CHP Bursa İl Başkanlığı'nın düzenlediği Salı Söyleşileri'nin bu haftaki konuğu Cumhuriyet Halk Partisi PM Üyesi Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Gaye Usluer'di. Usluer, özellikle eğitimin anahtar teslim cemaate verildiğini belirterek; "Bu işin tek sorumlusu AKP. Kendi canavarını yarattı, kendi canavarıyla mücadele verirken hepimizi bu sisteme dahil etti" dedi.
CHP Bursa İl Başkanlığı'nın düzenlediği Salı Söyleşileri'nin bu haftaki konuğu Cumhuriyet Halk Partisi PM Üyesi Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Gaye Usluer oldu. CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir, Usluer'in Salı Söyleşileri etkinliğine katılarak bilgi ve deneyimlerini paylaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdikten sonra özgeçmişiyle ilgili bilgi verdi. İl Başkanı Şadi Özdemir'in ardından söz alan ve gerçekleşen toplantının iki mimarı olduğunu belirten Usluer konuşmasına, Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'a teşekkür ederek başladı. Bursa'nın Eskişehir'e çok yakın olduğunu ifade eden Usluer; "Her ne kadar benim çocukluğumda Bursaspor-Eskişehirspor kavgaları çok yoğun olsa da çok yakın, birbirini seven iki il. Bu açıdan kıymetli" dedi. Bütün yaşamının üniversite üzerine olduğunu ve siyaseti düşünmediğini anlatan Usluer, 2007'de rektör adayı olduğunu ve seçimlerde birinci olduğunu belirterek; "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün göreve geldiği 5. günde ilk çelmeyi bana atması, siyasetin başlangıcı oldu. Hiç aklımda yokken 2010'da partiye üye oldum. 2015'e kadar milletvekili seçilmedim ama hep parti içerisinde aktif olarak, parti içi eğitimde özellikle Türkiye'de gezmediğim, görmediğim şehir kalmadı. Bursa'da da güzel çalışmalara imza atmıştık" diye konuştu. "Neden eğitim politikası ya da AKP ile eğitimin OHAL'i diye başladık" diyen Usluer ; "TBMM'de CHP'nin Milli Eğitim Komisyonu sözcüsüyüm. Onun yanında bu süreçte mağdurlar kriz masası kurduk. Bu kriz masasının da bir alt masası olarak bir eğitim komisyonu kuralım diye düşünüldü. Genel Başkan Yardımcımız Bülent Tezcan bu kriz masasının ana başkanı. Eğitim komisyonunda bir başkanlık yoksa da arkadaşlar bizim başkanımız sen ol dediler. Çok değerli akademisyenler bulunuyor komisyonda. Ancak bu süreçte Türkiye'nin her yanında 131 milletvekilimizin tamamı bu konuyla ilgileniyor. Yani birimiz diğerimizden daha az ilgileniyor değiliz. Tabii bu bir masa bütün bilgiler bizde toplanıyor, biz bütün bilgileri Genel Merkez'deki ana masayla paylaşıyoruz. Ve sonuçta hedefimiz Türkiye adına, Türkiye'de yaşanan sorunlar adına iyi bir şeyler yapabilmek, destek olabilmek" şeklinde konuştu.
