Prof. Dr. Celalettin Yanık

FSM Bulvarından Sosyal Medyaya Savrulmak

27 Temmuz 2026 Pazartesi, 22:29

Son zamanlarda birçoğumuzun tartıştığı o malum mesele,hepimizin telefon ekranlarından taşıp sofralarımıza, çay sohbetlerimize kadar sızıyor. Sosyal medyafenomenlerinin paylaşımları, bu paylaşımların ardından kopan fırtına, öfke, şaşkınlık ve koca bir sorumsuzluk düşüncesi ile yükselen bir dalga. Çoğu kişi, haklı olarak,sosyal medya fenomenlerinin paylaşımlarını bir "ahlak çöküntüsü" veya "yozlaşma" parantezine alıp kestirip atıyor.

Açıkçası iş gerçekten bu kadar basit mi? Bir genç kızı veya erkeği dijital bir meydana çekip taşlayınca sosyolojik yaralarımız kapanıyor mu?

Gelin, bize çok uzakmış gibi görünen bu dijital krizi alıp tam da kendi mahallemize, Bursa'nın göbeğine bırakalım. Özlüce'nin o ışıl ışıl kafelerinden birine oturun mesela. Ya da akşamüstü Fatih Sultan Mehmet Bulvarı'nda şöyle bir yürüyün. Masalarda oturan, ellerinden telefon düşmeyen, sürekli bir "görünme" ve "onaylanma" telaşı içindeki o gençlere iyi bakın. Aslında o sosyal medya fenomenlerinin ekrandaki savrulması, Bursa'nın tam da kalbinde, kendi çocuklarımızın yaşadığı o devasa kimlik sıkışmasının bilfiil kendisini oluşturuyor.

Ama hikâyenin asıl karanlık, asıl mide bulandırıcı tarafını es geçiyoruz.

Sosyal medyada açılan canlı yayınlarda, ekrandaki kişi sınırları aştıkça, tuhaf hareketler yaptıkça ekrana yağan o dijital gülleri, aslanları, jetonları düşünün. İnsanlar, bedavaya izledikleri bir yayına, üstelik "ahlakımızı bozuyor" diye şikâyet ettikleri birine neden cebindeki gerçek parayı gönderir?

Çünkü o parayı aslında o açılan canlı yayına vermiyorlar. O parayı, kendi ezilmiş, görünmez olmuş egolarını beş saniyeliğine tatmin etmek için veriyorlar.

Gerçek hayatta belki de kimsenin yüzüne bakmadığı, evde ya da işyerinde sözü geçmeyen, yapayalnız bir kişiyitahayyül edin. O yayına girip yüz liralık bir "jeton" attığı anda mucizevi bir şey oluyor. Ekranda kendi adı kocaman parlıyor ve o binlerce kişinin izlediği fenomen dönüp "Teşekkürler..., kesene bereket!" diyor. O sıradan kişi, hayatında ilk defa dijital bir arenada "kural koyucu" veya "ağa" rolünü satın alıyor.

Sistem insan haysiyetini atari salonlarındaki bir "jetonlu oyuncağa" çevirdi, farkında mısınız? Parayı atıyorsunuz, isminiz okunuyor. Daha çok para atıyorsunuz, karşınızdaki kişi sizin için çığlık atıyor, şekilden şekle giriyor. Kendi hayatında yıkamadığı tabuları, ekrandaki tanımadığı birine para atarak, bir nevi "taşeron isyanla" yıktırıyor insanlar. Devasa bir yalnızlığın ve hastalıklı bir sahte yakınlık arayışının tablosu bu.

Görünen o ki sosyal medya adı verilen mecrada çok acımasız bir paradoks var.

İnsanlar normal şartlarda kendi mahremi ile ilgili olanı muhafaza etme, bir başkasından veya başkalarından uzak tutma yolunu seçmiştir. Bu, açıkçası, bir nevi "görünmez olmanın" ve kendi içine dönmenin kalkanıydı. Fakat öyle bir çağda yaşıyor hale geldik ki, var olmanın tek kuralı "görünür olmak" haline geldi. Hele ki Bursa'da bugün gençler, bu iki devasa fay hattı arasında eziliyor.

Evde, ailenin yanında eski mahallerinin hayat tarzını ifade eden o ağırbaşlı, suskun sükuneti bekleniyor onlardan. Ama kapıdan, daha doğrusu "ekrandan" içeri girdiklerinde Silikon Vadisi'nin o vahşi kuralı işlemeye başlıyor: Dikkat çek, daha çok tıkla, sınırları zorla, ne pahasına olursa olsun görünür ol!

Bugünün dünyasında bir dijital arena var ve o arenada ne kadar çok taşlanırsanız ne kadar çok tepki çekerseniz o kadar "trend" oluyorsunuz. Utancın bile paraya tahvil edildiği, şöhrete dönüştüğü bir çağ bu. Hatta sosyal medyada canlı yayınlara yaptığınız her bir para, sembol ve jeton paylaşımı bir şeye hükmetme, onu kendisine aracı etme haline dönüştü.

Bizler Bursa'nın sorunlarına eğilirken dijital kapitalizmin, yalnızlaşmış kitlelerin cebindeki üç beş kuruşluk "jetonlarla" koca bir geleneği sessizce yeniden yazmasına odaklanmamız da gerekiyor.

O yüzden o sosyal medya fenomenlerinin videolarına bakıp sadece öfkelenmek, işin en konforlu kısmı. Asıl zor olan, o dijital gülleri fırlatan, başkasının mahremiyetini satın alarak kendi zavallılığını unutmaya çalışan o devasa, sessiz kalabalıkla yüzleşmek.

Yazarın Diğer Yazıları

Acemler'de yeni emeğin yalnızlığı
20 Temmuz 2026 Pazartesi, 13:42

Tüm Yazılar