Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'fon' açıklaması: Kimsenin hakkını yedirmeyiz
Güncel, 2026.10.01 14:30Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'nin yeni yasama yılı açılışında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında fon piyasasında yaşanan gelişmelere de değinen Erdoğan, sürecin ilgili kurallar çerçevesinde yürütüldüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'de 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Programı'nda Genel Kurul'a hitap etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Aziz milletim, sayın başkan, değerleri milletvekilleri TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılını kutluyor; sizleri sevgiyle selamlıyorum. Yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlerin şahsında mensubu ve hizmetkarı olmakta şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine en doğusundan en batısına cennet vatanımızın 7 bölgesinde 81 ilinde 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma buradan selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum.
Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum. Evel emirde bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını mütakip dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletimizin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere bugüne kadar bu yüce çatı altında milletimize layıkıyla hizmet edip darı bekaya irtihal eden milletvekillerimizi rahmetle yad ediyorum. Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kast edenlerin, milletin iradesini gasp edenlerin dar ağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatih'in Rüştü Zorlu'ya bugün bir kez daha Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Yine burada bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar bekaya irtihal etmiş olanlara Yüce Mevla'dan rahmet ediyoruz.
"2 KEZ GAZİLİKLE MÜŞERREF OLAN TEK MECLİS"
Sözlerimin hemen başında şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu meclis milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı milli mücadeleyi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile yüce meclis çalışmasını sürdürmüş milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur.
Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz milletimize hizmet etmektir. Hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmakla mükellefiz. İktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde samimi ve istikrarlı biçimde bizler hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attı.
"MİLLETİMİZE VERDİĞİMİZ SÖZÜ TUTTUK"
6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıl geçti. Yeniden 11 ilimizi ayağa kaldırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü tuttuk, asrın inşaasını tamamladık. Bölgemizdeki savaş ve krizlere rağmen Türiye'yi kalkındırmayı sürdürdük.
Toplam 445 bin konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde iki buçuk büyüdü.
"FON SORUNUN ÜSTESİNDEN GELİYORUZ"
Fon piyasasında ortaya çıkan sorunun üstesinden geliyoruz. Kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi inşallah çözeceğiz. Bu konunun toplumsal barışa karşı bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım. Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bakınız günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında yapay kutuplaşma yer alıyor. Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim. Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir. Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir.
Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir.
Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak, siyasetin; farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır.
Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dâhilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.
"YIKIM PROJELERİNİN KONTROLÜ, EMPERYALİST-SİYONİST İTTİFAKINDA"
Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum... Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda, yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin "yumuşak karnına" dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler, içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir. Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise "emperyalist-siyonist ittifakı" bulunmaktadır.
Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki, şu gerçeği görebiliyor: Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde, siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.
İç dinamikler bellidir; tarih içinde, asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak, demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz; sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik.
"TÜRK MİLLETİNİN ARTIK KAYBETMEYE TAHAMMÜLÜ YOKTUR"
Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren, ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak, operasyonların hedefi haline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken, biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere, birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik.
Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında, her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir.
Açıktır ki millet kaybederken, milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken, kazanan Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim... Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.
Değerli milletvekilleri... Bu mücadelede en büyük görev milletin temsilcileri olarak bizlere, yani, siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu "cephe siyasetinin" raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir "yıpratma savaşına" dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır.
Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya, kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz... Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, "mutabakat içinde rekabeti" esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hâkim kılacağız.
Eğer Türkiye, yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa... Eğer Türkiye, önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse... Bu paradigma değişimini, hep beraber, vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kast etmiyoruz. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır.
Her siyasi parti, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, "Türkiye merkezli siyaset" icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna "iç cephenin tahkim edilmesi" diyoruz. Biz, buna "Büyük Türkiye Mutabakatı" diyoruz.
"TERÖR BİTME NOKTASINA GELDİ"
Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş, hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içerde yaşanan tartışmalar, Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır. Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.
Çerçeve Yasa'nın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken; hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye'nin hasımlarını da üzmüş; onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.
"DARBE ANAYASALARI..."
Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum... Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, "anayasa"yı "ama yasak" lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir.
Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdî temeli olamamış; ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. -Hasılı; siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür.
"EN KAPSAMLI DEĞİŞİKLİKLER BİZİM DÖNEMİZDE YAPILDI"
-Değerli milletvekilleri, Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkâr edilemez. Toplum hayatının ihtiyaçları, zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kılmıştır. Gururla ifade etmek isterim ki, en kapsamlı değişiklikler de bizim dönemimizde yapıldı. Bununla birlikte, demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı.
Üstelik, bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi; köklü değişikliklerle yapısal kusurlarından geniş ölçüde arındırılan mevcut anayasamızın, hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır.
YENİ ANAYASA MESAJI
Şurası büyük tenakuzdur: 12 Eylül'ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır. Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır, ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir.
Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgâhı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.
Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir. Bu Meclis, Türkiye'nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir. Bilhassa "huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el" ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, önyargıları tuz buz etmiştir. Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz; bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.
Ayrıntılar geliyor...
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Güncel, 2026.10.01 14:30