CHP'nin Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) ilk toplantısı sonrası Parti Sözcüsü Haluk Koç, açıklamalarda bulundu. Koç, "Arap Baharı olarak adlandırdığımız süreç sınırlarımız yakının da olası sonuçları itibarıyla artık bir PKK Baharına dönüşmüş durumdadır" diye konuştu.
"Değişik konuların ülkemizi ve siyaseti daralttığı konulardan geçiyoruz" diyen Koç, "Arap Baharı olarak adlandırdığımız süreç sınırlarımız yakının da olası sonuçları itibarıyla artık bir PKK Baharına dönüşmüş durumdadır. AKP'nin hayalci dış politikası Türkiye'yi ve bölgeyi içinden çıkılması zor bir sürecin içine sokmuştur. Küresel oyun kurucular Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde halkları inanç ve etnik farklılıklarına göre karşı karşıya getirerek kendi çıkarlarına uygun bir siyasi haritayı, bir siyasi coğrafyayı şekillendirmek peşindeler. Bu yaşananlara bir isim yakıştıracak olursak emperyalizmin yeni versiyonuyla yeniden iş başında oluşu diye adlandırabiliriz" dedi.
Koç, "Maceracı içi boş akademik görüşlerini hala savunmaya devam ediyor. Eleştiri kabul etmiyor, parmakla çağrılmayı içine sindirebiliyor. Çaresiz ve etkisiz kaldığını bir türlü görmek istemiyor. Çözümü hala Erbil'de arama gafleti içinde" diye konuştu.
Koç, Davutoğlu'nun Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirisine tepki gösterdi. Koç, "Yabancı bir atasözü vardır. 'Ne kadar boş ve hükümsüz olduğunuzu anlayabilecek kadar akıllı olmalısınız" dedi
Kürt kökenli vatandaşların üzerinden terör ve etnik siyaset araçlarıyla söylem geliştiren yerel yöneticilere seslenen Koç, "Düşünce özgürlüğü çerçevesinde düşüncelerinizi ortaya dökebilirsiniz. Terörü ve silahı siyasi şantaj olarak hala kullanıyor olabilirsiniz. Ancak şu unutulmamalıdır ki Türkiye'nin rüşvet, pazarlık, cetvel, pergel ile kurulmuş bir devlet değil. Bedel ödenerek kuruldu. Birliğimizi ayrıştıracak, gevşetecek her adıma karşıyız" diye konuştu.
Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunduklarını belirten Koç, CHP'nin her türlü kirli savaşa karşı olduğunu, barıştan yana olduklarını vurguladı. Koç, "MYK'da Kılıçdaroğlu üyelerin görev bölümleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. Arkadaşlarımızın görüşlerini aldı. Alanda ve sahada çalışmalarımıza devam edeceğiz." şeklinde konuştu.
Ak Parti'nin medya ve yargı üzerinde bir baskı kurduğunu ve bun 12 Eylül Referandumu ile pekiştirdiklerini ifade eden Koç, "Bir benzeteme yapmak istersek bunun adı 'saray kavgasıdır.' AKP hükümeti bütün koalisyon oluşumlarını ortada kaldırmak istemiş özel yetkili mahkemelerin ortadan kaldırılması adı altında başlayan süreçte yaşanan kavgaları da Cumhurbaşkanlığı ile ilgili yasayı da bu şekilde yorumlamak gerekir" diye konuştu.
İşte Koç'un konuşmasının tam metni;
"Değerli arkadaşlarım hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bir dönemlik aradan sonra tekrar basın emekçileriyle, siyaseti yakından izleyen ve Cumhuriyet Halk Partisini yakından izleyen basın mensubu arkadaşlarla tekrar birlikteyiz.
Sıcak bir ortamdayız. Türkiye'nin gündemi de aynı meteorolojik koşullar gibi son derece sıcak. Değişik konuların ülkemizi ve siyaseti daralttığı ve bunalttığı günlerden geçiyoruz. Arap baharı olarak adlandırdığımız süreç, daha doğrusu dünyada tanımlanan süreç sınırlarımız yakınında olası sonuçları itibariyle artık bir PKK baharına dönüşmüş durumda. AKP'nin hayalci dış politikası Türkiye'yi ve bölgeyi içinden çıkılması zor bir sürece sürüklemektedir. Küresel oyun kurucular Büyük Ortadoğu projesi çerçevesinde halkları inanç ve etnik farklılıklarına göre karşı karşıya getirerek kendi çıkarlarına uygun bir siyasi haritayı, bir siyasi coğrafyayı şekillendirmek peşindeler. Bu yaşananlara bir isim yakıştıracak olursak emperyalizmin yeni versiyonuyla yeniden işbaşında oluşu olarak adlandırabiliriz.
