Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı 'Salı Söyleşileri'ne Çankaya Belediyesi Eski Başkanı ve TMMOB Eski Genel Başkanı Bülent Tanık ile Başladı. İl Başkanlığı binasında gerçekleşen söyleşide konuşan Bülent Tanık; "Yığınların anlık davranışlarını demokrasi diye adlandırmak ve oy çokluğuyla her istediğini yapıyor olmak, asla demokrasi değildir. 'Seçildim, ben her istediğimi yaparım' demek asla kimsenin haddine değildir" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı 'Salı Söyleşileri'ne Çankaya Belediyesi Eski Başkanı ve TMMOB Eski Genel Başkanı Bülent Tanık ile 'Demokrasi' gündeminde başladı. İl Başkanlığı binasında gerçekleşen söyleşide konuşan İl Başkanı Şadi Özdemir; Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman yeni şeyler katmaya, yeni çalışma alışkanlıkları kazandırmaya çalıştıklarını ifade etti. "Burada amacımız hem gündemi birlikte paylaşmak hem de nitelikli parti grubu oluşturmak" diyen Şadi Özdemir; "Bunlardan birisi de salı etkinlikleri adında ortaya çıkardığımız organizasyondur. Her ayın ikinci ve dördüncü salısında bu organizasyonu gerçekleştireceğiz" dedi. Gündemle ilgili değerlendirmede bulunan Özdemir; "Son günlerde Suriye mültecilerine vatandaşlık hakkı verilmesiyle ilgili konu Parti kamuoyunda ve toplumda çok fazla tartışılıyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı olarak mülteci durumuna düşmüş her kişiye sahip çıkmanın bir insanlık görevi olduğuna inanıyoruz. Ancak bu mülteci meselesi kendi iç dinamiğimizi de bozmamalı. Biz yine Suriye'de barışa yönelik siyasete dönmeliyiz ve oranın kendi iç dinamikleri içinde barışını sağlayıp bu insanların anavatanlarında sağlıklı yaşamasını, oraya geri dönmelerini sağlamalıyız. Çünkü her insan kendi vatanında yaşamayı tercih eder. Devletin siyasetini barışa çevirmesi gerekiyor. Barışık bir Suriye lazım" diye konuştu.
"PLANLI ÇALIŞMALIYIZ"
Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklamasını dinlerken şaşırdığını ifade eden Özdemir; "Atatürk Havalimanı'na ve Sabiha Gökçen Havalimanı'na kaç uçak indiğiyle ilgili bir ölçümleme yaptı ve sayıları söyledi. Ve; "Biz büyük devletiz, o yüzden bizim ülkemize çok uçak iniyor" dedi. Büyük devletlik öyle olmaz. Büyük devlet, üretimiyle, sanayisiyle, yaptığın dış ticaretle, buluşlarıyla, senin ürettiğini dünyanın kullanmasıyla, eşit ve adil gelir dağılımıyla ölçülür. Senin yarattığın Türkiye'nin sonucu ortadadır. AKP geldikten sonra yarattıkları toplum şudur: Boşanmalar yüzde 37, fuhuş yüzde 790, adam öldürme 261, cinsel taciz yüzde 449, çocuklara cinsel istismar yüzde 434, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678 artmıştır. AKP'nin yarattığı Türkiye çok daha kötü bir Türkiye'dir. Düşmanlaştırılmış, ötekileştirilmiş bir Türkiye'dir. Bir an önce AKP'nin yönetiminden Türkiye'nin kurtulması gerekiyor. O yüzden de sizlere, bizlere düşen daha fazla ve planlı çalışmaktır" açıklamasında bulundu.