AYDIN KIYIMI OLDU
AKP ile eğitimin OHAL'i cümlesinin yaşanan dönemde tam olarak yerine oturduğunu ve geçmiş dönem darbeleriyle bu sürecin hazırlandığının altını çizen Usluer sözlerini şöyle sürdürdü; "Milli Eğitim'in OHAL'i dediğimizde Türkiye'de birkaç OHAL dönemi tespit ettim. Birinci OHAL dönemi aslında Milli Eğitim Bakanlığı'nda bütün köklü değişikliklerin yapıldığı, aslında bugünün hazırlandığı, bugünkü bu karmaşanın hazırlandığı, Siyasal İslam'ın eğitimin içine implante edildiği dönem 1980 darbesi. Gerçekten 1. OHAL dönemi dersek hiç de yanlış bir şey söylememiş oluruz. 12 Eylül'ün ardından çok şeyler oldu. Tarikat ve cemaatlerin meşruiyet kazanması, eğitimin içine girmeleri, eğitimde çeşitli kadrolarda onlara öncelik verilmesi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra başladı. Tabii ki YÖK'ün kurulması başlı başına bir fecaatti. Ondan sonra üniversitelerde yaşananlar, akademik özgürlüğün olmaması, bilimsel özerkliğin olmaması, bunların hepsi 12 Eylül 1980 Anayasası'nın Türkiye Cumhuriyeti Eğitim Sistemi'ne armağanıdır. Bunu hiç unutmamak lazım. Tabii çok kişi yargılandı. En büyük hasarı akademi gördü. 12 Eylül 1980 Darbesi aydına, akademisyene düşman bir grup tarafından gerçekleştirildi. Çok büyük bir aydın kıyımı oldu. Üniversitelerden çok değerli öğretim üyeleri uzaklaştırıldı. Uzaklaştırılan öğretim üyesi sayısı çok değil gibi gözüküyor ama 20 bin öğretim üyesi de bu kıyım içerisinde kendisi istifa etti. Çok değerli hocalarımızı yitirdik. Ben 1980 döneminde son sınıf öğrencisiydim. Sonraki süreçte de hepimiz bulunduğumuz alanda çokça zarar gördük."
14 YILLIK SÜRECE DENK GELDİ
2.OHAL dönemini AKP'nin göreve geldiği 2002 yılıyla başlattığını belirten Gaye Usluer, 2002 ile 2016 15 Temmuz'a kadar olan dönemde en köklü değişikliklerin, Milli Eğitim'in her basamağında olan olumsuz değişikliklerin bu 14 yıllık sürece denk geldiğini ifade etti. Usluer, AKP'nin büyük vaatlerle geldiğini söyleyerek; "Kendilerine ılımlı muhafazakar, demokrat gibi isimler taktılar. Milli Görüş gömleğimizi çıkarttık, gerekirse kefenimizi de giyeriz dediler, her şey dediler. Ancak tabii ki bu 14 yıl içerisinde gerçekte ne olduklarını biliyorduk, bunu ispatlayıcı her davranışı da gösterdiler. 6 defa Milli Eğitim Bakanı değişti. 13 kez sistemi değiştirdiler. Sınavlar kalktı, girdi, YÖK'ü kaldıracağız dediler. İlk Milli Eğitim Bakanı belki de en iyisiydi. Erkan Mumcu'ydu. Bu bir sürü sayacaklarımız içerisinde belki de en iyisiydi. YÖK'ü kaldıracağız diye geldi, bir şey yapamadan gitti. Kendisi de siyasetten silinerek uzaklaştı. Fakat 2. OHAL dönemine belki 3. OHAL dönemini de sıkıştırmak mümkün. 15Temmuz'a da 4 diyebiliriz o zaman. Epey tereddüt ettim, bu benim kendi kronolojik sıralamam. Bunun bilimsel bir tarafı yok. 2011 seçimleri sonrası eğitimde bir 3. OHAL dönemi olarak tanımlanabilir esasında. 2012 yılında Nabi Avcı Milli Eğitim Komisyon Başkanı'ydı biliyorsunuz. Mecliste kaburgalar, bel kemikleri kırıldı, havada her şey uçuştu ama her şeye karşın 2012'de 4+4+4 denen ucubeyi ama o Siyasal İslam ideolojisine insan yetiştirmek için en köklü eğitim değişikliğini de yaptılar" açıklamasında bulundu.