Değerli arkadaşlarım, bu süreçte en acı gerçek Türkiye'yi yöneten kadronun bu oyunda kendisine verilen rolleri yüzü kızarmadan oynaması ve gereğini ulusal çıkarlara ters düşme pahasına yerine getirmesidir. Türkiye Cumhuriyetinin hayalindeki isimle söylemek istiyorum. Hariciye Nazırı olan beyefendi maceracı, hayalci, içi boş akademik görüşlerini maalesef savunmaya devam ediyor. Eleştiri kabul etmiyor. Parmakla çağırılmayı içine sindirebiliyor, çaresiz, etkisiz kaldığını, olduğunu bir türlü görmek istemiyor. Suriye'deki krizin derinleştirilmesinin ulusal çıkarlarımızı olumsuz etkileyen sonuçlar doğurmakta olduğunu kabullenmiyor, kabullenemiyor. Çözümü ise niyeti ve amacı belli olan Erbil'de arama gafletini sürdürüyor.
Değerli arkadaşlarım, tüm bu yanlışları her fırsatta ifade eden Cumhuriyet Halk Partisine, Sayın Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerine içine düştüğü çaresizliğin verdiği tepkiyle maalesef hakaret etmeye çalışıyor. Sözcülüğümün ilk gününde Cumhuriyet Halk Partisine yakışan bir üslubu ısrarla sürdürmeye gayret edeceğim. Ama Türkçenin dolambaçlı kelimelerle polemik ve demagoji noktasında kötü anlamlarda kullanılması karşısında aynı şekilde, aynı dozda yanıt verebilecek kadarda Türkçe zengini olduğumuzu sizlere ifade etmek istiyorum.
Sayın Davutoğlu şunu lütfen unutmayın. Tarih daima emperyalizmin yerli işbirlikçilerini ahlaki formasyon yönünden hep en alt noktada değerlendirmiştir. Yakın tarih bunun örnekleriyle doludur. Sayın Bakan, bir yabancı atasözünden devşirerek söylüyorum. Ne kadar boş ve hükümsüz olduğunuzu anlayabilecek kadar akıllı olmalısınız. Sayın Bakanın en başarılı olduğu nokta demin bahsettiğim Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanının ahlaki formasyonu eksik sözleriyle bir noktada kendisini tarif etmiş olmasıdır.
Son gelişmeler çerçevesinde Kürt kökenli yurttaşlarımızın üzerinde terör ve etnik siyaset araçlarıyla söylem geliştiren bazı yerel yöneticilere de seslenmek istiyoruz. Düşünce özgürlüğü çerçevesinde içinizdekileri ortaya sunabilirsiniz, dökebilirsiniz. Terörü ve silahı siyasi şantaj yöntemi olarak hiç olmazsa bir kısmınız hala kullanıyor olabilir. Yaşanan olaylar ayrılıkçı görüşlerinizi dışa yansıtmanızı kolaylaştırmış olabilir. Ama hiç kimse unutmasın ve hiç kimse aklından çıkartmasın ve çok iyi hesaplasın. Türkiye Cumhuriyeti rüşvetle, pazarlıkla, cetvelle, pergelle, himayeyle kurulmuş bir devlet değildir. Türkiye emperyalizmin tüm hesaplarını bozarak bu ülkedeki her kökenden, her inançtan insanımızın bedel ödeyerek tarihe adını yazdıran bir devlettir. Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün harcını koyduğu bir devlettir. İçerideki ve dışarıdaki oyun kurucularına ve yeni harita taslak çizicilerine şunu söylemek istiyorum. Bizi birbirimize kaynaştıracak her siyasi girişimin demokrasi, özgürlükler, insan hakları, eşitlik, laiklik ve kardeşlik temelinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak yanındayız. Bizi ayrıştıracak, birliğimizi esnetecek, gevşetecek her önerinin karşısında olacağımızın da bilinmesini istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, benzetmeyi mazur görün. Demire bulaşan pas misali Türkiye'ye musallat olan bu siyasi kadronun iktidarının sona erdirilmesi için Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri üzerine düşen görevi halkımızla birlikte mutlaka bu dönemde yerine getirecektir. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin bugüne kadar vurguladığı gibi Suriye'nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı ilkesi çerçevesinde önümüzdeki günlerde bu konuda bir kez daha ayrıntılı çözüm önerilerimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Hedefimiz Türkiye'nin komşu ülkedeki şiddete son verecek, oraya istikrar ve güven getirecek, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ve güvenliğine ters düşen gelişmeleri bertaraf edecek bir tutum değişikliğine gitmesini sağlamaktır.