"TİYATRO OYUNUNA DÖNÜŞTÜ"
İl Başkanı Şadi Özdemir'in ardından söz alan Çankaya Belediyesi Eski Başkanı ve TMMOB Eski Genel Başkanı Bülent Tanık, partililerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İnsanın olduğu yerde karanlığı aydınlığa çıkaracak mutlaka bir şeylerin, umudun olduğunu ifade eden Tanık; "Sizlerin katılımıyla hep beraber Türkiye'nin gidişatına dur diyecek bir heyecan yaratmak, olanı sorgulamak, kendimizi gözden geçirmek, anlayışımızı değerlendirmek için bir aradayız. İl Başkanlığımızı özellikle kutluyorum. Çünkü düzenli olarak politika tartışmak ve siyaset, ülke, dünya, kendi coğrafyamız üzerine düşünmek sadece kendi başımıza değil örgütle yapılacak bir iştir. Demokrasinin ana unsurlarından ikisinden birisi bilinçtir, diğeri örgüttür" dedi. "Ülkemizin gidişatında dünyanın gidişatından pek de farklı olmayan bir konum yaşandığını düşünüyorum" diyen Tanık; "Dünyada son 20-30 yıldır çeşitli düşünürler liberal demokrasinin ya da demokrasinin sıkıntı yaşadığını ve bu temsili demokrasinin gerçek bir tiyatro oyununa dönüştüğü konusunda yığınların çok daha yaygın bir kanaate ulaştığını düşünüyorlar. Gelinen noktayı post demokrasi olarak tanımlıyorlar. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Bir şeyin postunu yaşadığımız doğrudur. Postu yani sonrası, yaşanmakta olan insanlığın 2600 yıllık fikri ve ideali olan demokrasinin yerine son birkaç yüzyıldır yaşanmakta olan göstermelik demokrasi, burjuva demokrasisi ve liberal demokrasi, onun yozlaştırılmış ve yalan bazlı kurgusu üzerine oturmuş siyasi partiler ve seçim düzenine indirgenmiş bir demokrasi anlayışıdır. Bu anlayışın çökmüş olduğu aslında herkes tarafından kabul edilecek bir şey. 'En kötü demokrasi bile demokrasi olmayan yönetimlerden daha iyidir' görüşüne sahip birisi olarak, demokrasinin halklar nezdinde yaşamakta olduğu itibar kaybını doğru teşhis etmek istiyorum" diye konuştu.
"ÖZ ELEŞTİRİ YAPMALIYIZ"
"Biz şu topluluk olarak Türkiye için karar aldığımızda bu kararın bir öncül niteliği vardır ancak bu kararı demokratik bir katılımla alınmış olduğunu iddia edemeyiz" diyen Tanık sözlerini şöyle sürdürdü; "Türkiye için bir kararı almak adına yeterli çoğunluğu sağlasak bile yeterli olmayabilir. Diyelim ki biz Çernobil santralinin kopyasını yapmak istiyoruz. Bizim yaptığımız santral sadece Türkiye coğrafyasını ilgilendirmez, yan komşuları da ilgilendirir. Doğrudan demokrasinin katılımla ilgili bir sorunu var. Katılım da ilgili çevrelerin tamamının katılamadığı durumlarda onların haklarını ve çıkarlarını kimin temsil edeceği ile ilgili bir sorunun çözülmesi gerekiyor." 