RANT SÖZ KONUSU
Usluer, 4+4+4 sisteminde gözden kaçan pek çok önemli hususun olduğunu ve bunları Ensar Vakfı olayını araştırırken ortaya çıktığını belirtti. Usluer konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ensar ile ilgili cinsel istismarlar Karaman'da gündeme geldiğinde ben bu 4+4+4'de neler olmuş, bu yurtlar nasıl vakıflara, cemaatlere geçmiş diye araştırırken, 4+4+4 meclisten geçerken, 1 ay sonra Nisan ayında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Kuran kursları yönetmeliğinde değişiklik yapılmış. 4-6 yaşına da Kuran kursu verilebileceği, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Milli Eğitim'den bağımsız, Diyanetin kontrolünde yurtların, pansiyonların açılabileceğini gördüm. Okuduğumda çok şaşırdım, çok panikledim açıkçası. Aslında Karaman'daki istismarın ve yaşananların hepsinin yasal zemininin de oluşturulmuş olduğunu o yönetmelik içinde gördüm. Parti içerisinde bunları paylaştığımda aslında o dönemde gözden kaçırılarak atılmış önemli bir adım olduğunu gördüm. Sonrasında acaba Eğitim Sendikaları ne yaptılar diye görüşmeler yaptım. Ne yazık ki insanlar 4+4+4'e o kadar odaklanmışlar ki bu da gözden kaçmış. Eğitim Sendikalarının da farkında olmadığı çok köklü bir değişiklik yapmışlar" şeklinde konuştu. Türkiye'de bugün hemen her ilde sübyan okullarının bulunduğunu ve Sübyan okullarının temelinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nda 4+4+4'ten sonra yapılan değişimle ilintili olduğunu ifade eden Usluer; "2015-2016 öğretim yılında okul öncesi eğitimin isteğe bağlı ve paralı olması nedeniyle Türkiye'nin birçok yerinde Sübyan Okullarına yönelme olmuş. Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı, il ya da ilçe müftülükleri tarafından kurulan, kurulması için 12 velinin imzasının yeterli olduğu okullardan bahsediyoruz. Bu okullar camii avlularında, cemaatin göremeyeceği, biraz daha kuytuda, çocukların sürekli kutsal inanç dünyası içerisinde kalmasını sağlayan bir alan... Öğretmenler de genelde imamların hanımları. Bir sertifika programı açılmış. Kısa süreli eğitimi alan sübyan okuluna öğretmen olarak atanıyor. Son derece cahil insanlar tarafından yönetilen ve çok ciddi de ücretler ödenen bir sistem. Yani bir rant durumu da söz konusu" dedi.
ANAHTAR TESLİMİYLE VERİLDİ
Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve OHAL'in bilinçli olarak yaratıldığını belirten Gaye Usluer sözlerini şöyle sürdürdü; "Eğitim, Abdullah Gül zamanında anahtar teslimiyle Fettullah Gül'e verildi. Bu da önemli bir tarihtir bundan sonrası için. Bundan sonra eğitimin her alanında yapılan değişiklikler, gizliden yapılan değerler eğitiminin yapılıyor olması, 12 Eylül döneminin hatırlatması olarak din dersinin zorunlu olarak eğitim sistemimizin içine konulmasıydı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yapılanması, rektörlerin tamamen kendi ideolojilerine ait olan insanlardan olması ki: Ahmet Necdet Sezer'i çok eleştiriyorlardı. Sezer döneminde atanmamış rektörlerin çoğu bugün tutuklu veya birçoğu el çektirildi. O dönemde Ahmet Necdet Sezer'in ne kadar doğru ve yerinde işler yaptığını görmek açısından çok önemli. Rektörleri atadılar, Gezici Doçentlik Jürileri kurdular. Şimdi ben üniversite profesörüyüm, 1998 yılında da profesör oldum. Uzun bir süreç. Biz kendi uzmanlık alanımızda bana iki yılda bir doçentlik jürisinde görev gelirken, yeni profesör olmuş cemaat üyesi arkadaşlarım, senede 4-5 kez doçentlik jürilerinde görevlendiriliyordu. Bugün bu gezici jürilerde yer alanların çoğu açığa alındı. Bir kısmı tutuklu ama AKP'nin kendi yarattığı bir canavardı en nihayetinde." Çalınan soruların sadece KPSS soruları olmadığının altını çizen Usluer, ÖSYM'yi ele geçirdiklerini ve kimin nereyi nasıl kazandığının bir cemaatin kontrolü altında verildiğini belirtti. Tek cemaatin Fettullah Gülen Cemaati olmadığını ifade eden Usluer; "Ancak eğitimin Gülen Cemaati'ne anahtar teslimi verdiler. Doçentlik yabancı dil sınavlarını bile parayla özel şirketler tarafından yürüttüler. Bugün doçent ya da profesör olan birçok arkadaşın derinlemesine araştırmalar yapıldığında belki de doçentliğini, profesörlüğünü YÖK ellerinden alacak. Bunların burada da rahat durmayacağını düşünüyorum" dedi.
