Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Kadın Kolları Başkanı Fatma Birinç, Kurban Bayramı'nın birinci günü bindiği belediye otobüsünde saldırıya uğrayan Ayşegül Terzi ile ilgili İl Başkanlığında basın toplantısı düzenledi.
Fatma Birinç, yaşanan olayın mevcut hükümetin kadını ikinci sınıf bir yurttaş gibi gören anlayışından cesaret alınarak gerçekleştiğini belirterek; "Ayşegül Terzi, mevcut hükümetin, kadını ikinci sınıf gören söylemlerinden ve uygulamalarından cesaret alarak, kadına şiddetin doğal ve meşru olduğunu düşünen zihniyetin, son kurbanlarından biridir" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Kadın Kolları Başkanı Fatma Birinç, Kurban Bayramı'nın birinci günü, bindiği belediye otobüsünde, şort giydiği için, sözlü ve fiziksel saldırıya uğrayan Ayşegül Terzi ile ilgili İl Başkanlığında basın toplantısı düzenledi. Bursa Milletvekilleri Orhan Sarıbal, Erkan Aydın ve Ceyhun İrgil ile İlçe Kadın Kolları Başkanları ve yöneticilerinin de katıldığı toplantıda konuşan CHP Bursa Kadın Kolları Başkanı Fatma Birinç, yaşanan olayın mevcut hükümetin kadını ikinci sınıf bir yurttaş gibi gören anlayışından cesaret alınarak gerçekleştiğini belirtti. Bayramın birinci günü, bindiği belediye otobüsünde, şort giydiği için Ayşegül Terzi'ye yapılan, sözlü ve fiziksel saldırıyı kınadıklarını ifade eden Fatma Birinç; "Ayşegül Terzi, mevcut hükümetin, kadını ikinci sınıf gören söylemlerinden ve uygulamalarından cesaret alarak, kadına şiddetin doğal ve meşru olduğunu düşünen zihniyetin, son kurbanlarından biridir. Görüldüğü gibi toplumda başkalarının yaşam tarzına sistemli bir şekilde tahammül edemeyen bir yaklaşım var. Hayatımızın her alanına damgasını vuran, yaşam alanlarımızı daraltan otoriter zihniyet, toplumun demokratikleşemediği, hukukun sağlanamadığı bu ortamda, şiddetin yapısallaşmasının örneklerini her gün ayrı yerde, farklı biçimde kendini göstermektedir. Kadını her alanda esir alan bu anlayış, bu kez, otobüsün içinde kendini göstermiştir" dedi.
MÜCADELEMİZ SÜRECEK
14 yıllık mevcut zihniyetin, kadının özgürleşmesinin önünde en büyük engel olduğunu belirten Fatma Birinç; "Cumhuriyet Halk Partili kadınlar olarak, laiklik, çağdaşlık, demokrasi bizim vazgeçilmezimizdir. Biz inançların ve fikir özgürlüklerinin siyasete alet edilmesine karşıyız. Biz Atatürk devrimlerinin uygulayıcısı ve savunucusu kadınlar olarak, kadın-erkek eşitliği temelinde mücadelemizi sürdürmeye, başı örtülü veya açık siyasi görüşü ve etnik kimliği her ne olursa olsun tüm kadınlarımızın haklarını, sonuna kadar aramaya kararlıyız. Kadınların toplumda, eşit ve özgür bireyler olarak yaşamalarının önündeki her türlü engel, bizim mücadele alanımız olacaktır" diye konuştu. "Ayşegül'e atılan tekme laikliğe, özgürlüğe, insan haklarına atılan tekmedir" diyen Birinç sözlerini şöyle sürdürdü; "Bu örnekte görüldüğü gibi bu tutum fiziksel bir saldırıya dönüştüğünde basit bir yaralama gibi değerlendiriliyor. Yaşam tarzının korunması konusunda ise mevzuat yeterince açık değil, uygulama ise kesinlikle o yönde değil. Ama asıl sorun hukuk düzeninin neyi koruyup, neyi korumadığı ile ilgili. Gerçekten bugün Türkiye'deki hukuk düzeninin, azınlığın hayat tarzını çoğunluğun baskısına karşı korumak gibi bir derdi var mı? Eğer böyle bir dertleri varsa, hayat tarzı nedeniyle yapılan saldırıları nefret suçu olarak değerlendirip, daha güçlü yaptırımlara tabii tutarlar. Adalet önünde, hak arama yolunda Ayşegül ve Ayşegüller asla yalnız değilsiniz. Biz kadın erkek eşitliğinin, laik, çağdaş ve demokratik bir toplumun en temel belirleyici unsuru olduğuna inanmaya ve mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Genel Başkanımız, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylediği gibi, "Kadın Gülerse, Toplum Güler" Kadınlar için özgürlük ve adalet Cumhuriyet Halk Partisi ile gelecek."
