Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı son dönemde aldığı sonuçlarla futbolda hüsran yaşayan taraftarlarını sevindiriyor. Peki iki takım arasında nasıl bir fark var ve bu noktaya nasıl gelindi? İşte cevapları...
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, son şampiyon Real Madrid'i 3-0'la saf dışı bırakarak Euroleague Dörtlü Finali'nde mücadele etmeye hak kazandı. Futbol takımnda ise işler iyi gitmiyor. İşte madde madde iki şube arasındaki uçurumun nedenleri:
İtalyan farkı!
Türkiye'de sportif direktörlük kavramı yeterince önemsenmiyor. Halbuki Avrupa'da uzun soluklu başarılar kazanmış kulüplerin teknik direktörleri değişse de sportif direktörlerinin sabit kaldığını ve kulübün geleceğinin inşa edenlerin bu kişiler olduğunu görüyoruz.
Fenerbahçe sezon başında bu yönde bir adım attı ve İtalyan Giuliano Terraneo ile anlaştı. Robin van Persie, Nani, Simon Kjaer gibi transferlerde etkin rol oynayan Terraneo, Ekim 2015 itibariyle ise pasifize edilirken geçen ay da görevine son verildi. Terraneo'nun bu transferlerden çıkar elde ettiği konuşuluyor. Yani takımın menfaatinden çok kendi menfaatini düşündü ve takımın transfer politikasını kendisine göre düzenledi.
Basketbol takımına baktığımızda ise geçen sezon başında genel menajerlik pozisyonu için İtalyan Maurizio Gherardini ile anlaşıldığını görüyoruz. Benetton Treviso'yu Avrupa'nın önemli ekollerinden biri haline getiren ve NBA takımlarında görev alan İtalyan, Fenerbahçe'nin kurduğu kadronun da en büyük mimarlarından birisi. Jan Vesely, Ekpe Udoh, Bogdan Bogdanovic, Luigi Datome, Kostas Sloukas, Pero Antic, Nikola Kalinic gibi isimlerin seçiminde ve transferlerinde başrol oynayan Gherardini, Fenerbahçe'deki başarının gizli mimarlarından.
Liderlik ve karizma farkı!
Bir tarafta kariyerinde 8 Euroleague kazanmış Obradovic, diğer tarafta Portekiz ve Yunanistan Liglerini kazanmış Vitor Pereira.
Aslında iki takımın maçlarında yedek kulübesini takip ettiğinizde iki antrenörün sinirli yapıları hemen dikkat çekiyor. Obradovic sürekli olarak oyuncularını azarlayan bir antrenör. Öyle ki saha içinde biri hata yaptığında kenara dönüp aynı mevkide oynayan diğer oyuncusuna azarı basıyor. Ama oyuncular onun nasıl bir kariyere sahip olduğunun bilincinde ve bu yüzden onun azarlamaları onlar için kafaya takılacak şeyler değil. Aksine oyuncular bunun sayesinde daha iyi verim vermeye başlıyorlar.
Pereira'nın agresif tavırlar takınması ise takıma yarardan çok zarar veriyor. Özellikle rakip takım oyuncuları ve hakemlerle girdiği sert diyalogların takımda ters etki yaptığı çok açık. Oyuncular onun kariyerinin Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünüyor ve onun sözlerine uymak yerine kendi bildiklerini yapmayı tercih ediyorlar.
Futbol takımı Obradovic bulamaz mı?
Türkiye Basketbol Ligi, İspanya ve Rusya ile birlikte Avrupa'nın en iyi ligi konumunda. Bu sayede dünyaca ünlü oyuncu ve antrenörler ekonomik olarak iyi para harcayan Türk takımlarını tercih edebiliyorlar.
Futbolda ise durum farklı. Süper Lig bütçe ve kalite olarak Premier League, La Liga ve Bundesliga gibi liglerin oldukça gerisinde. Durum böyle olunca en üst düzey antrenör ve futbolcuların Türkiye'ye gelme olasılıkları oldukça azalıyor. Yani Obradovic'in muadili Mourinho'nun Türkiye'de çalışma olasılığı yok denecek kadar az.
Obradovic proaktif, Pereira reaktif!
Obradovic oyun felsefesini rakibe kabul ettiren bir antrenör. Çok geriye gitmeye gerek yok, Sırp koç Real Madrid ile oynanan ilk mücadelede takımını 5 kısa oynatarak karşı tarafta şok etkisi yarattı. Real Madrid koçu Laso hemen buna bir çözüm üretmeye çalıştı. Obradovic, tekrar uzunla oynamaya başladı, Real Madrid önlem aldı. Obradovic kendi oyun planını rakibine kabul ettiriyor ve takımına bir kimlik oluşturuyor.
Pereira ise bunun tam tersi. Tüm sezon boyunca ona yapılan en büyük eleştiri "Rakipleri analiz etmekten, onlara önlem almaktan kendi oyun planını hazırlayamadı" idi. Pereira hiçbir zaman etken olamadı, hep edilgen kaldı.
Şu anda Fenerbahçe futbol takımı ile basketbol takımı arasındaki en büyük fark takım kimliği. Fenerbahçe Basketbol Takımı'nı izleyenler kendilerini nasıl bir maç beklediğini biliyor. Futbol takımı için ise aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Kriz yönetme becerisi!
Sezon başında Van Persie, sezon ortası Nani ve şimdi de Caner Erkin. Fenerbahçe sezon başından bu yana çeşitli krizlerle mücadele etmek zorunda kaldı ve bu durum çoğunlukla futbolun önüne geçti. Pereira yaşadığı hiçbir krizde tavrını kesin bir şekilde ortaya koyamadı. Kriz fırsata çevrilemedi.
Basketbol takımında ise farklı bir durum söz konusu. Takımın genç oyuncularından Ömer Faruk Yurtseven kulüpten habersiz bir şekilde Amerika'ya gidince Obradovic küplere binmiş ve oyuncusuna ağır eleştiriler getirmişti. Onu önce affetti sonra tekrar kadro dışı bıraktı. Üstüne takımın az sayıdaki uzunundan Jan Vesely sakatlandı. Elde sadece Udoh ve Antic kalmıştı. Taraftarların aklında soru işaretleri oluşurken Obradovic çoktan bu durumun nasıl üstesinden geleceğini planladı ve Real Madrid'i parkeden sildi.
Vesely'nin sakatlığı sezon başından bu yana verim vermeyen Kalinic'e yararken futbol takımındaki Van Persie krizinin ardından hem Hollandalı hem de Fernandao formdan düştü. Aradaki fark gayet açık.
İki başlı - Tek vücut!
Futbol takımında yabancılar ile yerlilerin arasının iyi olmadığı uzun süredir konuşuluyor. Gökhan Gönül'ün Galatasaray maçı sonrası yaptığı "Herkes kendine dikkat etsin" açıklaması, Gökhan-Diego gerginliği ve son olarak da Van Persie'nin gol sevincinde Pereira'ya koşması (Türklere mesaj olarak algılandı) gibi olaylar takım kimyasının iyi olmadığının göstergeleri.
Basketbol takımı ise iyice kenetlenmiş durumda. Datome dünkü Real Madrid galibiyetinin ardından, sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Jan Vesely'ye seslenerek, "Senin için oynadık Jan. Seni bekliyoruz" dedi. Her durumda birbirlerine destek olan oyuncular, Vesely gibi bir ismin yokluğunu aratmadılar ve Real Madrid'i onsuz rahat bir şekilde elemeyi başardılar.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Spor, 2016.04.20 16:02