Tekrar ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü hesaplı, kirli savaşa karşıyız. Barıştan yanayız. Suriye halkı Alevi'si, Sünni'si, Arap'ı, Kürt'ü, Türkmen'i, Hristiyan'ı hiçbirisi bizim düşmanımız değildir. Hepsi bizim kardeşimizdir, hepsi bizim akrabamızdır. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda da sağduyunun sesi olmaya devam edecektir. Hiç kimse umutsuz olmasın, karamsar olmasın. Hep beraber halkımızla birlikte çözümde bulacağız, çarede üreteceğiz, yanlıştan dönülmesi için üzerimize düşen her görevi yerine getireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bu konu önemli olduğu için öne aldım. Bir iki başlıkta vermeye çalıştım. Ama bugünkü MYK toplantımızda Sayın Genel Başkanımız MYK'daki üye arkadaşlarımızın görev bölümleriyle ilgili açıklamalarda bulundu. Arkadaşlarımızın görüşünü aldı. Yeni bir çalışma dönemine daha farklı, Genel Merkez binalarında daha az oturarak, halkın içinde, halkla beraber çalışarak bütün bu süreci alanda, sahada yaşayarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bunu ifade etmek istiyorum.
Bir başka önemli konu Türkiye'nin gündeminde yer alan. Dünkü tartışmalar. Biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın sözcüsü aracılığıyla bazı serzenişleri oldu. Bu serzenişleri siyasi boyutuyla anlayışla karşılıyoruz. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu iptal kararıyla çok önemli bir çabayı açığa çıkardı hatırlayacaksınız. Neydi bu çaba? Bu çaba, Sayın Tayyip Erdoğan adeta bir terzinin gömlek, elbise dikmesi gibi elindeki güçle Türkiye'yi kendine göre en üst noktadan en alt idari noktaya kadar biçimlendirmeye çalışıyor. Hepiniz dikkatle bakarsanız şunu göreceksiniz. 2002 yılından beri Sayın Başbakan tek adam yönetimi önündeki bütün denge unsurlarını bilinçli bir şekilde adım adım saf dışı bırakmıştır. Bu yolda AB reform süreci ne yazık ki bir manivela olarak kullanmıştır. AB ile Türkiye, AKP iktidarı Türkiye derken. Karşılıklı olarak birbirlerini kandırma süreci yaşamışlardır ve yaşatmışlardır. Medya üzerine sistematik bir baskı kurulmuştur. Ben sizlerin hepsini hangi yayın kuruluşunda çalışıyorsanız çalışın birer basın emekçisi olarak saygıyla karşılıyorum. Ama sizlerin yayın mutfaklarında maalesef özel mönülerle, özel cımbızlarla daha farklı haberler hazırlanıyor. Bunları hepimiz yaşıyoruz, bu baskıların sonucunu görüyoruz.
Yargı erkini tekrar etmenin hiç gereği yok. 12 Eylül referandumu ile tamamen bir iktidar yargısı haline getirilmiştir. Burada tüm onurlu dik duran savcılarımızı, yargıçlarımızı, hukuk mensuplarımızı tenzih ederek söylüyorum. Bu baskı maalesef yargının birçok kademesinde iktidar söylemiyle örtüşen, kararlar alma noktasına giden bir adli sistem yaratmıştır.
Değerli arkadaşlarım, toplumsal muhalefetin tüm unsurları özel yetkili mahkemeler eliyle bir baskı rejimine dönüştürülmüştür, susturulmuştur.
