınlara seçme-seçilme hakkı vermiş, çok partili rejime geçmiş, daha ikinci genel seçimlerde 14 Mayıs 1950 günü seçimi kaybetmiş ama 7 Haziran'da Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi 'seçmen kaosu seçti' dememiş, yaverine 'gidin Demokrat Parti'ye, İsmet Paşa devir-teslime hazırdır' deyip kendi elleriyle kurduğu çok partili sistemin ikinci seçiminde iktidarı teslim etmiş, gün olmuş 40 sene iktidara gelmemiş, bir kere öf dememiş bir parti olarak söylüyoruz, bu ülkenin birliğine beraberliğine, demokrasiye inanıyoruz. Tayyip Erdoğan diyor ya dünya 5'ten büyüktür diye. Türkiye de AKP'den büyüktür. Türkiye'nin demokrasisi de vicdanı da Tayyip Erdoğan'ın çizdiği sınırların çok ilerisindedir. Türkiye zor bir 15 yıl geçirdi, halen de geçirmeye devam ediyor. Bundan sonraki süreçte bu ülkedeki güzel insanların emeğinin karşılığını alacağını, adaletin yerini bulacağını düşünüyoruz. Adalet kördür, topaldır ama kötürüm değildir, eninde sonunda gerçekleşir. Genel Başkanımızın bir sözü hepimiz için bir öğüt niteliğindedir. Genel Başkanımızın babası ölüm döşeğinde kendisine 'oğlum sen doğru dur, eğri eninde sonunda belasını bulur.' Hepimizin üzerine düşün görev budur."
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2016.09.24 16:55