Faylarda kalan enerji için dikkat çeken uyarı: 1717 ve 1835 depremleri mercek altında
Güncel, 2026.10.10 08:11Kayseri'nin deprem geçmişine ilişkin tarihi kayıtlar, bilim insanlarının gündeminde. Deprem bilimci Prof. Dr. Hüsnü Serdar Akyüz, kentte büyük yıkıma yol açan 1717 ve 1835 depremlerinin ardından faylarda biriken enerjinin ne kadarının boşaldığının henüz net olarak bilinmediğini söyledi. Akyüz, geçmiş depremlerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiğini vurguladı.
TMMOB Kayseri İl Koordinasyon Kurulu tarafından Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu'nda düzenlenen Kayseri Deprem Paneli'nde, bölgenin deprem tehlikesi ve tarihi depremler ele alındı. Panelde konuşan Prof. Dr. Hüsnü Serdar Akyüz, Kayseri'de geçmişte yaşanan depremlere ilişkin kayıtları değerlendirirken özellikle 1717 ve 1835 yıllarında meydana gelen sarsıntılara dikkat çekti.
1717 depreminde binlerce kişinin hayatını kaybettiği aktarılıyor
Kayseri'nin köklü bir yerleşim geçmişine sahip olduğunu ve kentteki tarihi yapıların geçmiş depremlere ilişkin izler taşıdığını belirten Akyüz, bazı camilerin farklı dönemlerde meydana gelen sarsıntılardan etkilendiğini söyledi.
Ulu Cami ve Gülük Camii'nin 1205 yılındaki depremden etkilendiğinin aktarıldığını belirten Akyüz, söz konusu sarsıntının hangi faydan kaynaklandığının kesin olarak tespit edilemediğini ifade etti. Gülük Camii'nin ise 1335 yılında yaşanan depremde kısmen yıkıldığı ve daha sonra onarıldığı kaydedildi.
Akyüz'ün değerlendirmesinde öne çıkan depremlerden biri de 1717 yılında meydana gelen sarsıntı oldu. Tarihi kaynaklarda can kaybına ilişkin farklı rakamlar bulunduğunu belirten Akyüz, bazı kayıtlarda 5 bin, bazılarında ise 8 bin kişinin hayatını kaybettiğinin yazıldığını aktardı.
Dönemin anlatımlarında Erkilet Fayı'nın kırıldığına yönelik ifadelerin yer aldığını söyleyen Akyüz, Molu, Erkilet, Kızık, Saraycık ve Mancusun gibi yerleşimlerde ağır hasar meydana geldiğine ilişkin kayıtlar bulunduğunu belirtti.
1835 depreminde can kaybı 600 ile 1064 arasında
Kayseri'yi etkileyen bir diğer büyük deprem, 13 Ağustos 1835 tarihinde meydana geldi. Akyüz, bu depremde de çok sayıda yapının zarar gördüğünü ve tarihi kaynaklarda can kaybının 600 ile 1064 arasında değişen rakamlarla aktarıldığını söyledi.
Ancak bu iki büyük depremin bilimsel açıdan hâlâ yanıt bekleyen soruları bulunduğunu belirten Akyüz, depremlerin büyüklükleri ve fayların ne ölçüde kırıldığı konusunda kesin bilgilere ulaşılamadığına dikkat çekti.
Tarihi belgelerde yüzey kırığına ilişkin açık bir kaydın bulunmamasının önemli bir belirsizlik oluşturduğunu ifade eden Akyüz, dönemin anlatımlarında Erciyes Dağı'ndan kaya bloklarının düştüğü ve gökyüzünü dumanların kapladığı gibi tasvirlerin yer aldığını aktardı.
Akyüz, yüzey kırığına ilişkin net bir bilgi bulunmamasının, depremlerin fay üzerindeki etkisinin kesin biçimde ortaya konulmasını güçleştirdiğini dile getirdi.

"Faylardaki enerjinin ne kadarının boşaldığı bilinmiyor"
Panelin en dikkat çekici başlıklarından biri, 1717 ve 1835 depremlerinin ardından faylarda kalan enerji oldu. Prof. Dr. Hüsnü Serdar Akyüz, söz konusu depremlerde fayların ne kadarının kırıldığının ve biriken enerjinin ne ölçüde boşaldığının henüz kesin olarak belirlenemediğini söyledi.