Sonuç olarak dünkü tartışmalarda geldiğimiz nokta bir benzetmeyle söyleyecek olursak bir saray kavgasıdır. Burada Sayın Başbakan iktidarının inşası süresince dayandığı tüm koalisyon ortağı yapıları birer birer saf dışı etmek istemektedir, bertaraf etmek istemektedir. Türkiye'de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması adı altında başlayan süreçte yaşanan kavgaları da Cumhurbaşkanlığı ile ilgili yasayı da bu şekilde yorumlamak gerekir. Sayın Başbakanın Cumhurbaşkanlığına ulaşması yolunda bir engel olabileceğini düşündüğü her ihtimali 40 yıllık dostu bile olsa saf dışı bırakmaya çalışmaktadır. Bu bakımdan Sayın Cumhurbaşkanının serzenişi hem anayasanın eşitlik ilkesine, hem de dostluğun temel kurallarına dayanıyor. Bizce haklı bir serzeniş.
Ancak esas üstünde durulması gereken şudur; Türkiye Sayın Başbakanın tek adam yönetimi içerisinde yönettiği sadece Başbakan değil, baş yargıç, başsavcı, baş müteahhit, baş kondüktör, ne derseniz her şeyin başına ekleyebilirsiniz. Böyle bir kimlik içerisinde iktidarı kendi parti mensupları ve yol arkadaşları ile bile paylaşmadığı, herkesi kendisine risk oluşturduğu noktada düşman görebilen bir rejimin bugün Türkiye'de uygulayıcısıdır. Demokrasi bu mu diye gerçekten sormak gerekiyor. Hani mangalda kül bırakmıyoruz ya demokrasinin evrensel kuralları diye. Demokrasi bu olmasa gerek. Demokrasinin evrensel kuralları var, kurumları var, işleyişi var. Ama maalesef Sayın Başbakan kendine demokrat bir anlayışı ısrarla iktidarında sürdürmeye çalışıyor.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 21.yüzyılda otoriter bir tek adam yönetimi ve bu tek adamın her kurumu vesayeti altına aldığı bir sivil faşizan yönetim değil, laik, demokratik, evrensel hukuka saygılı, bağımsız yargının tüm kurumlarıyla oluştuğu sosyal bir hukuk devleti istiyoruz. Ve bu standartlardan da bir adım geriye gitmeyeceğimizi bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Sayın Abdullah Gül ile AKP arasında soğuk rüzgarlar esiyor. Bir film adı gibi oldu, dizi adı gibi oldu. 2014 yılında Sayın Cumhurbaşkanının görev tanımsızlığı köşkte ciddi bir kırgınlık, belirsizlik yaratmış. Bunu ikinci adamının sözcüsünün ifadelerinden anlıyoruz. Yani Sayın Gül kurucusu olduğu partiye biraz küskün, biraz kırgın bu yansıyor açıklamalardan. Bunu kim söylüyor? Bunu demin söylediğim gibi Sayın Cumhurbaşkanının Başdanışmanı Sayın Ahmet Sever söylüyor. Görünen o ki şimdilik topa girmiyor Sayın Cumhurbaşkanı. Sadece danışmanı aracılığıyla partisine mesaj vermeye çalışıyor. Bu mesaj peki, AKP tarafından alınmış mıdır? Soru bu. Bence pek alınmışa benzemiyor. Çünkü Sayın Hüseyin çelik derhal kontratak yapıyor ve Abdullah Gül'e hem cumhurbaşkanlığı kapılarını hem siyasetin daha sonraki aşamalarında olabilir ya, üstlenmek istediği ya da kendisine uygun gördüğü pozisyonların tümünün belki Kayseri İl Başkanlığı da dahil kapatmış gibi gözüküyor.
Hatta Sayın çelik Abdullah Gül'e jest yap çağrısı yapıyor. Bugün bir iki büyük gazetemizin ön sayfa manşetiydi. Yani köşkün restine Sayın Çelik jest karşılığı bekliyor. Bir rest ve jest olayıyla karşı karşıyayız AKP'deki bu saray kavgasının karşısında.
Görünen o ki, AKP içinde cumhurbaşkanlığı yarışı başladı. Yıllardı Türkiye'yi demin tarif ettiğim boyutta kırıp dökmeye devam ettiler. Şimdi olayın başka bir kişisel çekişme noktasına geldiler.