SIZMADILAR, YERLEŞTİRDİNİZ
17-25 Aralık sürecine de değinen Gaye Usluer, sürecin AKP ve Türkiye için bir milat olduğunu söyleyerek bu sürece kadar birlikte hareket edildiğini hatırlattı. Her işi ortak yaptıklarını ve her şeyin bilinçli olduğunu ifade eden Usluer bir sızma olmadığını belirterek; "Milli Eğitim Bakanı ile görüşmelerimizde 'Sayın hocam her yere sızmışlar' dedi. Ben de dedim ki; 'Sayın bakanım yerleştirdiniz, bunun adını sızma koyarsak doğru bir tanımlama olmaz. Siz yerleştirdiniz. Ben benim arkadaşımın cemaatçi olduğunu biliyordum beni atamadınız ama onu rektör yaptınız. TÜBİTAK'a, YÖK'e siz yerleştirdiniz. Dolayısıyla buna sızma demeyelim, siz yerleştirdiniz adrese teslim. O yüzden de şu anda elinizle koymuş gibi insanları bugün açığa alıyorsunuz. 17-25 Aralık AKP için bir milat. Çünkü kirli çamaşırlar iş ortağı tarafından döküldü. Bundan sonraki süreç, şimdi terör örgütü diyorlar, o dönemde paralele geçmişlerdi. Kendilerini kesişmeyen iki doğruya dönüştürdüler. Ama paralel olmak da çok kötü bir şey değil. Yani değmeden birlikte gidilen bir yoldu. Çünkü bir dönem de öyle gitmek gerekiyordu" diye konuştu. Karşılıklı en kötü şeyin suç ortaklığı olduğunu ifade eden Usluer; "Suç ortakları kolay kolay ayrılamazlar çünkü ellerinde çok fazla bilgi vardır. 4 bakanı Yüce Divan'a gönderemediler, gönderselerdi AKP hükümetinin de sonu olmuş olacaktı. Fettullah Gülen Milli Eğitim'de neler yaptı? Kendine bir rant alanı buldu ve dershanelerle para kazandılar. Bundan iki sene önce Nabi Avcı'nın bakanlığında dershanelere savaş açtılar. Bir rantiye alanı vardı, onu elbirliğiyle kurdular ama onu yok edip cemaati ortadan böyle kaldıralım dediler. Vakıf Üniversitesi açalım dediler. Türkiye'de 1980 sonrası Bilkent ile başlayan bir süreçtir Vakıf Üniversiteleri'nin kurulması. Ama bugün Türkiye'deki Vakıf Üniversiteleri'nin yüzde 80'i AKP iktidarı döneminde kurulmuştur. Bunu da kendilerine ideolojik bir alan olarak açtılar. Onun yanında özel ilkokullar, ortaokullar, liseler hep rant alanları. Hem bir yandan Siyasal İslam'ı empoze edelim hem de buradan bir rant alanı yaratalım amacıyla yeniden bir yapılanma dönemi oluştu" dedi.