ERKAN AYDIN: ASLA GEÇİT VEREMEYİZ
CHP Bursa Kadın Kolları Başkanı Fatma Brinç'in ardından söz alan Bursa Milletvekili Erkan Aydın, ülkenin 2016 yılında getirildiği noktanın medeniyetten çok uzak olduğunun altını çizdi. "Bu olay, ileri demokrasi getireceğiz diyerek, gerçekten hem AB hedeflerinden, hem muasır medeniyet hedeflerinden ne kadar uzaklaştığımızın da en büyük kanıtlarından biri" diyen Aydın; "Kamuya açık bir alanda her türlü insan haklarına, özgürlüklerine aykırı bir şekilde, bir kadına bu hareketin yapılması gerçekten kabul edilemez" dedi. Adaletin önce bu işi ört bas etmeye çalışması, daha sonra kamuoyu baskısına dayanamayarak tutuklama kararı vermesinin düşündürücü bir durum olduğunu ifade eden Aydın; "Ama bizler buradayız, Cumhuriyet kadınları burada, Atatürk'ün kadınları burada. Biz bu ülkeyi yolda geçerken bulmadık. Dünyada Avrupa'da kadına seçme-seçilme hakkını veren ilk ülkeyiz. Kadın haklarının ileri taşınmasında önderimiz Mustafa Kemal Atatürk her türlü ilericiliği yapmışken, bugün bu gerici davranışa da yine bizler dur diyeceğiz" şeklinde konuştu. Kamuoyunun ve toplumun dikkatinin bu konudan uzaklaşmasını engelleyerek, her türlü ortamda mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizen Aydın sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer bu konularda sessiz kalırsak, tepkimizi göstermezsek, bize olmadı bize dokunmayan yılan bin yaşasın dersek, emin olun ki o yılan gelir bir gün hepimizi sokar. Hepimizin özgürlüğüne, hepimizin insan haklarına, demokrasiye verdiği zarara hepimize bir pay düşer. O yüzden bunlara asla ve asla geçit veremeyiz. Türkiye cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için bu tür davranışların artık yaşanmadığı bir ülke olmak zorundadır. Bunlardan kurtulmamız gerekiyor. Ama siz eğitimi, kadına bakış açısını, insanların ahlakını, kültürünü bu denli yozlaştırdığınızda ortaya çıkacak ülke, bayram günü yaşanan bu hadisedir. Ne ekerseniz, onu biçersiniz olayının özetidir. O yüzden bu ülkenin değerlerine, kadınına, Cumhuriyeti'ne, Atatürk, ilkelerine sahip çıkmakta hepimizin görevidir."
ORHAN SARIBAL: KADIN, ÖNCE İNSANDIR
PM Üyesi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal yaşanan olayı bir sonuç olarak gördüklerini, bir kader olarak değerlendirmediklerini belirtti. Sarıbal, Cumhurbaşkanı'nın kadının toplumdaki yerini belirleme noktasına geldiğini ifade ederek; "Kadının kaç kez doğuracağını, toplumdaki yerinin ne olacağını, kendi kafasındaki kadın tiplemesine göre yani cinsiyetçi, ırkçı, mezhepçi bir anlayışı toplumun egemen kısmına yayarsa, toplumun bütününe yayarsa sonuçta böyle bir şey çıkar. Yani namus kavramını sadece cinsiyete dayatmış, cinsiyete indirgemiş, oysa içindeki beyne bakmayan bir grup güruhla uğraşıyoruz. Uğraşmaya da devam ediyoruz. Bunu bir de bitmiş hukukla ilişkilendirirseniz, bitmiş adaletle ilişkilendirirseniz, onun yanına bir de tek adamlık iktidar meselesini yan yana koyarsanız ne yazık ki bu yaşadıklarımız ne ilk ne de son olacak. İşte yaşadığımız bunca meselenin sadece bir parçası" dedi. "Biz kadına şöyle bakıyoruz; kadın insandır önce" diyen Sarıbal; "Erkeğin ne kadar yaşam hakkı, sosyal alanda bulunma hakkı, iş alanında bulunma hakkı varsa kadının da en az o kadar vardır. Ama ne yazık ki çalışma hayatına, sosyal hayata bakın kadın sadece siyasal iktidarın özellikle Cumhurbaşkanı'nın kendi isteği üzerine eve hapsedilmiş olması gerekiyor. Evden dışarı çıkarsa da ayaklarına kadar da her yerini örtmesi gerekiyor. Yani sadece bir yaşam tarzı üzerinden ayrıştırma. Biz biliyoruz zaten bu siyasal iktidar genelde bunu yapmak istiyor. Bu ayrıştırmacı yapıyı da kadın üzerinde dört alanda kullanıyor; bir yaşam tarzı, iki giyinme, üç yaşam alanları, iş alanları üzerinden, dört eğitim" açıklamasında bulundu.