Değerli arkadaşlarım, burada özellikle bir konuda da görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Biliyorsunuz yarın Yüksek Askeri Şura toplanıyor. Burada terfiler, emeklilikler görüşülecek. Bu kurulda kesin yargı kararı olmadan, henüz kesin yargı kararı ortaya çıkmadan tutuklu olan 68 komutanın terfileri görüşülecek. Büyük bir ihtimalle yargısız infaza kurban gidecekler. Bir kere daha bu kurumda dahil Yüksek Askeri Şura ve onu oluşturan kim olursa olsun kişilerde dahil sonuçta hepsi devlet mekanizması içinde görevleri olan kişilerdir. Bütün kurum ve kuruluşlarda hukuka saygı istiyoruz. Yargısız infaz yapılmaması için herkesi CHP adına uyarıyoruz ve sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Şimdilik bu uyarıyı yapmakla yetinelim. Olayı da çok yakından takip ediyoruz.
Gündemde ağırlıklı olan konular bunlar. Suriye konusunun uluslararası boyutuna girmedim. Sayın Başbakanın ABD Başkanı ki, bir kasım ayında ikinci kez bir seçim kampanyasına hazırlanıyor biliyorsunuz. Onunla istişaresine girmedim. Rusya Haber Ajansının Sayın Başbakanla Obama arasındaki telefon görüşmesinin içeriğine dönük bugün yaptığı açıklamaya da girmedim. Bunları sizde basından izliyorsunuz. Türkiye maalesef ağırlığı olmayan artık değişik devletlerin değişik günlerde değişik olay karşısında dönüp ya Dışişleri Bakanını parmakla çağırdığı ya da ağır ifadelerle suçladığı bir yönetimi maalesef sergiletiyor Türkiye'ye.
Sizlerin sorusu olursa yanıtlayabilirim.
Soru- Hatay Dörtyol'da bir milletvekilinin oğlu emniyet müdürlüğünde polisleri teşhis etti. Hem bu konuyla ilgili görüşünüzü almak isterim hem de o milletvekili ve oğlu şu an AKP Genel Merkezindeler. Disipline sevk edilme gibi bir durum söz konusu olabileceği belirtiliyor. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Haluk KOÇ- Bu konuyla ilgili görüşümü şu şekilde söyleyeyim. İngiltere Başbakanı Sayın David Cameron biliyorsunuz oğluyla ilgili bir emniyeti ilgilendiren bir takibat olduğunda bizzat emniyete giderek ifade vermişti. İngiltere yani Birleşik Krallığın Başbakanı. Türkiye'de bırakın Başbakanın oğlunu, bırakın bakanların oğlunu artık bir iktidar milletvekilinin oğlunun bir adli sürecin içine girmesi durumunda o kişilerin gidip ifadesi vermesini bırakın o süreci çalıştıran devlet görevlileri ifadeye çağrılıyor.
Çok acı tablolar yaşadık. Her zaman, zaman zaman ağlayarak konuşsa da AKP vicdanı olmaya soyunan bir Başbakan Yardımcısı var biliyorsunuz. Hükümet toplantısından sonra bu konuda da sizin sorunuz çerçevesinde rahatsızlığını dile getirdi. Ben gözyaşlarını göremedim. İyi polisi kötü polis oynamaya devam ediyorlar. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Bu bir iktidar erkinin paylaşan en üsten en alta kadar bir kadronun ve yakınlarının devlet kurumları karşısında bir parti devletinin baskıcı anlayışını nasıl hayata geçirdiklerinin göstergesidir. Bir utanç görüntüsüdür. Artık istifa mı eder, AKP bu oluşan tepkiler karşısında o Sayın Milletvekiliyle ilgili bir tasarrufta mı bulunur bunu AKP'nin iç işleyişi gösterecektir. İster ihraç etsinler, ister istifa etsin bunlar hiç önemli değil bu işin, bu olayın Türk milletinin vicdanında bıraktığı soru şudur, bu baskıcı yönetime biz daha ne kadar dayanacağız? Daha ne kadar bu tür olayları izleyerek vicdan azabı çekeceğiz? Bütün manzara budur.