TARİHE YAZACAĞIZ
"15 Temmuz sonrasında tüm partiler birleştik ve dedik ki; bu ülke için demokrasi en önemlisidir ve vazgeçilmez olanıdır" diyen Usluer, bir hafta sonra OHAL ile karşılarına gelindiğini belirterek; "Elbette Türkiye için olağan dışı bir süreçti, bir kriz dönemiydi ama güçlü iktidarlar krizleri güçlü yöntemlerle aşarlar. Baskıyla aşma yoluna gitmezler. OHAL esasında sıkıyönetimden çok da farklı bir süreç değil. 1980 darbesinden sonra Türkiye'de 13 ilde OHAL uygulandı. 13 il OHAL'in zararlarını, baskılarını çekti. Biz gazetelerden okuduk, siyaseten gittik yerinde inceleme yaptık ama bugün 81 ili içine alan bir OHAL ilanı söz konusu. Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi olarak hiç fire vermeksizin OHAL'e hayır dedik. Ülkenin bir kriz döneminde olduğunu biliyoruz ama madem biz bir hafta önce el ele verdik, demokrasi dedik, demokrasiye inancımızı haykırdık, o zaman gelin mecliste bu krizden uzlaşarak çözelim dedik. Hayır dediler ve kolayı, yine kontrolü kendilerine alma aracı olarak OHAL ilanını yaptılar" şeklinde konuştu. OHAL'in yasal bir durum olduğunu dile getiren Usluer konuşmasını şöyle sürdürdü; "OHAL'in ilanı için ülkede büyük bir felaket, kontrol edilemeyen bir terör, iç savaş, darbe girişimi olabilir. OHAL sürecinde Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılması da doğaldır. Ancak kanun Hükmünde Kararnameler yasalsa da yasal denetimin, yargı denetiminin dışında değildir. Kanun Hükmünde Kararnamelerin yasal statüye kavuşabilmesi için mutlaka 30 gün içerisinde meclis onayından geçirilmesi gerekir. Yargı denetimine açıktır, çünkü OHAL'de çıkardığınız Kanun Hükmünde Kararnameler OHAL'e yönelik olmalıdır. Yani nedir? Şiddeti, terörü bastırmaya yönelik olmalıdır. Ama devletin içini boşaltmaya, devleti yeniden formatlamaya, devleti yeniden yapılandırmaya Kanun Hükmünde Kararnamelerle kalkarsanız bu da bir darbedir. Biz 15 Temmuz darbe girişimini önledik, önleyen Türk Silahlı Kuvvetleri, bu ülkenin vatandaşları ama önleyen AKP, Cumhurbaşkanı değildir. Ancak ve ancak AKP'yi bu darbe girişiminin sorumluları olarak tarihe yazacağız. Tarih onları 15 Temmuz Darbe girişimi ortamını yaratan sorumlular olarak hatırlayacak. Her ne kadar bugün okulların açıldığı hafta kendi darbe girişimi tarihlerini farklı bir şekilde yazdılarsa da, 30 yıl sonra bu ülke bugünü, geçirdiğimiz günleri bir hainlik dönemi olarak hatırlayacak."