7 Haziran 2016 seçimlerinde 'hayır' oyu verenlerin yüzdesinin %60'ın üzerinde olduğunu ifade eden Tanık; "7 Haziran seçimleri Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık konusunun bir bakıma referandumu ise, %60'ı hayır olan bir oylamadır. Ama bunun arkasından iktidarın el değiştirmesiyle ilgili süreçte halkımıza cesaret ve güven veren seçilmiş siyasi temsilciler eliyle yönetilmesi, seçilmişlerin sandıkla gelip gitmelerine dönük inancın önemli ölçüde darbe yediğini ifade etmek yanlış olmaz. Bu konuda kitlelerin 7 Haziran'dan 1 Kasım' a kadar olan süreç içerisinde yaşadıklarıyla, 1 Kasım sonrasında yaşananlarla birlikte iktidarın sandıkla değişmesi olasılığına ve bugün ki siyasal yapıların bu işi değiştirme gücüne ilişkin inancına ciddi bir darbe vurulduğunu, bunun zayıflatıldığını teslim etmek gerektiğini düşünüyorum. Burada öz eleştiri yapmak gerekirse yapacağız. Halkımız; demokrasi isteğini, bir başkanlık diktatöryası, bir monarşik baskıcı rejim, hukuk kurumunun olmadığı, devletin zor ve şiddet uygulama gücünü denetleyecek mekanizmaların, bağımsız yargının çok ciddi zedelendiği bir ortamın demokrasiye izin vermeyeceği bir sürece razı olmak istemediğini 7 Haziran'da göstermiştir. Ama bunun elde kalmasını, devam etmesini sağlayacak öncülükleri yapma konusunda siyasi partilerimizin kendilerini gözden geçirmeleri kaçınılmaz bir durumdur. Bizim halkımıza yeniden hem demokrasiye inancı hem de siyasi partiler seçilmiş mekanizmalar ve seçilmiş bir parlamento ile ülkeyi yönetmenin en iyi, en barışçıl, en güvenilir yöntem olduğunu söylemek durumundayız" şeklinde konuştu.
"HATIRLATMAK DURUMUNDAYIZ"
"Önümüze sunulan kötü bir argüman var" diyen Tanık; "Nazi döneminde Almanya'da otobanlar dünyanın en hızlı ve gelişkin biçimiyle inşaa edildiler. Ne kadar insan kanının olduğunu göz ardı ederseniz bir baskı rejiminin, bir diktatörlük rejiminin bazıları için refah anlamına gelecek şeyleri üretirken bazıları için ne büyük felaketler anlamına geldiğini göz ardı edersiniz. O zaman ilerleme adına söylenen şeyin inandırıcılığı toplumun bütününde yoktur" dedi. 2.Dünya savaşından sonra dünyada birtakım yeni düzenlemeler yapıldığını belirten Tanık, farklı ülke lider ve temsilcilerinin Amerika'da bir araya gelerek, bütün dünya ülkelerini ilgilendiren bir anlaşma yaptıklarını ifade ederek; "1945 sonrası dünyasının yönetimini oluşturacak dünya örgütlerini kurmaya çalıştılar. Uluslararası Para Fonu Dünya Bankası Birleşmiş Milletler, Avrupa Kömür Ve Çelik Birliği, Dünya Ticaret Örgütü gibi bir takım örgütler kuruldu. NATO gibi kapitalist dünyanın silahlı örgütlenmesinin de oluşturulduğu bir süreç yaşandı. Dünyanın parasal sistemini, ekonomik ilişkilerini, devletlerini hatta o devletlerin demokrasi içinde olup olmamasıyla ilgili uluslararası kamuoyunun nasıl davranacağını belirlemek üzere bir genel küresel sistem oluşturulmaya çalışıldı" diye konuştu. "1945 sonrası kurulan düzenin dünyayı iyi yönetmediği artık bu kurumların tepelerinde bulunan kişiler tarafından da teslim ediliyor" diyen Tanık; "Bu uygulamalar kendileri tarafından da sorgulanmaya başlandı. Bunun farkına varalım. Bu haksız bir uygulamadır. Eğer Batılı ülkelerde, Avrupa Parlamentosu'nda demokrasi adına bir şeyler söyleniyorsa, aldıkları kararların kimleri etkilediğini düşünerek ve onların söz haklarına saygı duyarak bu kararların alınma sürecini gündemlerine almak zorunda olduklarını hatırlatmak durumundayız" dedi.