Soru- Onurlu yargıç ve savcılar dediniz. CHP'yi de yakından ilgilendiren bir konu. İki milletvekiliniz, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal üçüncü yargı paketi çerçevesinde bildiğiniz gibi gerekçeli bir karar var. Ayrıntılı bir şekilde yazılıyor ama bu kez tahliye talepleri reddedildi ama o gerekçeli karar yine kısa tutuldu, ihsas-ı rey olur gerekçesiyle. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk KOÇ- Şu şekilde değerlendiriyorum; Sayın Başbakanın inisiyatifi, Sayın Başbakanın tutuklu milletvekillerini siyasi rehin olarak tutma eylemi devam ediyor. Ben oradaki yargıçları demin söylediğim, tanımladığım yargıçlar sınıfında değerlendirmiyorum. Sayın Başbakanın tutumuyla hareket eden, onu işaretiyle karar verme sürecini çalıştıran bir yargı sistemi çalışıyor. Biliyorsunuz özel yetkili mahkemelerin görev tanımı değişti. Terörle mücadele mahkemelerine dönüştürüldü. Ama sürdürmekte olduğu davaları henüz eski yetkileriyle sürdürüyorlar ve asli kontrol mekanizmasının uygulanamazlığından bahsediyorlar tutuklu milletvekilleriyle ilgili 3 yılı aşkın bir süre. Gerekçe sizi tatmin ediyorsa bunu bilemiyorum. Ama gerekçe hiçbir hukuk mensubunu da tatmin etmiyor. Sadece Sayın Başbakanın egosunu tatmine diyor ve siyasi rehine olarak tutmaya Sayın Milletvekillerini devam ediyor.
Soru- Malatya'da Alevi bir vatandaşın kapısının önünde ramazan davulcusuyla ilgili bir tartışmanın büyüdüğüne şahit olduk fakat yine hükümet tarafından bunun sadece bir kavga olduğu daha da uzatılmaması gerektiği yönünde yine Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç'ın beyanatları oldu. Bunları nasıl değerlendireceksiniz?
Haluk KOÇ- Zaman zaman Türkiye'de bilhassa ramazan aylarında sadece Malatya Doğanşehir Sürgü'de değil değişik ülke noktalarında da benzer olaylara tanık oluyoruz biliyorsunuz. Çok hassas bir konudur. Üzerinde durulması gereken bir konudur. Mutlaka bu süreçte provokatif girişimde bulunan kişilerin adli takibata tabi tutulması gerekir. Ama ben tüm yurttaşlarımızın Sünni olsun Alevi olsun her birinin kendi inanç dünyalarında sağduyulu davranacaklarına ve bu olayı konuşmamın başında da söylediğim gibi bu büyük projeyi yürütenlerin bu bölgede yaşayan insanların etnik ve inanç kimlikleri üzerinden her zaman sorun yaratmaya kurgu yaptıklarını biliyoruz.
Türkiye bu acı olayları yaşadı biliyorsunuz 80 öncesinde çok yaşadı. En basiti 93 yılında Sivas'ta yaşadı. Tekrar acı sahnelere tanık olmayacak kadar hepimiz olgunlaşacağız, hepimiz sağduyulu davranacağız ama bu konuda o provokasyona neden olanlarında mutlaka adliye önünde takibata uğraması gerekir. Bunun da takipçiliğini zaten bölgedeki milletvekili arkadaşlarımız yapıyor. Ben tüm yurttaşlarımızı bu konuda sağduyuya davet ediyorum. Tarih bize bunu öğretiyor. Bakın, demin söylediğim gibi bu büyük oyun kurucularının raflarında bu dosyalar hep var. Suriye için var, İran için var, Türkiye için var, diğer hallettikleri ülkeler içinde vardı. Bu dosyalar Türkiye'de daha öncede çıkartıldı. Raftan indirildi, o tarihsel süreçlerde malzeme yapıldı Türkiye'de. Canlar yandı biliyorsunuz. Acılar çektik. Toplum birbirine düştü. Artık bu oyuna, bu tezgaha düşmeyecek kadar akıllıyız, deneyimliyiz ve bu oyunu kuranların oyununu bozacak kadarda güçlüyüz.
Teşekkür ediyoruz, iyi çalışmalar diliyorum hepinize."
Kaynak: BURSADA BUGÜN
Siyaset, 2012.07.31 21:14