12 EYLÜL İLE KIYASLAYIN
23 Temmuz itibariyle KHK'lar yayınlanmaya başladığını belirten Gaye Usluer, bunlardan sadece birincisinin meclise geldiğini, bütün maddeler üzerinde görüşme yapıldığını ancak oylama yapılmadığını ifade etti. Meclis'in bir anda tatil edildiğini hatırlatan Usluer; "Deyimi yerindeyse bize güle güle dediler. Bizim bilgimiz dışında, istemememize rağmen meclisi tatil ettiler. Neden? Bir gitsinler de rahat rahat çalışalım diye. Yine mecliste bir Darbe Araştırma Komisyonu 1 hafta sonra kurulmasına karşın ve diğer üç siyasi parti üyeleri vermesine karşın, meclisi kapatacakları gün AKP lütfetti, Darbe Araştırma Komisyonu üyelerini verdi ama meclis tatil, komisyon çalışamadı. Önümüzdeki hafta meclis açılacak ama atı alan Üsküdar'ı geçti. En çok zarar askeri alanda, emniyette ve yargıda oldu. Ve en büyüğü bence eğitim alanında oldu. Çünkü bu dört yapı anahtar teslimi Fettullah Gülen Cemaati'ne verilmişti. Polis Okulları, Harp Okulları, Yargı, HSYK'nın yapılanması zaten adaletin artık bir kadın adı olarak aklımıza geldi son derece üzücü, ürkütücü yolumuz adliyeye düşmesin dediğimiz süreçten geçerken. Eğitimde neler oldu? Hiç boş bırakmadılar. İlk, orta eğitim, üniversiteler, özellikle Vakıf Üniversiteleri, askeri okullar, eğitimin tüm alanları nasibini aldı. En büyük hasar öğretmenlere, öğretim üyelerine öğrencilere, idari personele oldu. 12 Eylül'ün vahşi yüzünde toplam ihraç edilen kamu personeli sayısı 4891. Bugünün rakamlarıyla herhalde Fransa'daki OHAL ile Türkiye'deki OHAL'i değil de 12 Eylül darbesiyle, bugün 15 Temmuz'da gerçekleşmeyen bir darbe girişimi sonrasındaki OHAL'i kıyaslamak bence daha önemli" diye konuştu. 668 KHK ile gözaltı süresini 30 güne çıkarıldığına dikkat çeken Usluer; "Hatırlarsınız 12 Eylül'de bu gözaltı süresi 90 gündü. Bu korkunç bir şey. 1 gün bile gözaltında geçecek süre deneyimi olanlar için son derece zor. Üstelik hak ihlallerinin olduğu bir süreçten geçtiğini düşünürsek" dedi.
MÜLAKAT TORPİL DEMEKTİR
Milli Eğitim Bakanlığı'nda darbe girişimi öncesi norm kadroların Doğu, Güneydoğu'da nasıl atama yapılacağı ile ilgili bir yasa tasarısı olduğunu belirten Usluer; "Biz bu tasarıyı komisyonda reddettik. AKP'li milletvekillerinin oylarıyla geçmişti. Yasa olacakken olamadı çünkü darbe oldu. Onu da KHK'ye bağladılar. 4+2 sözleşmeli öğretmenlik modelini bir KHK ile getirdiler. Bu çok önemli bir şey. Hiçbir meslek grubunda 4+2 sözleşmeli diye bir şey yoktur. Milli Eğitim Bakanı marifetmiş gibi '30 bin öğretmen alacağız. Her bir alanda ihtiyaç duyulan öğretmen sayısının 3 katı kadar başvuruda bulunun' diyor. 30 bin öğretmense 90 bin kişi başvuracak. Geçmiş hafta mülakatlar tamamlandı, KPSS sınav sonuçlarına göre bu kişiler sıralanacak ve ardından da Türkiye'nin değişik yerlerinde kurulan mülakat komisyonlarında mülakata alınacaklar. Mülakat demek torpil demektir. Komisyonda 'O zaman görüntülü ve ses kaydı olan mülakat yapın ki; insanlar itiraz edeceklerinde elinizde bir veri olsun. Kayıt yok, ne sordun, ne sormadın belli değil. Daha da fenası 30 bin norm kadronun 5 binini de dershanelerden temel liseye dönen okullardan alacaklarını söylediler. Yani yine yandaşa 5 binlik bir kadro ayırıyorlar. Diyorlar ki; sizi öncelikli olarak Doğu ve Güneydoğu'ya göndereceğiz ama siz derken kaç kişi olacak. Bu kişiler 4 yıl boyunca güvencesiz çalışacaklar. Yani güvencesiz 4 yıllık mecburi hizmet verecekler. 4 yılsonunda 2 yıl daha o bölgede kalmayı kabul ederseniz sizi kadroya alacağız. Yani 6 yıllık bir mecburi hizmetten bahsediyoruz. Hiçbir meslek grubunda olmayan bir durum. Bununla ilgili de Milli Eğitim Bakanı'na önerimiz şu olmuştu: Bir öğretmenlik yasası çıkarın. Bu kadar canının istediğini, canının istediği gibi yontan bir sistem olamaz. Askerlerin, polisin bir kanunu var, öğretmenin de bir yasası olsun ki bilsin. Mezun olduğumda ne gelecek, nasıl bir sistemdir diyebilsin" açıklamasında bulundu.
