Uludağ'ın derinliklerinde, dönemin verem hastaları için yapılan devasa sanatoryum binasında yaşanan esrarengiz bir kaybolma vakası. 1970'li yılların sonunda, sanatoryumda görev yapan genç bir asistan doktor, hastaların yattığı bir gece yarısı nöbetinde odasından çıkıyor. Kar fırtınasının olduğu o gece, hastanenin güvenlik kameraları (veya o dönemki bekçi kayıtları) doktorun binadan çıktığını doğrulamıyor. Günlerce süren aramalara rağmen ne Uludağ'ın karlarında ne de binanın bodrum katlarında doktora dair tek bir iz bulunabiliyor.
Doktor arkasında tek bir not bile bırakmadı. Şehir efsanelerine göre, hastanenin altındaki gizli tünellerde kayboldu; resmi kayıtlara göre ise dosya "faili meçhul kayıp" olarak kapatıldı.
Bursa'nın tarihi kalbini kül eden ve şehrin hafızasını silen büyük 1958 yangını. Yangının resmi olarak bir eskici dükkanındaki parlamadan çıktığı söylense de, dönemin yerel esnafı ve yaşlı Bursalılar arasında kulaktan kulağa yayılan bir iddia hiç bitmedi. Yangından sadece birkaç saat önce, çarşının çatısında ve dar sokaklarında siyah pelerinli, yüzü görünmeyen bir yabancının dolaştığı iddia edildi.
Yangından hemen sonra Kapalıçarşı'daki bazı çok değerli antikaların, el yazması eserlerin ve tarihi altınların yangında yok olmadığı, aslında kundaklama süsü verilerek çoktan şehirden kaçırıldığı söylendi. İtfaiye raporları kundaklamayı hiçbir zaman tam olarak kanıtlayamadı ama çarşı esnafının torunları hala o günü şüpheyle anlatır.
İznik Gölü'nün derinliklerinde yatan bazilikanın keşfinden çok önce başlayan, balıkçıların şahit olduğu garip olaylar. Yüzyıllardır İznikli balıkçılar, gölün ortasında aniden beliren girdaplardan ve suyun altından gelen garip uğultulardan bahsederdi. Hatta 1990'lı yıllarda bazı yerel gazetelere "Gölün üzerinde uçan tanımlanamayan nesneler ve suya giren ışıklar" şeklinde ihbarlar düşmüştü.
2014 yılında gölün suları çekilince 1600 yıllık batık bazilika ortaya çıktı. Ancak batığın bulunması gizemi çözmedi, aksine artırdı. Bazilikanın mezar odalarında yapılan kazılarda, resmi tarihte adı geçmeyen ve üzeri garip sembollerle mühürlenmiş lahitler bulundu. Bu lahitlerin sırrı hala tam olarak çözülmüş değil.
Tophane Saat Kulesi civarında yaşanan ve dönemin emniyet kayıtlarına "akıl tutulması" olarak geçen garip bir kayıp ihbarı. 1984 yılının sisli bir Kasım akşamı, Heykel'den Tophane'ye doğru yürüyen iki üniversite öğrencisi, saat kulesinin yakınlarında yoğun bir sis bulutunun içine giriyor. Öğrencilerin iddiasına göre, sisin içinde birkaç dakika yürüdükten sonra etraftaki binaların, arabaların ve insanların kıyafetlerinin tamamen değiştiğini, kendilerini adeta 1920'lerin Bursa'sında bulduklarını iddia ediyorlar.
Karakola başvuran gençlerin üzerinde yapılan psikolojik testlerde akıl sağlıklarının yerinde olduğu raporlanıyor. O gece Tophane bölgesinde elektriklerin saatlerce kesildiği ve pusulaların ters döndüğü kayıtlara geçiyor. Gerçek bir halüsinasyon mu, yoksa Bursa'nın en gizemli anı mı? Dosya hala açık.
Bursa'nın en köklü ve lüks oteli olan Çelik Palas'ta, 1960'larda kalan yabancı bir diplomatın geride bıraktığı şifreli notlar. Otelde haftalarca kalan ve kimseyle konuşmayan Avrupalı bir diplomat, bir sabah odasında yatağı hiç bozulmamış şekilde ortadan kayboluyor. Odada yapılan incelemede, diplomatın tüm eşyalarını bıraktığı, sadece masanın üzerinde Bursa'nın yer altı su kaynaklarını ve hisar içi haritasını gösteren, üzerine kırmızı mürekkeple şifreli notlar alınmış bir harita bıraktığı görülüyor.
Diplomatın izine ne sınır kapılarında ne de kendi ülkesinde rastlanıyor. Şehirdeki kaplıcaların ve şifalı suların altındaki devasa mağara sistemlerinde bir şeyler aradığı tahmin edilen bu adamın ajan mı, yoksa bir define avcısı mı olduğu hiçbir zaman anlaşılamadı.