İstanbul'da 1800 yıllık tarihi kapı! Hala kullanılmaya devam ediyor

Yaşam, 2026.10.10 11:19

İstanbul'un Haliç kıyısında bulunan Cibalikapı, yaklaşık 1800 yıllık geçmişiyle kentin Roma döneminden Cumhuriyet'e uzanan tarihine tanıklık ediyor. Yüzyıllar boyunca limanla mahalleler arasında geçiş sağlayan tarihi kapı, Osmanlı dönemindeki denizcilik faaliyetlerinden İstanbul'un büyük yangınlarına kadar pek çok olayın izlerini taşıyor. İstanbul'daki birçok tarihi kapı zamanla işlevini yitirirken Cibalikapı'nın günümüzde de kullanılması, yapıyı kentin yaşayan tarih miraslarından biri haline getiriyor.

İstanbul'da 1800 yıllık tarihi kapı! Hala kullanılmaya devam ediyor

Anadolu Ajansının "Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" dosyasının beşinci bölümünde ele alınan Cibalikapı'nın hikâyesi, Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanıyor. Haliç kıyısındaki deniz surlarının bir parçası olan kapı, geçmişte kent içindeki yaşam ile deniz ulaşımı arasındaki bağlantıyı sağlayan önemli noktalardan biri olarak kullanıldı.

Cibalikapı'nın geçmişi Roma dönemine uzanıyor

Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı'nın aktardığı bilgilere göre, Haliç kıyısındaki deniz surları Roma İmparatoru Septimius Severus döneminde, 2. yüzyılda inşa edildi. Cibalikapı da bu savunma hattının geçiş noktalarından biri olarak tarih sahnesine çıktı.

Kara surlarındaki savunma kapılarından farklı bir işlevi bulunan yapı, Haliç kıyısındaki limanlara ulaşımı kolaylaştırıyordu. Bölgeyi çevreleyen zincir nedeniyle kapının tek katlı biçimde düzenlendiği belirtilirken denizle kent arasındaki ulaşımın da bu tür geçiş noktaları üzerinden sağlandığı ifade ediliyor.

Saygılı, kapının Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde çeşitli onarımlardan geçtiğini belirterek yapının yaklaşık 1800 yıllık geçmişine dikkat çekiyor.

Cebe Ali adı nereden geliyor?

Cibalikapı'nın adı, İstanbul'un fethine ilişkin anlatılarla da bağlantılı. Kapının yakınında bulunan türbe, Osmanlı döneminde bölgenin Cebe Ali adıyla anılmasıyla ilişkilendiriliyor.

Rivayetlere göre Bursa Subaşısı Cebe Ali, İstanbul'un fethi sırasında askerleriyle birlikte kente ilk giren isimler arasında yer aldı. Ancak bölgenin adıyla ilgili farklı anlatılar da bulunuyor.

Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda aktardığı hikâyelerden birinde, Mısır'dan gelen Cübbe Ali adlı bir evliyanın 300 dervişiyle Haliç'i geçerek İstanbul'a ulaştığı anlatılıyor. Bu tür menkıbeler, Osmanlı'nın son dönemlerinde halk arasında yaygınlık kazanırken kapı da tarihsel kayıtlarda Cebe Ali Kapısı adıyla anılmayı sürdürdü.

Osmanlı tersaneleri semtin ekonomik hayatını şekillendirdi

Cibalikapı çevresindeki yaşam, Osmanlı döneminde de denizcilik faaliyetleriyle iç içe gelişti. Haliç'in karşı kıyısında faaliyet gösteren Tersane-i Amire, bölgenin ekonomik yapısında belirleyici rol oynadı.

Gemilerin bakım ve onarımında kullanılan kalafatçılık ile zift kaplama gibi işlerin yapıldığı atölyeler, dükkânlar ve iş yerleri semtin gündelik hayatının bir parçasıydı. Liman bağlantısı sayesinde deniz ticaretiyle ilişkisini sürdüren bölge, aynı zamanda yoğun bir çalışma alanına dönüştü.

Ancak deniz kenarındaki konumu, rüzgâra açık olması, ahşap yapıların yaygınlığı ve ateş kullanılan iş kolları, semti büyük yangınlara karşı savunmasız hale getirdi.

1633 Cibali yangını İstanbul tarihine geçti

Cibalikapı'nın geçmişindeki en çarpıcı olaylardan biri, 1633 yılında meydana gelen büyük yangın oldu. Üç gün sürdüğü aktarılan yangının, semtteki yapılara ve bölge halkına büyük zarar verdiği belirtiliyor.

Sanat tarihçisi Yasin Saygılı, yangının bir kahvehanede tütün kullanımı nedeniyle çıktığına ilişkin anlatıların bulunduğunu aktarıyor. Yangının İstanbul'un geniş bir bölümünü etkilediği ifade edilirken olayın ardından Sultan IV. Murad döneminde tütün kullanımına yönelik yasakların getirildiği de tarihsel anlatılarda yer alıyor.

Bölgenin tütünle ilişkisi ise yüzyıllar sonra farklı bir boyut kazandı. Saygılı'nın verdiği bilgiye göre, bugün Kadir Has Üniversitesinin bulunduğu alanda 1884 yılında bir tütün fabrikası kuruldu. Böylece tütün yasağıyla anılan bir tarihsel dönemin ardından aynı bölgede tütün üretimi yapan bir tesisin açılması, semtin geçmişindeki dikkat çekici bağlantılardan biri olarak öne çıktı.

Cibali Karakolu kültür ve sanat hayatında da yer buldu

Cibalikapı çevresindeki tarih yalnızca savunma, denizcilik ve yangınlarla sınırlı kalmadı. Bölge, ilerleyen yıllarda İstanbul'un kültür ve edebiyat hayatında da iz bıraktı.

Kapının yakınındaki Cibali Karakolu, özellikle tiyatro sahnelerinde tanınan bir isim haline geldi. Fransız bir tiyatro oyunundan uyarlanan "Cibali Karakolu", 1950'li yıllardan sonra Darülbedayi ve Şehir Tiyatroları sahnelerinde oynanarak geniş kitlelere ulaştı.

Bu yönüyle Cibali adı, tarihi yapılar ve semt yaşamının yanı sıra İstanbul'un sahne sanatları hafızasında da kendine yer edindi.

İstanbul'da hâlâ kullanılan tarihi kapılardan biri

İstanbul, antik çağlardan Bizans ve Osmanlı dönemlerine kadar dünyanın önemli büyük şehirlerinden biri olarak çok sayıda sur kapısına sahipti. Zaman içerisinde bu kapıların bir bölümü kapatıldı, bazıları örtüldü, bazıları ise kent yaşamındaki işlevini kaybetti.

Cibalikapı ise yaklaşık 1800 yıllık geçmişine rağmen varlığını sürdüren ve kullanılmaya devam eden tarihi geçiş noktalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Yasin Saygılı, kapının yalnızca fiziksel bir geçiş alanı olmadığını, aynı zamanda ticari, sosyal ve gündelik yaşamın da parçası olduğunu vurguluyor. Roma döneminden günümüze uzanan yapı, İstanbul'un değişen kent dokusu içinde geçmişle bugünü birbirine bağlayan tarihî bir iz olarak öne çıkıyor.

Kaynak: AA

Yaşam, 2026.10.10 11:19