ÜZERİNE BİR TÜY DİKTİLER
669 sayılı KHK'nın da eğitimi ilgilendirdiğini ifade eden Usluer, bütün Harp Okullarının kapatıldığını belirterek; "Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. Her şeyiyle Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı bir üniversite. Rektörlerin, dekanların atanmasından içi dışı Milli Savunma Bakanlığı'na yani hükümete bağlı yeni bir üniversite. Bir de dediler ki askeri okullara herhangi bir liseden mezun olacaklar girebilecek. Bu ne demek? İmam Hatip Okulları mezunlarına da Askeri Okulların önü açılması demek. Askeri Tıp Fakülteleri kapatıldı biliyorsunuz. Askeri Hastaneler ya da Askeri Hekimler neden önemlidir? Askeri Hekimler aynı zamanda savaş zamanlarına göre de eğitim alırlar. Örneğin ben de hekimim ama onların ayrıca harp zamanındaki hastalık koşullarına, harpteki yaralanmalara göre de bir eğitimi bulunuyor. Askeri hekim olmak bu anlamda önemlidir. Ancak bunu kaldırdılar ve hastanenin ismini de Abdülhamid Hastanesi koyarak üzerine bir tüy diktiler. Belki de Osmanlı'nın sonunu hazırlayan padişahın ismini koyarak Yeni Osmanlıcı AKP'nin aslında kime öykündüğünü görmüş olduk" dedi. 674 sayılı KHK'ya değinen Usluer; "Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı diye bir program var. Bunlar 33A diye bir madde ile istihdam ediliyordu. Mesela Erzincan kadrosunda çocuk, Ankara Siyasi Bilgiler'de yüksek lisansını yapıyor ama maaşını Erzincan'dan alıyor. Doktorasını yapıyor ama dönüp geleceği, mecburi hizmetinin olduğu yer Erzincan'dı. Bir gecede bunları 50D diye boş bir kadroya geçirdiler. Yani bunu programdan çıkardılar. Maaşsız kadrosuz gel lisansüstünü, doktoranı yap, bu süreçte ben sana bir takım sözleşmeli haklar tanırım ama canım sıkıldığında da seninle ilişkimi keserim diyorlar. Bu çocukların sayısına hükümet 11 bin diyor. Ancak ÖYP'li çocuklar bizim sayımız 17 bin diyor" şeklinde konuştu.