"KİMSENİN HADDİNE DEĞİLDİR"
Türkiye'deki demokrasi sürecinde, çeşitli dönemlerde demokrasi dışına taşan bazı uygulamalar ve müdahaleler yaşandığını ifade eden Tanık; "Ben yaygın 1960 müdahalesinin aleyhinde söylemlere bütünüyle katılmıyorum. 27 Mayıs ihtilalinin bütün ihtilaller gibi yanlışı yok mudur? Yanlış sonuçları olan kısımları vardı. İnsan öldürülmesi ve siyasi amaçla yöneticilerin katledilme sürecini kabul etmek mümkün değil. Ama 27 Mayıs anayasasının Türkiye'ye bir başka demokrasi anlayışını ve kurumsal yapılanmayı da getirdiğini de bununla beraber teslim etmek gerekir. 27 Mayıs' ülkeyi götüren sürecin müsebbibi sadece ordu değildi. 27 Mayıs öncesinde 1950 ile 60 arasında at koşturan iktidarın demokrasi adına yöneten iktidarın antidemokratik uygulamalarını, vatan cephelerini unutmamak gerekir. İstanbul'da öğrencilerin yaşadıklarını unutmamak gerekir. Ama bütün bunlar her şeye rağmen bir ülkenin başbakanının asılmasını, askeri siyasi iradeyle bunun yapılmasını kabul etme anlamına gelen bir şey değil. Yığınların anlık davranışlarını demokrasi diye adlandırmak ve çoğunlukla, oy çokluğuyla her istediğini yapıyor olmak asla demokrasi değildir. Seçildi, 'ben her istediğimi yaparım' demek, asla kimsenin haddine değildir" diye konuştu.
"ÖZGÜR DÜŞÜNCEYE İHTİYACIMIZ VAR"
Demokrasi ile ilgili genel bir değerlendirme yapılacak olursa demokrasinin demokratikleştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirten Tanık; "Davranışımızda ve kendi örgütlerimizde demokratik kültürü ve ahlakı yönetim ve yaşama biçimini iyi örneklerle sergilemek gerekir. Mesela Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun sözünü ettiği bir konu var. 'Seçim sisteminde yüzde 10 barajı olduğu sürece temsil düzeyi demokratikleşmez' diyor. Son derece haklı bir düşünce... Birçok şeyin daha demokratikleştirilmesi gerekiyor ülkede. Eğitimin demokratikleştirilmesi, bilimsel içerik kazandırılması gerekiyor. Eğitimin örgütlenme, protesto, görüş açıklama ve yargıya güvenme hakkının eksiksiz yerine getirilmesi gerekiyor. Sadece seçim sistemini iyileştirmek yetmez ama seçim sistemini iyileştirecek siyasi partiler mekanizmalarını iyileştirecek bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bakın Cumhurbaşkanı kendisinin iktidar olmasını sağlayan kendi partisini imha etmiştir. Kendi desteklediği başbakanı 1,5 sene sonra tepesinden tutup bir kenara koymuştur. Partinin meclisi, merkez karar yönetim kurulu, kurultayı, üyeleri bu karara uymaz zorunda bırakılmıştır. Böyle bir yapı örgütsüz yönetmeye çalışır. Cumhuriyet Halk Partisi'nde çok görüş olması, zarar veren bir unsurmuş gibi anlatılıyor. Bu toplumda da çok ses çıkmasının zarar verdiğinin bir karikatürüdür. Toplumda çok ses varsa o toplum ilerler. CHP olarak bizim atacağımız en önemli adımlardan birisi demokrasiye inancımızı ama burjuva demokrasisine değil, halkın kendisini yönettiği rejime sahip çıktığımız ve onu inşa etmek için her şeyimizle çalışacağımız, bunun tohumlarının da Atatürk tarafından atıldığı coğrafyada yaşadığımızı övünerek söyleyebilmektir. Bizim disipline sopaya değil, özgür düşünceye, tartışmaya, görüş buluşturmasına ihtiyacımız var" diyerek konuşmasını tamamladı.
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Bursa Bölge, 2016.07.13 15:48