TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Güney Marmara Şubesi, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin 25'inci yıl dönümüne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
MAHMUT VURAL - YUSUF OSMAN İMAN / BURSADA BUGÜN
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Güney Marmara Şubesi, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin 25'inci yıl dönümünü anmak için basın açıklamasını Bursa Akademik Odalar Birliği'nde(BAOB) yerleşkesinde gerçekleştirildi.
Yapılan açıklamaya JMO Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız ve çok sayıda oda üyesi katıldı.
JMO Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız'ın konuşmasından satır başları şöyle;
17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen Marmara Depremi'nin üzerinden 25 yıl geçti. Bu büyük felaket, ülkemizin deprem gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmesine neden olmuş ve binlerce vatandaşımızı kaybetmemize, yüzbinlerce insanımızın evsiz kalmasına yol açmıştır.
"DİRENÇLİ BİR TOPLUM OLUŞTURMAK EN TEMEL SORUMLULUĞUMUZDUR"
Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, bu acı olayın yıldönümünde bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, Türkiye'nin deprem kuşağında yer aldığı gerçeği asla unutulmamalıdır. Depremler, jeolojik yapımızın bir sonucu olarak her an karşımıza çıkabilecek ve mevcut durumuz itibari ile de maalesef ülkemizde AFET'e dönüşebilecek doğa olaylarıdır. Bu nedenle, depreme karşı bilinçli, hazırlıklı ve dirençli bir toplum oluşturmak, en temel sorumluluğumuzdur.
17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03:02'de Gölcük merkezli meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki deprem, Kocaeli, Sakarya, Düzce, İstanbul, Yalova ve Bolu illerimizde resmi rakamlara göre 18.373 kişinin yaşamını yitirmesine, yaklaşık 50.000 kişinin yaralanmasına, 375.000 konut ve işyerinin yıkılması veya hasar görmesine neden olmuştur. Bu büyük felaketin üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına rağmen ülkemizde yeterli tedbirlerin alınmaması nedeniyle sadece depremler değil çok sayıda doğa kaynaklı afet her yıl yüzlerce yurttaşımızın can kaybına, milyarlarca lira ekonomik kayıplara neden olmaya devam etmektedir.
"AFET, ACİL DURUM VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI KURULMALIDIR"
Risk azaltma odaklı ve bütünleşik bir afet yönetim sisteminin kurumsal yapılanması yeniden düzenlenmeli; tüm afet hizmetleri için dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, acilen "Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı" kurulmalıdır.
39 yıl önce, yürürlüğe giren ve "Amaç" başlığı altında dahi afet güvenliğini göz ardı etmiş olan 3194 sayılı İmar Kanunu günümüz şehircilik, planlama, yapı üretim ve denetim hizmet ihtiyaçlarına yanıt veremez ve ulusal afet mevzuatıyla kopuk bir durumdadır. İmar yasasının BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer alan "İnsan Odaklı Dirençli Kentler" yaratılmasına hizmet edecek, afet mevzuatı ile uyumlu, mevcut planlama sürecindeki karmaşayı giderecek şekilde yeni bir "İmar Kanunu" hazırlanmalıdır.
Yıkılan veya hasar gören binalarımız üzerinde yapılan incelemelerde, bina yıkımlarının dört ana temel nedenden kaynaklandığı bilinmektedir. Bunlar;
1-Binanın oturduğu zeminin niteliğinden kaynaklanan sorunlar,
2-Binanın taşıyıcı sisteminden kaynaklanan sorunlar,
3-Binada kullanılan malzeme ve işçilikten kaynaklanan sorunlar,
4-Yapı üretim süreçlerinin denetiminden/denetimsizliğinden kaynaklanan sorunlar,
şeklinde sıralanabilir. Yukarıda belirtilen sorunların çözümü için yapı risklerinin yönetimini esas alan müstakil bir "Yapı Üretim ve Denetim Kanunu"na ihtiyaç olduğu açıktır. Bu durum "2004 yılında toplanan "Deprem Şurasının" sonuçlarından biri olup, böylece yapı üretimini ve işletimini ilgilendiren tüm hususların bütüncül bir yaklaşımla ele alınması önerilmiştir. Yapılacak yeni düzenleme ile imar ve afet mevzuatıyla uyumlu, afet risklerini azaltmaya odaklanan yeni bir yapı üretim ve denetim sistemi oluşturulmalıdır. Böylece planlama ve yer seçiminden başlamak üzere zemin ve temel etüdü, güçlendirme/iyileştirme, projelendirme, yapıda kullanılan malzeme ve işçilik ile denetim süreçleri yeniden tanımlanmalıdır. Bu sistemde yapı denetimi; kamusal denetimi esas alan bir anlayışla, zemin ve temel etütlerinin yerinde denetimini de esas alacak bir biçimde inşa süreçlerinin her aşamasında etkin bir şekilde işletilmelidir.
"DÖNÜŞÜM YAKLAŞIMLARI BENİMSENMELİDİR"
Jeolojik açıdan riskli alanlar dışında yerinde dönüşümü benimsemeli, yapı stoğu jeolojik riskleri ve nüfus yoğunluğu da göz önünde bulundurularak ''En Riskli Bölge'den'' başlanmalı ve muhakkak alternatif yaşam alanları oluşturularak bindirmeli-geçişli olarak yapılmalıdır. Parsel ve/veya bina bazlı dönüşüm yerine, insanı odağına alan, "Alan veya Ada Bazlı Dönüşüm" modellerinin oluşturulmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı; altyapısı, sosyal donatısı, doğal çevre ile bütünleşik, dönüşüm yaklaşımları benimsenmelidir.
"RİSK AZALTMA ÖNLEMLERİ BİRLİKTE UYGULANMALIDIR"
Deprem öncesi alınması gereken önlemler, sadece binaların depreme dayanıklı inşası ile sınırlı kalmamalı; aynı zamanda Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere ülkemizdeki tüm illerin 1/1000 ölçekli Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Etütleri hızla tamamlanmalı; bu etütlerin sonuçlarına göre Bütünleşik Afet Yönetimini esas alan, bütün doğal tehlikeleri göz önüne alan "Master Planlar" hazırlanarak afet güvenliğinin gerektirdiği imar plan revizyonları ve diğer risk azaltma önlemleri birlikte uygulanmalıdır.
"GERÇEKTEN UNUTMADIK MI?"
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak hemen hemen her ağızdan duymaya alıştığımız ''17 Ağustos'u Unutmadık'' söylemi yerine başta Bursa Valisi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ve İlçe Belediye Başkanlarımız olmak üzere ilgili ve sorumlu tüm kurumlar ile vatandaşlarımıza şu soruyu yöneltiyoruz;
''Gerçekten de Unutmadık mı?''
Bursa Bölge, 2024.08.16 11:41