Bu soruların yanıtlanabilmesi için geçmiş depremlerin ayrıntılı biçimde araştırılması gerektiğini vurgulayan Akyüz, tarihi kayıtların bilimsel verilerle birlikte değerlendirilmesinin önemine işaret etti.
Akyüz'ün açıklamaları, Kayseri ve çevresindeki fayların geçmişteki hareketlerinin daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini ortaya koydu. Bununla birlikte, tarihi depremlere ilişkin belirsizliklerin tek başına yakın zamanda deprem yaşanacağı anlamına gelmediği; risk değerlendirmelerinin bilimsel verilerle yapılması gerektiği de önem taşıyor.
Orta Anadolu'daki faylar daha yavaş hareket ediyor
Kayseri çevresindeki Erciyes ve Erkilet faylarının Orta Anadolu Fay Zonu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Akyüz, bu bölgedeki fayların Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fayları kadar hızlı hareket etmediğini ifade etti.
Akyüz, Orta Anadolu Fay Zonu'ndaki yıllık hareketin yaklaşık 1 milimetre civarında olduğunu, bunun Kuzey Anadolu Fayı'nın hareket hızının yaklaşık 20'de biri düzeyinde bulunduğunu söyledi. Bu nedenle bölgede sık aralıklarla deprem beklenmediğini belirten Akyüz, yine de geçmişte meydana gelen sarsıntıların bilimsel açıdan incelenmesinin gerekli olduğunu kaydetti.
Fayların hangi aralıklarla kırıldığının belirlenmesi, bölgenin deprem geçmişinin anlaşılması bakımından önem taşıyor. Bu kapsamda depremlerin tekrarlanma aralıklarının düzenli, düzensiz veya yarı düzenli olup olmadığının araştırılması gerektiği ifade edildi.
"Herkes deprem uzmanı oldu" uyarısı
Bilimsel dayanağı bulunmayan deprem tahminlerine karşı da uyarıda bulunan Akyüz, bir depremin olası büyüklüğü ve zamanı hakkında değerlendirme yapılabilmesi için bilimsel verilerin ortaya konulması gerektiğini söyledi.
Depremlerin kronolojik özellikleri, tekrarlanma aralıkları ve olası tetiklenme mekanizmalarının incelenmeden yapılan tahminlerin bilgi kirliliğine yol açabileceğini belirten Akyüz, günümüzde birçok kişinin farklı bölgeler için bilimsel temeli olmayan öngörüler paylaştığını ifade etti.
"Depremle değil, kırılganlıkla mücadele etmeliyiz"
TMMOB Kayseri İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri ve Makina Mühendisleri Odası Kayseri Şube Başkanı Süleyman Varol da Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu ve Kayseri'nin de bu gerçeklikten ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.
Deprem olmadan önce risklerin belirlenmesi, bilimsel verilerin ortaya konulması ve çözüm yollarının geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Varol, 6 Şubat 2023 depremlerinin yapı güvenliği ve afet hazırlığı açısından önemli dersler içerdiğini söyledi.
Varol, bir depremin yıkıcı sonuçlarını belirleyen unsurlar arasında zemin koşulları, yapı kalitesi, mühendislik hizmetleri, yapı denetimi, kent planlaması, altyapı ve afet hazırlığının bulunduğuna dikkat çekti. Depremin doğal bir olay olduğunu belirten Varol, asıl hedefin şehirlerin ve yapıların deprem karşısındaki kırılganlığını azaltmak olması gerektiğini ifade etti.
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun da faylarda biriken enerjinin zaman içinde deprem hareketleriyle açığa çıkabildiğini belirterek bilimsel çalışmaların ve dirençli şehirler oluşturmanın önemini dile getirdi. Altun, yapıların güvenliğinin yalnızca bina tasarımıyla sınırlı olmadığını, zemin koşullarının ve mevcut yapı stokunun da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Panelde, Kayseri'nin deprem geçmişinin araştırılması ve gelecekteki risklere karşı bilimsel temelli önlemler geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.
Güncel, 2026.10.10 08:11