Sosyal medyada sonsuz akış tuzağı

Teknoloji, 2026.10.10 12:22

Sosyal medya platformları, günümüzde kullanıcıları 'sonsuz akış' döngüsüne hapsederek dijital bir tuzağa dönüştü. Uzmanlar, günceli kaçırma korkusuyla (FOMO) tetiklenen bu sorunlu kullanımın, bireyler üzerinde depresyon, kaygı ve stres gibi ciddi psikolojik etkiler bıraktığına dikkat çekiyor.

Sosyal medyada sonsuz akış tuzağı

İnsanların bir dönem erişmek için kafelere gittiği internet, geçmişte kolayca ulaşılamayan pek çok bilginin bir arada sunulduğu ve verilerin fiziksel yöntemlere kıyasla daha kolay kaydedilebildiği sanal bir ortamdı.

Bu niteliklerinin yanı sıra uzaktaki yakın arkadaşlarla iletişime ve önceden tanışıklığı olmayan kişilerin birbirini tanımasına imkan sağlayan internet, birbirinden haberi olmayan bazen onlarca, bazen de yüzlerce kişinin aynı bilgisayar oyununa katılmasına olanak tanıyordu.

2000'lerin başında birçok kişi bu olanaklara ayda veya haftada sadece 1-2 saat gittiği internet kafede erişiyor ve bu işletmeyi terk ettiği anda sanal dünyayı arkasında bırakıyordu.

Yaklaşık 10 yıl sonra toplumun önemli bir kesiminin evinde bilgisayar ve internet bağlantısına erişebilmesi, sanal ortamdaki sosyal ağlara katılmayı bir "dışarı etkinliği" olmaktan çıkararak evden erişilebilir hale getirdi.

Sosyal medyanın henüz "filizlendiği" bu yıllarda, internet hala günün belli bir vaktinde ve evin belli bir bölümünde erişilebilir konumdaydı. Henüz günlük yaşantının "vazgeçilmez" bir parçası haline gelmeyen Facebook, Instagram ve Twitter (X) gibi sosyal medya platformlarında paylaşımdan ziyade iletişim merkeze alınıyordu.

X ve Facebook üzerinden metin paylaşma kısmında hala yer alan "Neler oluyor?" ve "Ne düşünüyorsun?" ibareleri o döneme hakim olan iletişim temelli sosyal medya anlayışından kalan izler olarak değerlendirilebilir.

"Nerede, ne yapıyorum?" akımı

Kullanıcılar ne düşündüklerini ve çevrelerinde neler olup bittiğini paylaşmayı sürdürürken, sosyal medyada artık baskın olan eğilim "nereye gidildiği" ve "ne yapıldığı" üzerine kurulu.

Sanal dünyada olan biteni kaçırmaktan çekindiği için bu akımın parçası haline gelen genç ve yaşlıların edindikleri ve yaptıklarını sürekli bildirmeleri "yeni normal" haline geldi.

Platformların kullanıcıları aktif tutmak için düzenli şekilde bildirim göndermesi, yenilen yemekten satın alınan kıyafete, yapılan tatilden içinde bulunulan ortama kadar her anın paylaşıldığı bir akımın sürdürülmesini amaçlıyor.

Leeds Üniversitesi Medya ve İletişim Fakültesinde görev yapan Öğretim Görevlisi Ludmila Lupinacci, yaptığı yazılı değerlendirmede, kullanıcıların sosyal medyayı ilişki ağlarını güçlendirmek, kendini ifade etmek ve kimlik inşa etmek için kullandığı konusunda yaygın bir görüş bulunduğuna işaret ederken, bunun duraksamadan ve filtresiz paylaşım dürtüsüne yol açmadığını söyledi.

Sosyal medya paylaşımlarının düşünmeden yapılmadığını, aksine bir karar alma sürecinin ardından gerçekleştirildiğini belirten Lupinacci, kullanıcıların "çevrim içi karakterleri" üzerinde düşünmeye ve bunları şekillendirmeye yatkın olduğunu vurguladı.