ÇOK AÇIK BİR CİNSİYETÇİLİK VAR
Çocuk gelinler meselesinin ülkeye yerleştirilmiş olduğunu belirten Sarıbal, 21. yüzyılda Türkiye'nin çocuk gelinlerin en yüksek olduğu ülke olduğunu vurgulayarak; "Çok açık, çok net bir cinsiyetçilik var. Nereden yapıyor? Yukarıdan aşağıya yapıyor. Nasıl yapıyor? Saraydan itibaren kadına kendi eşinden başlayarak şekillendirme üzerinden yapıyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bu nedenle yapılacak tek şey var; önce kadınlar sonra biz erkekler hep birlikte önce insanlık mücadelesi vereceğiz, sonra kadınlık mücadelesi vereceğiz. Çünkü kadına yapıyor da erkeğe yapmıyor mu? İş alanlarında yapmıyor mu? Çevrede yapmıyor mu? Adaletin her boyutunda yaşamın her alanında yapmıyor mu? yapıyor. Bunu yaparken de topluma da hep bu mesajı veriyor. Topluma da kendi yandaşlarına da bu mesajı veriyor. Niye yapıyor bunu? Günlük yaşamı ört bas etmek için. İşsizliği, yoksulluğu, adaletsizliği ülkede yaşanan bütün travmaları kapatmak için yapıyor ve yaptırıyor" şeklinde konuştu. "Ben kadın hakkını önce insanlık hakkı olarak değerlendiriyorum" diyen Sarıbal sözlerini şöyle tamamladı: "Kadına yapılan bütün saldırıları aslında insana yapılmış olarak görüyoruz. Şu hataya da düşmeyelim, sadece cezai müeyyidelerle bu işi geçiştirmeyelim. Tutuklanma ve ceza alma sadece sonucu idare etme meselesidir. Sesimizi yükseltip, kadının insan olduğunu, bu ülkedeki en az erkekler kadar haklara sahip olduğunu açık bir şekilde ortaya koymamız lazım. Çünkü erkeklerin varlığı kadındandır. Kadın olmasa ne erkek olacaktır, ne de kadın olacaktır. En azından bunu kutsamamız ve sahip çıkmamız gerekiyor. Bu siyasal iktidar ve Cumhurbaşkanı yaşadığımız bu travmaların temel sorumlusudur. Bir an önce bu ülkenin başından gitmeleri lazım. Bunun için de bizim birlikte çalışmamamız lazım."
CEYHUN İRGİL: TOLERANS GÖSTERİLMEMELİ
Bir toplumun kalitesini kadınların kalitesinin belirlediğini ifade eden Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, toplumun temel kalite unsurlarından biri kadına gösterdiği tavır ve kadına gösterdiği değer olduğunu belirtti. Türk toplumunda, özellikle iktidarın son 14 yıllık tutumundan dolayı giderek kadını hayattan çekme, kadını kapatma tutumu sergilendiğinin altını çizen İrgil; "Kapatmayla başörtüsünü kastetmiyorum. Kadını hayatta kapatma, kadını sadece ev kadını ve çocuk doğurma, anne olarak gören bir zihniyetten dolayı giderek kadına olan saygının ve kadına olan nezaketin azaldığını görüyoruz. Bu, balık baştan kokar ilkesiyle iktidarın hem hükümet, hem de diğer yöneticilerin genel tavırları toplumun altına yansıyor. Yani imam ne yaparsa cemaat onu hatta daha fazlasını yapıyor" dedi. "Türkiye'de kadınlara saygının sadece lafta, sözde değil gerçekten eşitlikçi ve saygı üzerine bir temelde yürümesi lazım" diyen İrgil; "Biz Türkiye'de kadına saygı deyince tek bir klişeleşmiş laf duyuyoruz; 'Cennet annelerin ayakları altındadır.' Oysa Türkiye'de benim gördüğüm sadece kadınlar erkeklerin ayaklarının altında. Biz kadınları ayakların altında değil, başımızın üstünde ya da yan yana, birlikte, ne önümüzde ne arkamızda, omuz omuza yürüyebileceğimiz eşit bireyler olarak görmeliyiz. Kadını erkeğin bir parçası, kadını erkeğin tamamlayıcısı olarak görmek doğru değil. Kadını sadece anne olarak görmek de doğru değil. Zaten bu ülkede kadın olmak yeterince zor. Bu ülkede kadın olmak başlı başına bir sorun, başlı başına bir dert. O yüzden kadın konusunda pozitif ayrımcılığa devam edilmelidir ve kadına şiddet konusunda en ufak bir tolerans gösterilmemelidir. Kadına şiddet konusunda tutuklama kararlarının artık meclise bir an önce gelmesi ve meclisten geçmesi gerekmektedir" açıklamasında bulundu.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2016.09.20 16:28