HAK GASPI VAR
"Açığa alınan öğretmen sayısı gerçekten çok önemli" diyen Usluer sözlerini şöyle sürdürdü; "Çünkü açığa alınan öğretmen demek öğretmen açığının daha da büyümesi anlamına geliyor. Bu konu içerisinde açığa alınanlarla ilgili değişik rakamlar da var ama ortalama 15 bin öğretmen açığa alındı. 10 gün içerisinde soruşturma yapılması ve en fazla 90 gün içerisinde de bunların soruşturmalarının tamamlanması gerekiyor. Yani ya aklanacaklar ya da ceza süreci başlayacak. Hiçbir işlem yapılmadı ve 2 ay oldu" diye konuştu. Üniversitelerdeki yardımcı doçentlik, öğretim görevlisi gibi sözleşmeli basamaklarla ilgili de orun olduğunu dile getiren Usluer; "Açığa alınan öğretim üyelerinin sözleşme günü gelince sözleşmeleri yenilenmemiş. Bunlar da gizliden ihraç edilen öğretim üyeleri olarak karşımıza çıkıyor. Durum gerçekten giderek vahimleşiyor. İhraç edilen öğretmen sayısı 28 bin civarında. 14 bin öğretmen halen soruşturma altında. Bursa'da 900 öğretmen açığa alınmış. Yine ihraç edilen öğretmen sayısı Bursa'da 1116 kişi olarak görülüyor. En son bayramdan hemen önce bayram hediyesi yaptılar. 11 bin 285 öğretmeni PKK ile ilgili ama FETÖ soruşturması kapsamında açığa aldılar. Bu öğretmenlerin sendikal dağılımına baktığımızda 9 bin 800'ünün KESK yani Eğitim-Sen'li olduğunu görüyoruz. 29 Aralık'ta Eğitim-Sen grubu bir iş bırakma elemi yapmıştı. Bu 11 bin 285 öğretmenin içerisinde 9 bin 800'ü 29 Aralık eylemine katılan öğretmenler. Burada çok ciddi bir hak gaspı var. Benzer bir durum Barış Akademisyenleri. Biliyorsunuz Şiddete Hayır bildirgesine imza atan akademisyenler vardı. Üniversitelerde cemaat bağlantılı öğretim üyeleri halen görevlerine devam ederken, bu akademisyenleri önce açığa aldılar sonra ihraç ettiler" açıklamasında bulundu.
PERİŞAN BİR SÜREÇ YAŞANDI
15 Vakıf Üniversitesi'nin FETÖ ile ilişkili olduğu gerekçesiyle kapatıldığını belirten Usluer, 65bin öğrencinin açıkta kaldığının altını çizdi. Usluer konuşmasını şöyle tamamladı: "2 bin 500 civarında sözleşmeli çalışan öğretim üyesi, 5 bin civarında idari personel var. Tüm bu olaylara baktığınızda 5 milyon kişinin mevcut sorunlardan etkilendiğini görmek gerekiyor. Vakıf Üniversiteleri bir yasayla kuruluyor. Yasa meclise geliyor, önce bakanlar kurulu, komisyonlar. Yani bir yasa dahilinde bunu kuruyorsunuz. 15 üniversiteyi siz kurdunuz. İkizinizle, koalisyon ortağınızla kurdunuz. Terör örgütüne yardım yataklık destek her ne varsa bu kişilerin cezalandırılmasına elbette ki CHP olarak karşı değiliz. Ama Vakıf Üniversiteleri'nin kuruluş yasasında şöyle bir madde var: Kurulan Vakıf Üniversitesi her hangi bir nedenle kapatılırsa veya eğitime devam edemez duruma gelirse her bir Vakıf Üniversitesi için bir garantör üniversite belirlenir. Türkiye'deki Vakıf Üniversitelerinin garantör üniversitelerle ilişkisine baktığımızda her Vakıf Üniversitesi'ne düşen 1 garantör üniversite var. Bu üniversiteler kapatıldığında YÖK hemen açıklama yaptı. Çünkü aileler 'bizim çocuklarımız ne olacak' dedi. YÖK 'rahat olun çocuklar garantör üniversitelerde okuyacak, yasa öyle diyor' dedi. Her ne ise AKP bunu istemedi ve YÖK kararını değiştirdi. YÖK dedi ki bu çocuklar o yıl aldıkları puana göre yeni bir yerleştirme sistemine tabii tutulacaklar. Ondan sonrası perişan bir süreç yaşandı. Bu çocuklara bir de hak olarak dediler ki bir okula yerleştirileceksiniz ama isterseniz ailenizin olduğu yerde de bu okullara kayıt olmak şartıyla öğrenci olabilirsiniz. Bu da kötü bir yol değil. Fakat 65 bin öğrencinin en az 10 katı sorunu var. Aynı programın hiçbir üniversitede olmadığı bir durum var. YÖK bu durumu kaldıramaz durumda. Bu işin tek sorumlusu AKP. Kendi canavarını yarattı, kendi canavarıyla mücadele verirken hepimizi bu sisteme dahil etti."
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2016.09.28 16:57