Lupinacci, sosyal medya kullanıcılarının toplum karşısında görünür olmaya artık daha az odaklandığını belirterek, herkese açık paylaşımların yerini büyük ölçüde özel ve gündelik iletişim biçimlerine bıraktığını ortaya koyan çalışmalar bulunduğuna dikkati çekti.

Kapalı dünyada sürekli akış, sonsuz kaydırma

Her sosyal medya platformunun kendine özgü iş modeli ve özellikleri olduğunu belirten Lupinacci, şu ifadeleri kullandı:

"Genel manada, sosyal medya platformlarının arayüz ve sunumları geçirilen vakit ve etkileşimi en üst seviyeye çıkaracak şekilde tasarlanıyor. Mesela, insanları bildirimler yoluyla platforma geri getirmek ve platformda dolaşırken onları içeride tutacak şekilde optimize ediliyorlar. Sonsuz kaydırma belki bunun en başlıca örneğidir. Buradaki fikir, kullanıcının bireysel gönderileri tüketmesi değil, içerik akışına dalmış hissetmesidir."

Lupinacci, sosyal medya platformlarının stratejilerine işaret ederek, "Bu sebepten ötürü birçok platform, tarihsel olarak kullanıcıların gönderi paylaşırken harici sayfaların bağlantılarını kullanmasını zorlaştırıyor. Çünkü kitlenizi mümkün olduğunca orada tutmak istersiniz. Böyle bir ortamda, insanlar, sırf 'akışın' ve sohbetin bir parçası olmak istedikleri ya da o an trend olan akımlara katılarak içeriklerinin görünürlüğünü ve erişimini artırmayı hedefledikleri için anında paylaşım yapma ihtiyacı duyabilirler." değerlendirmesinde bulundu.

Reaksiyon, beğeni, paylaşım, görüntüleme ve yorum alma odaklı optimizasyon yaklaşımına dikkati çeken Lupinacci, platformların öneri sistemlerinin polemik oluşturan, tartışmalı ya da aşırı tepkiler çeken içerikleri öne çıkarabileceğini kaydetti.

Şirketler, kullanıcıları istatistik verileri olarak görüyor

Sosyal medya şirketlerinin para kazanma yolunda insanları bir "kullanıcıya", dolayısıyla da üzerinden gelir elde edeceği öznelere dönüştürmesi dikkati çekiyor.

"Beğeni" ve "paylaşım", şirketlerin ekonomik değere dönüştürdüğü ve platformlar aracılığıyla sürekli büyüttüğü etkileşim biçimleri haline geldi.

Kişisel beğenilerini sosyal medya platformu üzerinden sunan kullanıcılar, şirketler için istatistik verilerine dönüşüyor. Bir paylaşımı yapan ve beğenen insanın şahsi değerinin yerini "milyonlarca" izlenmenin oluşturduğu suni mutluluk alıyor.

"Günceli kaçırırım" endişesi ve sosyal medya kullanımı bağlantılı

Giderek büyüyen bu sistemin beslendiği en dikkat çekici duygu ise günceli kaçırma korkusu olarak tanımlanan "FOMO" ve kaygı.

ABD Toledo Üniversitesi Psikoloji Profesörü Dr. Jon D. Elhai ve meslektaşlarının yayımladığı araştırma yazısında, sorunlu sosyal medya kullanımı depresyon, endişe ve stresle bağdaştırılıyor.

Araştırmada, akademisyenlerin "başkalarının, kişinin kendisinin dahil olmadığı tatmin edici deneyimler yaşıyor olabileceğine dair yaygın bir endişe" ve "başkalarının neler yaptığıyla ilgili sürekli bağlantıda kalma arzusu" olarak tanımladıkları FOMO'ya yüksek derecede sahip olan kişilerin akıllı telefon ve sosyal medya kullanımına yönelerek korkularını hafiflettiğine işaret ediliyor.

Farklı cinsiyetlere ve etnik kökenlere mensup, 18-25 yaş arasındaki üniversite öğrencilerinin katıldığı araştırmada, başkalarının sosyal deneyimlerini kaçırmama isteğinin temelini oluşturduğu bu korkunun, sorunlu sosyal medya kullanımını etkilediği belirtiliyor.

Kaynak: AA

Teknoloji, 2026.10.10 12:22